Dünya ve nükleer silah korkusu

Dünya ve nükleer silah korkusu

Salı, 27 Ağustos, 2019 - 12:45
Emel Musa
Tunuslu şair ve yazar

İnsanlık tarihinin ilk dönemlerinden itibaren insanlar; doğa ile giriştikleri ilk mücadeleleri, kendilerini koruma çabaları ve hayatta kalma içgüdüsünün etkenleri ile silahlar icat etmeye yöneldiler. Tarihin aşamaları boyunca gelişen silahlara insan zekâsının kanıtı,  koruma ve güvenliğini sağlama yöntemelerini geliştirme çabasının bir ürünü gözüyle bakıldı.

Ancak insanlık, nükleer silah dönemine girdiğinde her şey değişti. Silah bilimi ve sanatı uğruna başlangıçta silahların üretilmesindeki etmenler ayaklar altına alındı. İnsanlığın nükleer silah dönemine girmesi ile silahlar, güvenlik ve nefsi müdafaanın kendisine sağladığı meşruiyetlerini kaybettiler. Çünkü nükleer silahlar; insanların uluslararası güvenliği sağlama amacını korkunç ve ciddi bir şekilde kirletti. Nefsi müdafaa, güçlenme ve savunma kavramlarının bizzat hayatı, çevreyi, doğayı ve insanı savunmak yerine kırıp geçirme yoluna sapmasına yol açtı.

Yıllardır “nükleer silahlar” konusu; uluslararası müzakerelerin ana konusu olması yanında uluslararası medyada da güçlü bir şekilde varlığını sürdürdü. Aynı şekilde nükleer silahlar – ki bu daha önemlidir- dünyada ve Ortadoğu bölgesinde savaşlara yol açan temel gerilim kaynağı oldu. Şimdi ise dünyanın birden fazla bölgesindeki çatışmaların itici gücüne dönüştü. Nükleer silahlar hakkındaki müzakareler; çatışmaların körüklenmesi ve bunun yoksulluk oranlarında yol açtığı yükselişe rağmen, silah ve silahlanma yarışı alanındaki ekonomik faaliyetlerin artması çerçevesinde ne yazık ki uluslararası politika ve ilişkilerde gizli bir pazar haline geldi.

Nükleer silahlardan bahsetmek için elbette belirli bir olaya ya da tarihe ihtiyacımız yoktur. Çünkü kendisi günümüzün en önemli konusu ve Ortadoğu bölgesindeki temel sorunlarımızdan birini oluşturmaktadır. Nitekim İsrail’e ek olarak İran bu konuda gerçek bir tehdit oluşturmaktadır. Bilindiği gibi 1996 yılında kabul edilen Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Antlaşması daha yürürlüğe girmedi. Çünkü bu anlaşmanın kapsadığı 44 ülkeden 9’u şu ana kadar anlaşmayı imzalamadı. Bu ülkeler: Çin, Kuzey Kore, Mısır, Hindistan, Endonezya, İran, İsrail, Pakistan ve ABD’dir.

Yani nükleer denemeleri yasaklayan anlaşma hem mevcut, hem de yürürlüğe girmediği için mevcut değildir. Uluslararası açıdan karmaşık bu durum karşısında BM, 2009 yılının ocak ayından itibaren 29 Ağustos’u ‘Nükleer Silahların Test Edilmesiyle Mücadele Günü’ kabul etti. Bu uluslararası gün; nükleer testlerin sürdürülmesi ve birikmesi, daha fazla nükleer silahın geliştirilmesinin insan, çevre ve doğaya daha fazla zarar verilmesi anlamına geleceği için bu tür silahların geliştirilmesini engellemek amacıyla mücadele etmek gibi mantıklı bir fikre dayanmaktadır.

Bunun yanında tabii ki, nükleer silahların kullanımının tehlikeleri ve nükleer denemeler nedeniyle doğada yaşanan değişimler ile ilgili bilimsel çalışmaların ortaya çıkardığı sonuçların, bu anlaşmayı imzalayan birçok ülkede ahlaki bir farkındalık ve tutum doğurduğu gerçeğini de görmezden gelemeyiz. Bu ülkelerdeki bilimsel enstitüler ve sivil toplum da bu konuda önemli bir rol oynamıştır.

Buna karşılık, nükleer silahlar meselesinde büyük devletlerin tutumuna ciddi bir ihmalkârlık ve umursamazlık hâkimdir. Bu devletler, bunu kendi çıkarları lehine kullanmaya çalışmaktadırlar. Aslına bakılacak olursa nükleer silahlar meselesinde başta ABD olmak üzere büyük devletler sorumludur. Çünkü nükleer testlerin tarihi, 1945 yılında ABD’nin, New Mexico’daki Alamogordo Çölü’nde ilk atom bombasını patlatmasına uzanmaktadır. Buna ek olarak; o tarihten Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Antlaşması’nın kabul ediliş tarihine kadar bütün dünyada gerçekleşen 2000 nükleer testin yarısından fazlasını ABD gerçekleştirmiştir. ABD’yi (eski) Sovyetler Birliği, Fransa (210) takip ederken listenin en alt sıralarında ise İngiltere ve Çin yer almaktadır. Bu ülkelerden her biri 45 nükleer test gerçekleştirmiştir.

Bu dosyanın tehlikeleri konusunda daha fazla derinlere inersek harcanan bütün çabaların oldukça mütevazi ve nükleer tehdidin doğa, çevre ve genel olarak yeryüzü ve içindekilere yönelik ciddi riskinden daha az ciddi olduklarını görürüz. Yani bizler aslında bir hayat memat meselesi, doğayı etkileyen, insanlığın karmaşık ve kompleks hastalıklardan, sonuçları belirsiz korkunç iklim değişikliklerinden muzdarip olmasına neden olan olumsuz etkiler ile karşı karşıya bulunmaktayız.

Nükleer silahlar meselesi, baskı yapan ülkelerin çıkarlarına göre güçlenen ya da gerileyen uluslararası bir baskı aracına dönüştü. Bu da bizzat kapsamlı nükleer deneme yasağı düşüncesinin bile bizlere gösterildiği şekilde samimi olmadığı anlamına gelmektedir. Çünkü baskı yapan ülkeler, gerçekten nükleer silahları bütün dünyada yasaklamak isteseler bunu yapacak güce sahiptirler. Ancak bu karar; örneğin İran ve İsrail’in, Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Anlaşması’nı imzalamayı reddetmelerinin Ortadoğu’daki çatışmanın siyasi olarak süreceği anlamına geldiğinden yola çıkılarak alınmamaktadır. Bu çatışmanın devam etmesi ise, gerilimin devam etmesi dolayısıyla daha fazla silah ve mühimmata ihtiyaç duyulması anlamına gelmektedir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya