Biarritz Zirvesi: Önemsiz bir mevsimde parlak bir an

Biarritz Zirvesi: Önemsiz bir mevsimde parlak bir an

Cuma, 23 Ağustos, 2019 - 09:45
Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar
Dünyanın dört bir yanındaki gazeteciler, uzun bir süredir yılın bu zamanını, yani yaz mevsiminin ortasını, en azından siyasi bakımdan ilgiyi hak eden önemli olayların yaşanmadığı değersiz bir mevsim olarak görüyorlardı. Nitekim bu önemsiz mevsim, Yeni Zelenda’da çift başlı bir koyunun doğduğu, kayıp Atlantis kıtasının kalıntılarına Cezayir çöllerinde rast gelindiği, baharatı azaltmanın öğütlendiği ve çocuk tacizcisi bir milyarderin ABD’deki üst düzey güvenlikli bir hapishanede intihar ettiği gibisinden haberlerle doluydu.

Fransa’nın Biarritz şehrinde yarın gerçekleşmesi beklenen G7 Zirvesi’nin bu değersiz mevsim algısında bir istisna olduğu söylenebilir. Belki de tam tersi olabilir.

Bu zirve, Fransa Cumhurbaşkanı Valéry Giscard d'Estaing’in düşüncesinin ürünüydü. Fransa, 1975 yılında ilk kez ev sahipliği yaptığında zirvenin adı G6, üyeleri de İngiltere, İtalya, Japonya, Almanya (o dönemde Batı Almanya) ve ABD idi.

Temel düşünce, 1971-73 yıllarında yaşanan petrol şoklarından kaynaklanan durgunluğun ardından küresel ekonomi meselelerine odaklanmaktı. Bununla beraber bir iki sene içerisinde, yani Kanada ile Avrupa Ekonomi Topluluğu’nun katılmasından sonra zirve, önemli siyasi meseleleri içine alacak şekilde ilgi sahasını genişletti. 1978 yılındaki Guadeloupe toplantısında ise bu 7’li grup, tüm dünyayı kontrol ettiği iddia edilen uluslararası bir siyasi ofis haline geldi.

Tarihe lezzet katan gülünç garipliklerden biri de şu: Grup, Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından Rusya’yı bünyesine kattığında dünya, grubun asıl gücünde bir gerilemeye, küresel yönelimleri etkileme yeteneğinde ve aynı şekilde dünyaya hükmetme hevesinde bir sallantıya tanık oldu.

Grup, Sovyetlerin Afganistan’ı işgal etmesi, Sovyetler Birliği’nin dağılması, Varşova Paktı’nın çökmesi, Mollaların İran’da iktidarı ele geçirmesi ve Çin’in bir kapitalist rejime dönüşmesi karşısında hiçbir şey yapamadı. Saddam Hüseyin’in fitilini ateşlediği savaşlar ve din adına hareket eden uluslararası terörün büyümesi karşısında da ortaya sunduğu şey koca bir hiçti. Her şeyden önemlisi ‘küresel siyasi ofis’, dünyayı sanayi devriminden daha büyük bir şeye sürükleyen dev teknolojik gelişmelerde belki de hiç pay sahibi olmadı.

90’lı yılların ortasına gelindiğinde -Rusya’nın kovulmasından önceki- bu 8’li grup, artık kontrol edemedikleri bir yeni dünyada konum arayışında olan siyasi liderlerin fotoğraf çektirdiği bir stüdyoya ve diyalog fuarına dönüştü. Fransa’nın Lyon’da ev sahipliği yaptığı zirvelerden birinde katılımcılar, akıllarına gelen her konuda birtakım ‘kararlar’ aldılar. Hâlbuki bu meselelerden herhangi biri için harekete geçme niyetleri ve güçleri olmadığının farkındaydılar.

Peki, G7 Zirvesi’nin bununla ne ilgisi var?

Cevabı kısaca şöyle: Kanada’nın ev sahipliği yaptığı geçen yılki zirvede Almanya Şansölyesi Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD Başkanı Donald Trump’ı siyasi hayatın gerçekleri konusunda ‘eğitmeye’ çalıştıklarında niyetleri ABD Başkanı’nı güçlü bir tepki görmek için kışkırtmaktı.

Kanada’nın deneyimsiz genç Başbakanı Justin Trudeau’nun görevlendirdiği bitiş konuşmasını çevirmekle görevli mütercimin yanlış yorumlanacak şekilde konuşmayı tercüme etmesi olayın tümüyle komik bir hal olmasına yol açtı.

Başkanlık uçağında olan Trump, bunu dinlediğinde açıklamanın tamamına itiraz ettiğini belirten bir Twitter mesajı yayınladı. Normal şartlarda bu, neredeyse yarım yüzyıl önce başlayan bir sahne oyununun bittiği anlamına gelebilirdi. Ama oyun bitmedi. Niye mi? Çünkü kötü üne sahip bürokrasi halen hayatta ve ölmeyi reddediyor.

Zirvenin hafta sonu şu meselelere odaklanması bekleniyor:

İlki, devletin ve AB gibi toplulukların sınırlarını aşan dijital bir dünyada bir nevi uluslararası hukuk ve düzen arayışı. Görünüşe bakılırsa Biarritz Zirvesi’nde söylenen ya da ‘karar verilen’ herhangi bir şeyin büyük başkentlerdeki bürokratların hayalini kurduğu türde bir egemenlik getirmesi pek muhtemel değil.

İkincisi, terörle mücadele. 1996 yılındaki Lyon Zirvesi, havalimanlarındaki denetim noktalarında ayakkabılarımızı çıkarma zorunluluğu dışında hiçbiri uygulanmayan 45 önlem aldı. Sayıları, Jacques Chirac’ın bir iki yıl içerisinde ortadan kaldıracağını söyleyerek övündüğü günlerdekinden daha fazla olmasa da terör örgütleri bugün hala hayatta.

Üçüncüsü, sarsıntısı artmakla birlikte İran’ı halen elinde tutan İslam Cumhuriyeti konusunda yapılması gerekenler. Belki Boris Johnson dönemindeki İngiltere hariç, Kanada ve belki Japonya dâhil Avrupalılar, olur da Ortadoğu’da büyük bir krizden kaçınılır diye dünyaya Başkan Barack Obama’dan miras kalan ‘ölü anlaşmaya’ hizmet sunmayı sürdürmek istiyor. Ekonomik yavaşlık ve Brexit ile uğraşan AB, Mollaların cehennem çukuruna gönderilmesini durdurmak için baskı yapıyor. Ama Tahran’daki batık Humeynici çeteye can simidi atma cesaretinden de yoksun.

Bununla beraber Trump yönetimi, daha doğrusu bizzat Trump, ek yaptırımların Humeyni rejimi üzerinde gerçek bir etki bırakmaya başladığında daha fazlasını yapmaya gerek duymadı.

Dördüncüsü, Çin ile ABD arasındaki sözde ticari savaş. G7 grubunun bu meselede de olayların bırakın sonuçlarını, gidişatını bile etkileyecek şekilde yapabileceği bir şey yok. Ekonomik gerçeklik, Trump’ın, ürün fiyatlarını düşürüp büyük oranda ABD hazinesi tahvilleri satın alarak Amerikalı tüketiciyi destekleyen Çin’e yönelik tarife savaşı yaklaşımının ana hatlarını belirlemeye başladı.

Biarritz Zirvesi, bir sonraki yılın zirvesinin düzenleneceği yerin ve zamanın belirlenmesi ile sonuçlanabilir. Aynı şekilde yeni İngiltere Başbakanı Johnson için bu zirve, Trump ile daha yakından tanışmak ve Birleşik Krallığı, son üç yılın dokuması olan düğüm halindeki Brexit ağından çıkarmaya yardımcı olmaları için Merkel ile Macron’a baskı uygulamak için bir fırsat olabilir.

Trump, Rusya ve Çin’i gruba katılmaya davet etse bile bu olayın hız kazanması pek olası değil. Bu esnada önemli haberlerden mahrum kalan gazeteciler, kentteki en lüks otelde dünyanın en lezzetli yiyeceklerinin tadını çıkarabilir. Bence bu anlar, değersiz bir mevsimde zevk verici.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya