Yemen'in toprak bütünlüğü ve birliği bir slogandan ibaret

Yemen'in toprak bütünlüğü ve birliği bir slogandan ibaret

Perşembe, 22 Ağustos, 2019 - 13:00
Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı
Bu son açılım ve yumuşamadan sonra bile “Geçici Meclis”in, bu ciddi şekilde sarsılmış çok renkli görüntü ile ya da “ayrılıkçı” olarak daha net hatta ondan daha da ileri bir görüntü ile tekrar görünmesi uzak bir olasılık değil. Çünkü Güney Yemenliler, 1990 yılından itibaren bağımsız devletlerini kaybettiklerini ve bütün bu uzun yıllar boyunca dışlanmış olduklarını düşünüyorlar. Buna bir de devrik Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in, Husiler ile ittifak yaparak işlediği o öldürücü hatasını, trajik sonunu, bedelini ağır ödediği siyasi oyunları ve manevralarını da eklemeliyiz.

Bilindiği gibi; İbrahim el-Hamdi ve Ahmed Hüseyin el-Gasmi suikastinin ardından idam edilen Salim Rubai Ali döneminin başından beri Güney Yemenliler, “Yemen’in toprak bütünlüğü” sloganını benimsemelerine rağmen “güney” ile “kuzey” arasında fiili bir bağ olmadığı esasına göre davranmayı sürdürdüler. Güneylilere göre 129 yıl İngiliz sömürgesi olan ülkelerinin, Arapları uzaktan birbirine bağlayan sözde duygu ve vicdan ilişkisi dışında kendisini “kuzey” tarafına bağlayan bir ilişki yok.

Bu bağlamda; yönetimi ele geçiren ve 13 Ocak 1986 yılında yaşanan ünlü siyasi ofis  toplantısı katliamının ardından silah zoru ile Ali Nasir Muhammed’in yerine geçen Ali Salim el-Beyd’e de işaret etmeliyiz. Ali Salim; uluslararası dengelerin çökmesi, Sovyetler Birliği’nin yıkılmanın eşiğine gelmesi, siyasi ve ekonomik olarak iflas etmesi, aralarında Güney Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin de bulunduğu uydusu olan ülkeleri desteklemeyi sürdürememesinin ardından kendi ve Güney Yemen’in kaderini Ali Abdullah Salih’e teslim etmek zorunda kalmıştı.

Silahlı mücadelenin fitilini ateşleyenlerden biri olan Ali Salim el-Beyd, kendi kaderini, Ali Abdullah Salih’in eline teslim etme ve adaletsiz olduğunu düşündüğü bir denklem ile onun yardımcısı olmayı kabul etmek zorunda kalmıştı. Bu nedenle; ülkesini “ilhak edilmiş bir ülke” komunundan kurtarma çabası ile 1994 yılında “hakettiği” şekilde kaybettiği bir savaş başlattı. Sana tarafından ise bu savaş, ayrılıkçı Güney hareketinin başlattığı bir isyandan ibaretti.

Güney Yemen’deki siyasi süreç; Abdullah el-Asnaj ve başlangıçta Nasırcı bir örgüt olarak görülen örgütünün tasfiye edilip Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin yönetime gelmesinden sonra bile bilindiği gibi kanlı bir şekilde ilerledi. Güney Yemen liderleri birbirlerini tasfiye etmeye devam ettiler.

İlk tasfiye edilenler ise Kahtan el-Şaabi ve Faysal el-Şaabi’ydi. Böylece bu ateşten çember durmadan döndü. Salim Rubai Ali’nin ardından Abdulfettah İsmail ilk olarak siyaseten devre dışı bırakıldıktan sonra yukarıda adı geçen ünlü siyasi ofis katliamında tamamen ortadan kaldırıldı. Bu katliam, şu anda “kaybedilmiş bir iktidarı” geri alma operasyonun başındaki isim olan Ali Nasir Muhammed tarafından gerçekleştirilmişti ve yalnızca Ali Salim el-Beyd, Abu Bakr el-Attas ile “yoldaşların” çatışmasında temel rol oynamayan diğerleri kurtulabilmişti. Nitekim bu katliamın öncesinde ve sonrasında Suriye ve Irak’ta da “Baas Partisi yoldaşları” birbirleri hakkında buna benzer hatta daha da kötü katliamlar gerçekleştirmişlerdi. Şu anda içinde bulunduğumuz felaket durumda bunların sonucudur.

Tarihe attığımız bu hızlı bakışın amacı;  şu anda içinde bulunulan zorlu ve tehlikeli tarihi anda “Güney Geçici Meclisi”nin ortaya çıkmasının aslında geçmişte Yemen’in kuzey ve güney olarak ikiye ayrılmış olduğu dönemde var olan bir duruma dayandığını belirtmektir. İki Yemen birbiri ile şiddetli ve sonuncusu 1994 yılında yaşanan savaşlara giriştiğinde, Ali Salem el-Beidh bu savaş ile Yemen’i tekrar bölmek istediğinde, Yemenliler tek bir halk olmalarına rağmen 2 Yemen arasında “birliğe” dayalı bir ilişki olmadığı iddia edildiğinde bile şimdi olduğu gibi Güneyliler, “Yemen’in toprak bütünlüğü”nden bahsetmeyi sürdürdüler. Ama pratik olarak karşı siperlerde yer almayı ve Güneyliler, Kuzey tarafından ilhak edildiklerini, gerçek olmayan ve aslında var olmayan bir birliğin “dekor”undan ibaret olduklarını düşünmeyi sürdürdüler. Kuzeyliler ise Yemen’in kuzeyden ibaret olduğu ve Sana’dan başka başkent olmadığı esasına göre davranmaya devam ettiler.

Bu noktada dürüst olup bazı dostlarımızı kızdıracak olsak da doğruyu söylemeliyiz. Doğrusu Ali Abdullah Salih, güneyli kardeşlerine kuzeyli kardeşleri ile eşitlermiş gibi davranmadı. Aden’i ziyaret ettiğinde, kendisini Sana ile dönüşümlü bir başkent değil de Sana’ya bağlı bir şehirmiş gibi ziyaret etti. Bu noktada; Kuzey’in Güney’e doğru işgalci bir görünümde yayılmasının bu Geçici Meclis’in ve yakın ya da uzak bir dönemde benzer meclislerin ortaya çımasına yol açtığı birçokları tarafından bilindiğini belirtmeliyiz. Yine bunun, Başkan Ali Nasir Muhammad’ın “bölünmüş” bir Yemen ve Güney Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin yeniden canlandırılması sancağını taşımayı sürdürmesinin bir gerekçesi olduğunu da ifade etmeliyiz.

Bu sözlerimiz yanlış anlaşılmasın diye Yemen’in birliğinin yani kuzey ve güney tarafı ile “birliğinin” kutsal ve herkesin gözbebeği olması gerektiğine inandığımızı vurgulamalıyız. Ama bir şartla o da; bu birliğin 1990’daki kuruluşundan 1994 savaşı ve günümüze kadar Yemen-Yemen ilişkilerine hakim olan “ilhak” biçiminde değil de gerçek ve fiili olmasıdır.

Güney ve kuzey tarafı ile Yemen’de yaşananlar ve yaşanmakta olanlar ü zerinde en etkili ülke olarak Suudi Arabistan, son gelişmeler üzerine hemen harekete geçerek “kardeş” Yemenlilerden kendilerine hakim olma ve diyaloğa bağlı kalma, aşırı tepkiler göstermeden sorunları sakin bir şekilde ve kardeşlik ruhu ile çözmeye çalışma talebinde bulundu. Kimileri de eğer gerçekten de ayrılık olacak ise bunun, sorumluluğunun üstlenilmesi, Yemen’in kuzey ve güney tarafı ile kardeşlik ruhu, ortak çıkarlar, açık sınırlar ve ekonomik bütünleşmenin bir araya getirdiği birleşik bir ülke olarak kalması gerektiği gerçeğinin göz önüne alınarak gerçekleşmesi gerektiğini belirtti.

Bu bağlamda; bir zamanlar Suriye ile Mısır arasında da bir birlik kurulmuş olduğunu ve bu birliğin “ayrılık” ile sonuçlanmasına neden olan hatanın birliğin “ilhak” şeklini alması olduğunu hatırlatmalıyız. Nitekim bu birlik sonucunda bir kenara itilen Cumhurbaşkanı Şükrü el-Kuvvetli, Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdunnasır’a şu öğüdü vermişti:” Siz nasıl bir şey devraldığınızı bilmiyorsunuz sayın Başkan...

Tamamının kendisini politikacı, %50’sinin kendisini lider %25’nin ise peygamber olarak gördüğü bir halkı devraldınız”. Ali Abdullah Salih’te bu ifadenin tamamının olmasa da bir bölümünün Güney Yemen hatta Kuzey Yemen halkı için de geçerli olduğunu göz önünde bulundurarak hareket etmeliydi.

Buna dayanarak ilk olarak; sadece Yemen’de değil Arap dünyasının tamamında İran genişlemesinin temel bir parçasını oluşturan Husiler ortadan kaldırılmalıdır. Daha sonra da güneyin kuzey ile ilişkisi sorunu; doğru ve rasyonel olmadığı kantlanan 1990 sonrası deneyiminden uzakta gerçekçi bir şekilde çözümlenmelidir.

Yapılması gereken; güneylilerin haksızlığa ve adaletsizliğe uğradıkları, topraklarının ilhak edildiği düşüncelerini ortadan kaldıracak yeni bir modeli hayata geçirmektir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya