Sudan: Geçiş döneminin başındaki tuzaklar

Sudan: Geçiş döneminin başındaki tuzaklar

Perşembe, 22 Ağustos, 2019 - 09:15
Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü
Sudan’da Askeri Geçiş Konseyi (AGK) ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin (ÖDGB) kabul ettikleri geçiş dönemi kurumlarına yetkinin devredilmesi sürecinin başlaması için müzakare ve anlaşma yolunda atılan her önemli adımın kutlanırken diğer yanda halkın içinde bulunduğu sevinç ortamını bozan ve kaygıların uyandıran can sıkıcı şeyler de yaşandı.

Nitekim geçen Pazar günü önemli sayıda katılımcının huzurunda nihai anlaşmanın imzalanması kutlamaları sırasında ÖDGB arasında egemenlik konseyi üyeliği için gösterilen bazı adaylar ile ilgili anlaşmazlılar ortaya çıktı. Kota ve partici isimlerin aday gösterilmemesi, adayların bağlılık ve üyelik değil yeterlilik ve liyakat temel alarak aday gösterilmesi ile anlaşmanın ihlal edilmeye çalışıldığı suçlamaları tekrar gündeme geldi. Bunun yanında devrim güçleri içerisinde önemli bir itici güç sayılan Sudan Meslek Odaları Birliği de (SPA) temel oluşumları dahil birçok tarafın sert eleştirilerine maruz kalarak aktivistlerini egemenlik konseyine aday göstermekten geri adım attı. Bilindiği gibi SPA daha önce sözlerine bağlı kalacağını, ne egemenlik ne de yürütme düzeyinde geçiş dönemi kurumlarında görev almayacağını ve devrimi koruyan denetimci rolünü oynamak için yasama meclisine katılmakla yeteneceğini deklare etmişti.

Kota meselesi önemsiz bir mesele değil tam aksine tartışmalarda oldukça önemli bir yere sahipti. Çünkü atamalara egemen olması halinde geçiş döneminin partiler arası tartışmalar ve siyasi polemiklerden uzak kalmasını garantilemek için bağımsız yetenekli ve vasıflı kişilerin benimsenmesi ilkesini baltalayacaktı. Oysa bu dönemde görev yapacak kişilerin görevi, ülkeyi uzun süren bir aradan sonra demokratik yönetime döndürecek seçimlere hazırlamaktır. Baskı ve eleştiriler sonucunda bazı atamalarından geri adım atan ÖDGB bana göre, sivillerin egemenlik konseyine atanmasında gördüğümüz gibi bölgesel bazda kotayı benimsememesi gerekiyordu. Umarım bu, kabine atamalarında tekrarlanmaz. Farklı bölgeleri temsil etmenin önemli olduğu doğru ama yeterlilik kriteri daha önemlidir. Bölgesellik düşüncesini güçlendiren, eşit vatandaşlık düşüncesini ise zayıflatan kota sistemini benimsemek yerine yeterlilik ve liyakat kriterinin güçlendirilmesi ve diğer bütün kriterlerin önüne geçirilmesi çok önemlidir. Bana göre bölgeler ve marjinalleştirilmiş gruplar sorunu, merkezi yönetim içerisinde temsil edilmemekten doğmuş bir sorun değildir.

Sınırlı bir katılım aracılığı ile de çözülemez. Geçmişteki bütün hükümetlerde bölgeler temsil ediliyordu. Buna ek olarak; başkent ve orta bölgelerde yoğunlaşan Sudan nüfusunun çoğu zaten ekonomik ve zorlu yaşam koşulları, savaşlar ve krizler nedeniyle diğer bölgeelrden göç edenlerden oluşmaktadır.

Marjinalleşme sorunu aslında adaletsiz kalkınma, hizmet ve zenginliklerin adaletsiz dağıtımından kaynaklanmaktadır. Bu sorunların çözümü için ise derin bir bakışa, açık politikalara ve sıkı bir çalışmaya ihtiyaç vardır. Bu şekilde insanlar, kronik sorunları çözmek yerine makam ve mevkilerin birilerini memnun etmek için dağıtılmasına dayanan bozuk kavramlara güvenmezler.

Müzakareler ve yönetimin devri düzenlemeleri sırasında görülen bu ve diğer anlaşmazlıklar yalnızca insanlar arasındaki sevinç ortamını bozmamış aynı zamanda egemenlik konseyinin açıklanmasını 2 gün gecikmesine, anayasa bildirgesinde imzalanan anlaşmaların uygulama takviminin karışmasına da yol açmıştır. Egemenlik konseyinin atanması ve AGK’nin feshi Pazartesi günü gerçekleşmesi gerekirken halk arasında başgöstren huzursuzluk ortamı ve tartışmalar ortasında Salı akşamına ertelenmiştir. Aynı şekilde egemenlik konseyi üyelerinin yemin töreni de düne ertelendi.

İş bu kadarla bitmedi çünkü bu ertelemeler, kararlaştırılan tarihine göre başbakanın atamasını ve görevine başlamasını geciktirdi. Halk ise bunun, ay sonunda görevlerine başlayabilmeleri için bu ayın 28’inde atanması gereken kabine üyelerinin atanmasının gecikmesine neden olmamasını temenni etmektedir. Çünkü ekmek ve yakıt kuyruklarının geri dönmesi ve elektrik krizinin devam etmesi gibi krizler yanında büyük bir hasara, can ve mal kaybına neden olan ve tarım arazilerini tahrip eden sel felaketine hızlı çözümler bekleyen insanlar için durum hiçbir şekilde ertelemeleri kaldıracak halde değildir.

Son birkaç gün içerisinde büyük  tartışma yaratan meselelerden biri de hemen çözülmesi gereken yasal bir sorun olarak ortaya çıkan yargı başkanı ve başsavcı ataması meselesiydi. AGK’nin ÖDGB’nin ilk adayı olan hakim Abdulkadir Muhammed Ahmed’i reddetmesinin ardından halk bir kez daha anayasa bildirgesi taslağı yayınlandığında birçok uzmanın uyardığı yargı başkanı ve başsavcının atanması mekanizması ile ilgili sorunun boyutuna fark etmiş oldu. Çünkü taslakta bu atamalar, bildirgenin belirlediği yöntem ile daha kurulmamış oan konsey ve meclislere bırakılmıştı. Bu da o zamana kadar yetkilerin; yargı reformu, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı iyi bir yönetimin ve demokrasilerin temel dayanaklarından biri olduğu için insanların reforme edilmesini talep ettiği el-Beşir döneminde oluşturulmuş organların elinde olacağı anlamına gelmektedir.

Anayasa bildirgesinin imzalanması ve yürürlüğe girmesinin ardından ne AGK’nin ne de egemenlik konseyinin yargı başkanını atama yetkisi kalmamıştır. Bu yetki, kurulacak olan yüksek yargı konseyine devredilmiştir. Aynı şey atama yetkisi, egemenlik konseyinin atayacağı yüksek başsavcılık konseyine intikal eden başsavcılık görevi için de geçerlidir. Sonuç olarak; ÖDGB’nin bu önemli makamlar için sunmuş olduğu öneriler, tartışmalar bir sonuca ulaşıp  bu yasal ikilem çözülene kadar ertelenmiştir.

Hukukçulara göre; egemenlik konseyinin yargı başkanı ile başsavcıyı anayasa bildirgesinde öngörülen yöntemin dışında ataması halinde bu adımın sonuçları son derece tehlikeli olabilir. Çünkü bu durumda, atama kararları Anayasa Mahkemesi tarafından bozulabilir hale gelecektir.Dolayısıyla bu iki yetkilinin ya da önemli organın; aralarında yargılanması planlanan eski rejimin sembol isimleri, yolsuzluk ve yağma, işkence ve öldürme suçları ile suçlananlar ile ilgili vereceği bütün kararlar dahil alacağı her kararın temeli zayıf olacaktır. Bu sorun şu anda; egemenlik konseyinin bu iki pozisyonu geçici atamalar ile doldurma ya da egemenlik konseyi ve kabinenin oybirliği ile anayasa bildirgesinde bir değişiklik yapma ve kurulana kadar yasama konseyinin yetkilerini geçici olarak birlikte üstlenmesini sağlama yoluna gitmek gibi kesin bir karar almayı gerektirmektedir.

Bu can sıkıcı durumların uzağında ise halk; egemenlik konseyi, bakanlar kurulu ve 3 ay sonra kurulduğunda yasama konseyi üyelerinin, hem kendileri hem de eşleri ve çocuklarının mal varlığını ve yükümlülüklerini içeren bir mali beyan sunma şartına bağlı kalıp kalmayacaklarını görmeyi beklemektedir. Yıkılan el-Beşir rejimi döneminde ülkenin zenginliklerine egemen olan büyük yolsuzluktan sonra bu yükümlülük, şeffaflığı garanti altına almak, eski durumu düzeltmek ve çözmek, hem halk hem de devlet düzeyinde arzu edilen reform sürecine bir model sunmak için bir gereklilik haline gelmiştir. Gelecek dönem, sözlerin ve söylemlerin değil canla başla çalışmanın dönemi olmalıdır.

Egemenlik konseyinin kurulması ve başbakanın atanması; yönetimin devredilmesi ve 11 Nisan’dan bu yana devam eden boşluğun doldurulması için atılmış 2 önemli adımı temsil etmektedir. Halk ise şu anda sürprizlerden kaçınılmasını ve ülkeyi her açıdan düşmüş olduğu kötü durumdan kurtaracak gerçek ve ciddi çalışmaların başlamasını umut etmektedir. Çünkü devrim yalnızca geçiş dönemi kurumlarının ya da bazılarının tesis edilmesi ile başarıya ulaşmış sayılamaz. Devrimin başarısı sahada elde edilecek sonuçlara bağlıdır. Önündeki yol hala çok uzundur. Birçok zorluğun, eski rejime ve derin İslamcı devlete bağlı olup fırsat kollayanların, çıkarcı, makam ve mevki peşinde koşanların varlığının gölgesinde devrim güçleri ile gençleri her zaman uyanık olmalıdır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya