Köy günlüğü

Köy günlüğü

Çarşamba, 14 Ağustos, 2019 - 07:45
Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar 
Lübnan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonraki ilk başbakanı olan Riyad es-Sulh’un bir erkek evladı olmamıştı. Fakat ‘ölümsüz liderin kerimeleri’ olarak adlandırılan, Alya, Muna, Lamia, Behice ve Leyla adında beş kız evlada sahipti.

Alya'nın Amman’da suikasta uğrayan babasının ardından siyasi çalışmaları devralması gerekiyordu. Ama evlilik onun bir süre siyasetten uzak kalmasına neden oldu. Ardından ‘en-Nehar’ gazetesinde kaleme aldığı haftalık köşe yazıları ile Lübnanlıların ifadesine göre ‘ülkeyi sarsan’ Alya, Fuad Şehab liderliğindeki muhalefet cephesine katılarak, siyasete atıldı. O günden beridir Alya Hanımın takipçisiyiz.

Haberleri ve atmosferiyle dünyayı diğer gazetecilere göre daha fazla sardı. Savaştan sonra Paris'e yerleşti ve burada adeta edebiyat, siyaset ve düşünce prenseslerinden bir prenses gibi davrandı. Genel olarak sağlam bir duruş sergilerken, yüzünde sert bir ifadeden ziyade daha çok tebessüm vardı. Ayrıca kültür, dil ve edebiyata tutkuyla bağlıydı. Nerede bir kitap fuarı olsa Alya Hanım orada olurdu. Sık sık yanında fuarlardan aldıklarını taşıyan iki kişiyle seyahat ederken görülürdü.

Alya Hanım, hüzünlü kaybına kadar uzun yıllar boyunca beni muhabbetiyle ödüllendirdi. Tüm arkadaşlarına yaptığı gibi her zaman çocuklarım ve ailemin hal hatırını sorar, ahlaki değerlerden ödün vermezdi. ‘Kafile el-Habru’ adlı kitabım çıktığında bunun kutlanması gereken bir olay olduğuna karar vermişti. Bana göre yazdığım 20 kitabım içinde en güzel kutlama bu kitaba yapılandı. Alya, ailemden biri gibiydi. Ona bir gün köyümde bir ev inşa etmeyi planladığımı söyledim. Çünkü bu, köyden toprak alan fakat üzerine ev inşa edemeyen babamın hayaliydi. Bana yerin hazır olup olmadığını sordu. Ben de hazır olduğunu söyledim. Çardak yapılacak bir yer olup olmadığını sorunca biraz şaşırdım. Çünkü çardak yapmayı hiç düşünmemiştim. Ayrıca bu soruyu onun sorması daha da şaşırtıcıydı. Çünkü ne köylerle ne de dağlarla ilgisi olmayan Lübnanlı bir kadındı. Ona bunu henüz düşünmediğimi söyledim. Bana “Gölgesinde serinlediğin, sarı ışık tayflarının manzarasını izlediğin ve yaprakların hışırtılarını dinlediğin çardağı olmayan bir köy evi var mı?” dedi.

Büyük bir arkadaşlık bağım olan Alya es-Sulh'u hatırlamak için fırsatlara ihtiyacım yok. Şu an büyük Yunan yazar Nikos Kazancakis’in ‘Zorba’ adlı romanını yeniden okuyorum. Böylesine güzel sanat eserleri, her defasında ilk kez okunuyormuş gibidir.

Tam burada denizci Zorba'nın Girit adasındaki bir çardağın altında İngilizce öğretmeniyle konuştuğu sahne canlanıyor; “Zorba gözlerini dikti ve kollarını dünyaya sarılmak istiyormuş gibi iki yana açarak şaşkınlıkla bağırdı, ‘Neler oluyor Başkan? Nedir bu mutluluk? Başkan, nedir bu hayat? Bana şerefinle söyle; bize asılan şey nedir, üzüm mü yoksa melek mi, bayram mı yoksa mutluluk mu?’ sonra her şey cansızlaştı.”

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya