​Mimari ve aldatıcı bilinç hapishanesi

​Mimari ve aldatıcı bilinç hapishanesi

Pazartesi, 12 Ağustos, 2019 - 11:00
Bu yazı; eski Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve Mısır’ın yönetiminde babasının tahtının mirasçısı olmaya aday olan oğlu Cemal ile ilgili değildir. Bilakis mimarinin diktatör, demokratik ya da ikisinin arasındaki rejimler ile ilişkisini ele aldığım yazının ikinci bölümüdür.

Ben Mübarek’in yönetimi oğluna devretmek gibi bir niyeti olmadığını düşünenlerdenim. Niyetler de bir sosyal araştımanın konusu değildir. Kişilerin niyetleri bilseydik kuşkusuz siyaset bilimi fizik ve matematik gibi bir bilime dönüşürdü. Oysa siyaset bilimi daha çok sanata yakındır. Dolayısıyla Mübarek’in oğlunu mirasçısı yapma niyetinde olduğundan bahsetmemiz boşunadır. Ama ben, Muhammed Ali Paşa’nın ailesinin inşa ettiği saraylarda uzun süre kalmasının belki de kendisinde aldatıcı bir hükümdarlık bilinci yarattığını varsayıyorum. İşte mimari ve iktidar arasındaki ilişkiden bahsederken kastettiğim şey budur.

Saraylar kendisinde yaşayanlara kral oldukları yanılsamasını yaşatır ama tek başına onlara bir hükümdarlık ve krallık bahşedemez. Eğer saray, el konulmuş bir saray  ve el koymuş kişiler de meşru ve yönetilenler tarafından kabul edilmiş bir hükümdarlığın doğal bir uzantısı değil ise saraylar miras bırakılamaz. Mübarek; başkan olduğu 30 yıl ve buna ek olarak Sedat’ın yardımcısı olarak geçirdiği 9 yıl boyunca ailesi ile birlikte Muhammed Ali Paşa’nın ailesine ait Abidin, Tahira ve el-Tin gibi saraylarda yaşadı. Mübarek ve ailesinde aldatıcı bir krallık bilinci yaratan şey; Mısır tarihinde (zamanın) kralının değil de (insan)bir başkanın benzeri görülmemiş bir şekilde uzun süre iktidarda kalması ve mimari (mekan) ile ilişkisidir. Genişleme, zaman ve mekan üçlüsü ve aralarındaki ilişki, mimari ile iktidar arasındaki ilişkiyi ele alan bu yazıda üstünde durmak istediğim en önemli noktadır.

Mısır’ın sarayları ile Mübarek ve ailesinde hükümdarlık ya da iktidarı miras bırakma bilincinin oluşmasındaki ilişkiden bahsetmeden önce bu sarayların meşruiyeti ve sakinlerine nasıl devredildikleri üzerinde biraz durmalıyız. Bu saraylar “el koyma” yöntemi ile devrimi gerçekleştiren “Temmuz Grubu” tarafından Kral Faruk’tan alınmışlardır. El koyma ifadesi; Mısır’da yasal ve meşru bir belge olmadan bir başkasının toprağını ya da evini işgal edilmesi durumunda kullandığımız bir ifadedir. Bir şey üzerindeki hakkın ya da mülkiyetin bir kanıtı olarak el koyma meselesi, Mısır toplumunun dikkat çekici bir şekilde karşı karşıya olduğu tehlikeli meselelerden biridir. Belki de aynı olgu her seviyesi ile Arap toplumlarımızın çoğunda bulunmaktadır. Örneğin; sokakta duran bir adamın arabınızı onun park yerine bıraktığınız için sizden para istediğini görebilirsiniz. Bu adam, caddenin bu kaldırımının mülkiyetinin kendine ait olduğuna kendi kendine karar vermiştir. Aynı şekilde dilenciler de sokak ve caddeleri kendi aralarında paylaşmıştır ve hiç kimse diğerine ait bölgede dilenemez. Yine Kahire Uluslararası Havalimanı’nda bayan ya da erkeklere ait tuvaletleri kullandığınızda orada duran bir kadın ya da adamın aslında mülkiyeti devlete ait olan tuvaletleri kullandığınız için sizden para istediğini görürsünüz. Bu kadın ve adam kendi kendilerine tuvaletleri özelleştirmeye karar vermişlerdir. Bu şey, yasalar ile değil de el konularak özelleştirilen birçok kurum için geçerlidir. İktidar dilenmek de dilenciliğin herhangi bir türünden farklı değildir. Dolayısıyla halihazırda Mısır, 2 zihniyette yani dilenme ve yalvarma zihniyetlerinde tutuklu kalmıştır.

Hakkı ya da mülkiyeti kanıtlamak için el koyma olgusuna daha da yaygın olan bir başka olgu daha eşlik etmektedir ki o da miras bırakmadır. Bu ikisi birlikte günümüzde Mısır’da yönetimin temelini oluşturmaktadır. Geçen yüzyılın doksanlı yılları ile bu yüzyılın başlarında Mısır’da Mübarek’in iktidarı oğluna devredeceği ve onu mirasçısı seçeceği söylentisi iyice gün yüzüne çıktı. Bazı Mısırlılar da bunu iyice alevlendirip var güçleri ile sosyal gerçeklik derecesine yükseltme çabasına giriştiler. Bu da sosyal piramitin alt basamakları ve toplumun farklı sınıfları arasında yaşanan günlük miras bırakma eylemleri yerine dikkatleri tepede gerçekleşecek böyle bir olaya çekme çabasıydı.

Mısır’da kültür ve medya alanında, partiler arasında, içeride ve dışarıda, alt basamaklarda her gün yaşanan miras bırakma eylemlerine meşruiyet kazandırmak için Cemal Mübarek’in babasının yerine geçmesini isteyenler vardı. Sosyal piramidin alt basamaklarında yaşanan farklı miras bırakma eylemlerinin açığa çıkmaması , usulsüz görünmemesi için siyasi piramidin tepesinde böyle bir şeyin yaşanmasını sağlayarak kendilerine meşruiyet kazandırmaya çalışanlar bulunuyordu. Böylece bu uygulama, alt basamaklarda uygulanan ama yukarısı tarafından kabul edilmeyen ve meşruiyeti olmayan bir eylem olmaktan çıkarak piramidin ilk basamağından en alt basmağına kadar yaygın bir yöntem haline gelecekti.

Büyük şehirlerde görülen bazı modern görünümlere rağmen Mısır’da sosyal hayal gücü, aile ideolojisi ile ailecilik ve miras bırakma sistemine dayalıdır. Burada ailecilik ile büyük antropolog Edward C. Banfield’in aynı adlı kitabında bahsettiği ahlaksız aileciliği kastediyorum. Ailecilik gündüz devleti överken gece caddelerdeki sokak lambalarını çalar.Kötü ve sefil karakterli bir ailecilik ise Mısır’da siyasi ve sosyal hayatı ele geçirmiş bir sistemdir.

Mısır’da sağcı ya da solcu, İslami veya komünist olsun muhalif partilere baktığımızda  her şeyden önce belirli bir siyasi ailenin kontrolü altında olan aileci partiler olduklarını hemen keşfederiz. Yaklaşık 2 yıl önce Vefd Partisi kulislerinde tartışılan öncelikli konu; rahmetli Fuad Paşa Siraceddin’in yerine Yasin Sıraceedin mi yoksa akrabalarından birinin mi geçeceğiydi. Nitekim, Numan Cuma’nın partinin başkanlığı seçimlerini kazanmasının ardından parti, akrabalık ilişkileri ile bağlantılı birçok kanada ayrıldı. Aynı şey İslami Eylem Partisi içerisinde de yaşandı.

Partinin Genel Sekreteri Adil Hüseyin öldüğünde yerine kardeşnin oğlu Mecdi Ahmed Hüseyin getirilmişti. Oysa Mecdi Hüseyin aynı zamanda Genç Mısır Partisi, Mavi Gömlekliler ve Kuruş Girişimi’nin liderlerinden olan Ahmed Hüseyin’in oğluydu. Mısırlı Komünistlerin işçi sınıfı arasındaki düşünce uyumluluğu ile ilgili bütün söylemlerine rağmen Mısır Komünist Partisi’nin tepesindeki isimlerin büyük bir çoğunluğu eski aristokratik tabakadandı. Bu kişiler; Kahire’nin Zemalek ve el-Maadi gibi elit semtlerinde yaşayan, düşünce bağından önce kan ve akrabalık ya da evlilik bağlarının birbirine bağladığı kişilerdi.

Mısır’daki bazı komünist ve solcuların bu aileci eğilimlerinin siyasi olarak marjinelleştirilme halinin bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Ama yine de siyasi kurumsallaşmalarında aile bağı ve miras bırakma, egemen özellik olmayı sürdürmüştür. Örneğin Nakkaşlar (Feride Nakkaş, eşi merhum Hüseyin Abdurrazık, Reca Nakkaş ve evlililk yoluyla kendileri ile akraba olan aileler) İlerici Birlik Partisi’nin yaslandığı dayanaklardı. Müslüman Kardeşler de günümüze kadar Hasan el-Benna’nın ailesini, Seyyid Kutub ve Zeynep Gazali’nin akrabalarını referans olarak görürler. Hatta Eymen Zevahiri’den bahsedilmeye ve medyada adı sık sık duyulmaya başlandığında, sanki İslam’ı yorumlama ve İslami fikirler ortaya koyma yeteneği düşünce değil de kan bağı ile aşılanabilirmiş gibi bazı Mısırlılar, eski Ezher alimlerinden olan dedesi Şeyh Zevahiri’ye uzanan soy ağacını çizerek gündemde tutmaya çalıştılar.

Akrabalık ve aileciliğe dayanan bir sistemde, demokratik bir rejim inşa etmek ile ilgili siyasi düşünceler, ailecilik mahzeninde ve dar bir geçitte sıkışıp kalırlar. Hatta kimi zaman bu düşünceler; iktidar piramidinin tepesindekileri süsleyen ve altında Afrika kıtasının bilinmezliklerinde görülenlere benzer taşlaşmış ve donuk ilkel ilişkileri saklayan parlak bir boyadan ibarettir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya