İran’ın üzerindeki uluslararası baskı, istihbarat servisleri arasındaki çatışmayı körüklüyor

İran’ın üzerindeki uluslararası baskı, istihbarat servisleri arasındaki çatışmayı körüklüyor

Pazar, 11 Ağustos, 2019 - 13:00
​Devrim Muhafızları Ordusu üyelerinin İran parlamentosundaki eski bir fotoğrafı (Getty Images)
Londra/Şarku’l Avsat
İran’nın çeşitli grupları arasında yaşanan siyasi çekişmeler, yeni ortaya çıkan bir olgu değil. 1979'dan bu yana, özellikle -mevcut Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin yönetimiyle de bağı olan reformistler ve ılımlılar dahil - eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin 1997'deki beklenmedik seçim zaferinden sonra ılımlı yetkililer ile “köktendinciler” olarak bilinen aşırılık yanlıları ve muhafazakarlar arasında bir rekabet yaşanıyor. Söz konusu rekabet, İran’ın karmaşık rejimindeki en önemli odak noktalarından biri.

ABD merkezli “Foreign Policy” adlı dergi, son dönemde uygulanan uluslararası baskıların etkisiyle İran’ın güvenlik servisleri arasındaki çatışmaların daha da şiddetlendiğini ortaya çıkardı. Dergi, İranlı iki istihbarat servisi arasındaki çatışmanın giderek daha da açık bir şekilde yaşanmaya başladığına ve bu durumun İran'ın iç ve dış politikasında önemli etkileri olduğuna dikkati çekti.

ABD’nin aşırı baskı ve artan savaş tehdidi kampanyası, İran siyasi sahnesindeki milliyetçilik duygusunu körüklerken diğer yandan Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve İstihbarat Bakanlığı ile Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve onun istihbarat servisi arasındaki sürtüşmenin büyüklüğünü de ortaya koydu. İç çatışmanın nedenlerinin başında, ülkeyi kimin daha iyi koruyacağı ve bu korumaya en çok kimin ihtiyacı olduğunun tespit edilmesi geliyor.

Çatışmayı körükleyen son faktör ise 2010-2012 yılları arasında İsrail’le işbirliği yaparak 4 İranlı nükleer bilimciye suikast düzenlediği suçlamasıyla hapse atılan İranlı eski mahkûm Mazyar İbrahimi’nin BBC’nin Farsça yayın yapan televizyon kanalına 3 Ağustos’ta verdiği röportaj oldu. İbrahimi’nin anlattıkları, İstihbarat Bakanlığı'nın çalışmaları ve DMO ile olan ilişkisine ışık tuttu. Röportaj, İstihbarat Bakanlığı'nın en rasyonel ve yetkili makam olarak “iyi polis” olduğu, DMO’nun istihbarat servisinin ise “kötü polis” olduğu şeklindeki geleneksel inancın yanlışlığını ortaya koyarken her ikisinin de daha fazla kazanç ve etki elde etmek için ciddi bir rekabet içinde olduğuna işaret etti.

İbrahimi, Haziran 2012 ile Ağustos 2014 arasında, iki yılı aşkın bir süre Tahran’da ev hapsinde tutuldu. Hapis cezası sırasında, din adamı olan Haydar Maslahi liderliğindeki İstihbarat Bakanlığı tarafından hakkındaki suikastlarda parmağı olduğu iddialarını itiraf etmesi için acımasız işkencelere maruz kaldı. İbrahimi’ye zorla yaptırılan itiraflar, diğer 11 şüphelininkilerle birlikte devlet televizyonunda “Terör Kulübü” adlı bir belgeselle yayınlandı. Belgeselde yer alan ve adı ön plana çıkan mahkûmlardan Macid Cemali, Mayıs 2012'de idam edildi.

Almanya’daki yeni evinde Foreign Policy dergisine konuşan İbrahimi, suikastlarla ilgili soruşturma sırasında kardeşi, hamile eşi ve eşinin kardeşi de dahil olmak üzere 107 kişinin tutuklandığını, ancak bazılarının, DMO’nun olaya müdahalesinin ardından serbest bırakıldığını söyledi. İbrahimi açıklamalarına şöyle devam etti;

“7 ay hapiste kaldıktan ve suikastlarla ilgili tüm istediklerini itiraf ettikten sonra İstihbarat Bakanlığı müfettişi, Kasım 2011’de Tahran yakınlarındaki bir füze deposunda meydana gelen ve İran füze endüstrisinin babası olarak kabul edilen DMO üyesi Hasan Tahrani de dahil olmak üzere birçok insanın ölümüne neden olan büyük patlamanın sorumluluğunu, olaydan İsrail’in suçlanmasına rağmen üzerime yüklemek istedi.”

Dergiye o dönem olaya sadece DMO’nun müdahale ettiğini ve işkenceyi durdurduğunu belirten İbrahimi, “Çünkü bütün itiraflarımın gerçek dışı olduğunu anladılar. Fakat yinede bir yılı aşkın bir süre daha hapiste kaldım” diye konuştu.

İran'ın füze programını korumak ve geliştirmekten sorumlu olan DMO, konuyu rakip bir kurum olan İstihbarat Bakanlığı tarafından ele alınamayacak kadar hassas bulmuş gibi görünüyor. Gerçekten de, iki istihbarat servisi arasındaki rekabet ve güven eksikliği, İbrahimi'nin serbest bırakılmasını sağlayan faktör oldu.

İbrahimi'nin röportajı, bazı İranlı milletvekillerinin üst düzey kişilere yönelik suikastlarla ilişkilendirilen benzer durumlardaki diğer mahkûmların kaderini etkileyebilecek bir hamlede bulunarak İstihbarat Bakanlığı'ndan resmi bir açıklama yapmasını istemelerini sağladı.

Söz konusu mahkûmlardan biri de, Nisan 2016’da İstihbarat Bakanlığı tarafından tutuklanan ve İsrail adına nükleer programa ilişkin casusluk yaptığı suçlamasıyla ölüm cezasına çarptırılan, İsveç vatandaşlığı bulunan ve başkent Stockholm’deki Karolinska Enstitüsü’nde öğretim üyesi olan Doktor Ahmed Rıza Celali.

Öte yandan İran’ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin reformist yönetimi sırasında (1997-2005), 1990’lardaki muhalif aydınlara yönelik suikastlarından sorumlu tutulan İstihbarat Bakanlığı’ndaki bir dizi “görevini kötüye kullanan unsur” bakanlıktan tamamen “temizlendi”. Ancak Hatemi yönetimi ve reformist görüşlü güvenlik görevlileri tarafından yapılan temizlik, Hamaney’e yakın olan DMO’nun üst düzey komutanları da dahil olmak üzere muhafazakarlar arasında şüphe tohumlarını ekti. Reformist hareket, hem İran toplumunda hem de rejim içinde hızla yükselirken DMO, reformistlerin devletin merkezi kurumlarını sonsuza dek devralmayacaklarını gösterme çabalarını yoğunlaştırdı.

İstihbarat servisleri arasındaki rekabetin etkileri, eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’a ikinci kez cumhurbaşkanı seçilme hakkı veren seçimlerde hile yapıldığı gerekçesiyle “Yeşil Devrim” olarak adlandırılan protesto gösterilerinin yapıldığı 2009 yılına dayanıyor. O dönem İstihbarat Bakanlığı'nda, Ahmedinejad yönetimi tarafından göstericilerin “rejimi değiştirmek isteyen yabancıların desteklediği cihatçılar" olarak nitelendirilmesi ve halkın oylarını kaybetme olasılığını bertaraf edilmesi için DMO ve İran Dini Lideri Ali Hamaney’in desteğiyle yayınlanan resmi hikâyeye karşı çıkan güçlü eğilimler vardı.

Darbeden ve hatta büyük bir halk ayaklanması yaşanmasından çekinen DMO, 2009 yılında Hamaney'in emriyle Hüseyin Tayyib başkanlığında bağımsız bir istihbarat birimi kurdu. Bir birine paralel olan iki güvenlik kurumu arasındaki rekabet, geleneksel olarak Hamaney ve onun kişisel ofisine daha yakın olan DMO’nun devrimci kararlılığının yanı sıra rejimin gerçek koruyucusu ve daha güvenilir bir yapı olduğunu kanıtlamaya çalışmasıyla daha da kızıştı.

Editörün Seçimi

Multimedya