Sizin İsmail’iniz kim?

Sizin İsmail’iniz kim?

Cuma, 9 Ağustos, 2019 - 06:15
Arapçada gerek maddî gerekse mânevî yakınlığı ve yakın olmayı ifade eden kurbân kelimesi dinî bir terim olarak kendisiyle Allah’a yaklaşılan şeyi, özel olarak da Allah’a yakınlık sağlamak/kurbet amacıyla belli vakitte belirli cinsten hayvanları kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder.[1]

Kurban ibadetinin birçok gayesi ve faydası vardır. Fakat bu yazının amacı bunlara dikkat çekçekten daha çok “kurban bilinci” oluşmasına katkı sağlamaktır. Zira kurban ibadetinin temelinde de bu vardır. Mesele kan akıtmak ve et yemek ve dağıtmaktan daha derin bir anlam ifade eder. Kur’an’da kurbanın kan ve etinin değil kesenlerin dinî duyarlılıklarının/sorumluluk bilinçlerinin (takvâ) Allah’a ulaşacağı belirtilmektedir.[2] Kurban ibadetinde sembol iki isim olan Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’de de bunu görürüz.

Baba ve oğul. Kurban eden ve kurban edilen. Her ikisinin de ortak yönleri imtihan ve itaat…

Fakat imtihanın şekli farklı…

Biri en kıymetli varlığını feda edecek, diğeri kendisinden istenen canını hiç tereddüt etmeden teslim edecek. Fedakârlık ve teslimiyet…

Hz. İbrahim ilerlemiş yaşına rağmen çocuk sahibi değildir… Allah yarışlarını kabul eder ve ona bir oğul verir. Bir müddet sonra Allah Hz. İbrahim’den bir rüya aracılığıyla oğlunu kurban etmesini ister… Bundan sonrasını Kur’an-ı Kerimden dinleyelim;

“Ve [bir gün, çocuk, babasının] tutum ve davranışlarını anlayıp paylaşacak olgunluğa eriştiğinde babası şöyle dedi: ‘Ey yavrucuğum! Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm: bir düşün, ne dersin?’ [İsmail]: ‘Ey babacığım’ dedi, ‘sana emredilen neyse onu yap: İnşallah beni sıkıntıya göğüs gerenler arasında bulacaksın!’ İkisi de Allah'ın emrine kendilerini teslim edince ve [İbrahim] onu yüzüstü yatırınca, Biz ona şöyle seslendik: Ey İbrâhim! Sen şimdiden o rüya[nın amacı]nı yerine getirmiş oldun!  İşte iyilik yapanları Biz böyle ödüllendiririz: çünkü bu, gerçekten apaçık bir sınama idi. Ve fidye olarak o'na büyük bir kurban verdik.”[3]



İşte kurban ayetlerde de ifade edildiği gibi bir imtihandır. Bu imtihana karşı takınılan tavır başarı veya başarısızlığı belirmemektedir.

Hz. İbrahim en değerli varlığı oğluyla denendi ve onu kurban etmesi istendi. Yani İsmail’ini kurban etme teslimiyetini ve fedakârlığını gösterdi ve imtihanı kazandı. Peki, bizim İsmail’imiz nedir? Kimdir? Biz de aynı teslimiyeti ve fedakârlığı gösterebiliyor muyuz? "O"nun yolunda İsmail'imizi kurban edebilecek yürekliliğe ve cesarete sahip miyiz?

Dahası biz İsmail’imizi belirledik mi? Ali Şeriati’nin sorusuyla bizim İsmail’imiz, makamımız mı? Onurumuz mu? Mevkimiz mi? Statümüz mü? Mesleğimiz mi? Paramız mı? Evimiz mi? Bağımız mı? Otomobilimiz mi? Maşukumuz mu? Ailemiz mi? İlmimiz mi? Rütbemiz mi? Sanat ve maharetimiz mi? Ruhaniyetimiz mi? Alimliğimiz mi? Elbisemiz mi? Adımız mı? Namımız mı? Şöhretimiz mi? Gençliğimiz mi? Güzelliğimiz mi? ... hangisi? Bu soru herkesin kendisinin cevaplaması gereken bir sorudur.

İsmail’in ne veya kim ise onu sen bilecek ve onu kurban edeceksin. Bunu başardığında Allah’a kurbiyetin artacak ve sana şöyle seslenilecektir:

“Sen sana emredileni yaptın. Biz iyilik yapanları ödüllendiririz. Tıpkı Hz İbrahim’e yapıldığı gibi, sonra gelenler içinde iyi bir ün sahibi olacaksın.”[4]



Bu bilinç ve teslimiyet noktasına eriştiğinde “Sen İbrahim’sin artık!”  İsmail'ini kurban edebilirsin, hem de kendi ellerinle...

Bütün mesele İsmail’ini belirlemekte…

Sahi senin İsmail’in kim?



[1] Detaylı bilgi için bkz. TDV İslam Ansiklopedisi ‘Kurban” maddesi.

[2] Hac 22:37.

[3] Saffat 37:102-107.

[4] Bkz. Saffat 37/106-109.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya