Anayasa bildirisi sonrası Sudan’ın önündeki sınav

Anayasa bildirisi sonrası Sudan’ın önündeki sınav

Perşembe, 8 Ağustos, 2019 - 11:30
Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü
17 Temmuz’da Sudan’da Askeri Geçiş Konseyi (AGK) ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) arasında siyasi anlaşma imzalandığı zaman içerisindeki çeşitli ve önemli eksikliklerden dolayı birçokları gibi ben de bu anlaşmayı şiddetli bir şekilde eleştirdim. Bu eksiklikler, söz konusu anlaşmanın devrim ve hedeflerine yönelik sonuçları konusunda endişeye yol açtı. Siyasi anlaşmanın eksikliklerini ortaya çıkartmak için yapılan geniş çaplı kampanyanın amacı, geçiş sürecinde yönetimin yapısını ve yetkilerini belirleyecek anayasa bildirisinde bu eksiklikleri gidermeye çalışmaktı. Yönetimi AGK’dan yeni organlara transfer etmeden önce anayasa bildirisi için yapılan müzakereler, bir sonraki ve nihai aşama olarak başlayacaktı.

Anayasa bildirisinin ön anlaşması, geçtiğimiz Pazar günü imzalanarak yayınlandı. 17 Ağustos’ta Afrikalı, Arap ve uluslararası katılımcıların eşliğinde düzenlenecek büyük bir törende anayasa bildirisinin kesin bir şekilde imzalanması bekleniyor. Halk baskısının, hedefine ulaştığı söylenebilir. Şöyle ki müzakereyi yürüten taraflar, siyasi anlaşmadaki birçok eksikliği giderdi. Bu, anayasa bildirisinin kusursuz olduğu ya da eleştirilmediği anlamına gelmiyor. Örneğin; bildiride Bakanlar Kurulu’nda olduğu gibi Başkanlık Konseyi’nin sorgulayacağı ve denetleyeceği taraf belirtilmedi. Bilindiği üzere Başkanlık Konseyi, önemli birçok yetkiye sahip. Aynı şekilde anayasa bildirisi; Bakanlar, Başkanlık ve Yasama Konseylerine üyeliği engelleyen ya da yok sayan sebepler kapsamında öldürme, savaş ve işkence gibi suçları kınamaya işaret etmedi. Buna rağmen şeref, vefa ve zimmet suçları bildiride yer aldı.

Aynı şekilde anayasa bildirisi, Başkanlık Konseyi’nde 5 askeri üyeden birinin yerinin boşalması halinde, Genelkurmay Başkanına –ki uzun süreden beri orduda mevcut olmayan bir makamdır- boşalan makama aday göstermek gibi yetkiler verdi. Fakat makam oluşturma mekanizmasına ve bu mekanizmayı -ister feshedilmeden önce askeri konsey olsun isterse kurulduktan sonra Başkanlık Konseyi’ndeki askeri oluşum olsun- kimin kontrol edeceğine değinilmedi. Ayrıca gelecek hükümette Savunma ve İçişleri Bakanlarını aday gösterme meselesi, başbakandan alınıp Başkanlık Konseyi’ndeki askeri oluşuma verildi. Savunma ve İçişleri Bakanlarının başbakanla istişare edilerek seçileceğine bile işaret edilmedi. Buradaki sorun şu: Bu iki bakan, kime bağlı olacak? Başbakana mı yoksa Başkanlık Konseyi üyelerine mi? “Savunma ve İçişleri Bakanları, başbakanla istişare edilerek aday gösterilir” ifadesi yer alsaydı belki de daha iyi olurdu.

Anayasa bildirisinin 44’üncü (3) maddesinde şu ifadeye yer verildi: “Vatandaşlık hakkı kazanan kimse, ancak kanunla vatandaşlıktan çıkarılır.” Ancak söz konusu maddede bu kararı ya da gerekli kanunu çıkartan taraf belirtilmedi. Mekanizma belirsizliği, yolsuzluk yöntemleriyle çok sayıda vatandaşlık verilen ve hak etmeyenlere vatandaşlık ve pasaport satan ya da dağıtan şebekeleri denetlemeyi kolaylaştıran vatandaşlık meselesinin çözüme kavuşturulmasını engelleyebilir.

Bunlar, eleştirilerle ilgili sadece birkaç örnektir. Elbette başka örnekler de var. Fakat bu eleştirilerin, önemli eksiklikleri içeren siyasi anlaşmayla karşılaştırıldığında sınırlı kalacağını düşünüyorum. Genel olarak anayasa bildirisi, birçok olumlu ve avantajlı maddeyi içerdiğinden dolayı iyi bir bildiri sayılmaktadır. Dolayısıyla niyetler samimi olursa ve işbirliği için bir zemin oluşturulursa daha sonra düzeltilebilecek belirli eksiklikleri görmezden gelebiliriz.

Anayasa bildirisi, dokunulmazlığın mutlak mı nispi mi olduğuyla ilgili kapsamlı tartışmayı aşarak, bunun nispi dokunulmazlık olduğunu belirtti. Ayrıca bildiri, yeni yasama konseyine küçük bir oy çoğunluğuyla dokunulmazlığı kaldırma yetkisi verdi. Buna ek olarak anayasa bildirisine göre savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar, yargı kapsamı dışında öldürme suçları, insan hakları ve uluslararası insancıl hukuk ihlalleri, yolsuzluk ve 30 Haziran 1989’dan beri yetkiyi kötüye kullanmayla ilgili tüm suçlar, zaman aşımına uğramayacak. Dokunulmazlığın kısıtlanması ve bu madde, Sudan halkının öfkesini yatıştırdı.

Geçmiş devrim döneminde ya da Ömer el-Beşir ve İslamcıların yönetimi zamanında suç işleyenler, geçiş döneminde ve sonrasında adaletten kaçamayacak. Yine anayasa bildirisine göre silahlı kuvvet mensupları, sivillere karşı suç işlemeleri halinde bu suçlara askeri mahkemeler değil, sivil mahkemeler bakacak. Taraf tutma ya da gizleme gibi suçlamalara veya tartışmalara mahal verilmemesi için bu suçlara askeri mahkemelerde değil de sivil mahkemelerde bakılacak.

Bu çerçevede anayasa bildirisinde “Protestoları dağıtma suçuna ve devrim zamanındaki tüm suçlara ve diğer ihlallere bakmak için gerekli görülmesi halinde Afrika Birliği’nin desteğiyle bağımsız bir soruşturma komisyonu oluşturulacak” ifadesi yer aldı. Ayrıca Sudan halkında derin bir yara bırakan olayları araştırması için bu komisyonun geniş yetkilere sahip olmasına ve bağımsızlığının garantilenmesine karar verildi. Zira halk, bu olaylara katılan herkesin yargılamasını ısrarla dile getirmeye devam etti.

Anayasa bildirisinin diğer önemli avantajlarından birisi de şudur. Anayasa bildirisi, Başkanlık Konseyi’ndeki kararları engelleyen üçte birlik karşıt blok meselesiyle ilgili tartışmalara son verdi. Öyle ki kararlar, uzlaşmayla ya da uzlaşmanın sağlanamaması halinde üyelerin üçte ikilik çoğunluğuyla çıkarılır. Örneğin askerler, üçte birlik karşıt blokla kararları engelleyebilecek bir kütleye dönüşmemesi için -ülkedeki en yüksek kanun sayılan ve hükümleri tüm kanunlardan üstün olan- anayasa bildirisinde “Başkanlık Konseyi, kendisine gönderilen kararları veya Yasama Konseyi’nden izin verilen kanunları 15 gün içerisinde imzalamaması ya da çekimser kalması halinde, bu kararlar ve kanunlar yasal olarak yürürlüğe girer” ifadesi yer aldı.

Hatta Başkanlık Konseyi, 15 günlük süre zarfında kendisine gönderilen kararlar ya da kanunlar konusunda değerlendirme yapması halinde bu değerlendirmeler, bağlayıcı değildir. Aksine söz konusu değerlendirmeler, bu kararları ve kanunları çıkaran tarafa iletilir. Bu değerlendirmeler, ya tamamı ya da bir kısmı dikkate alınır veyahut reddedilir. Bu durumda Yasama Konseyi’nin tekrar oylaması halinde söz konusu kanunlar bağlayıcı hale gelir. Bundan sonra Başkanlık Konseyi’nin onayına ihtiyaç duyulmaz.

Bazı dezavantajlarını görmezden gelirsek anayasa bildirisi, yeni dönem için teorik ya da yasal olarak iyi bir temel oluşturuyor. Yönetim organlarının hızlı ve uyumlu bir şekilde oluşturulmasını ve 39 ay sürecek geçiş döneminin güvenli bir şekilde geçmesini garantilemek, birçok meydan okumalarla ve zorlu görevlerle yüzleşmek için anayasa bildirisinin pratik yönü daha önemlidir. Ciddi çalışmaya elverişli ortam olmadığı ve geçici yönetim organları ile bu organların içinde ve dışında yer alan çevreler arasında uygun işbirliği zemini pekişmediği zaman bildiriler, tek başına başarıyı garantilemez. Geçiş döneminde yönetime saldırmak için fırsat kollayanlar var. Onlar, Sudan’ın demokratik seçimlere ulaşmasını istemiyor. Beşir rejiminden geriye kalan İslamcılar, menfaatçiler ve seçimlerde iktidara gelme umutları olmayan bazı aç gözlüler bunların başında gelmektedir.

Her şeyden önce ÖDBG, seçimlere hazırlanmak ve demokrasiyi tesis etmek amacıyla devrimin korunması ve partilerin kendisini yeniden yapılandırıp tabanlarıyla iletişime geçmesi için geçiş döneminde bağımsız teknokratlar hükümetine tutunmalıdır. Uğruna birçok insanın hayatını feda ettiği bu devrim, bunu hak ediyor. Bu, gelecek nesiller için ödenmesi gereken bir borçtur. 

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya