İngiltere'yi ABD ile seyrüsefer ittifakına katılmaya iten 10 neden

İngiltere'yi ABD ile seyrüsefer ittifakına katılmaya iten 10 neden

Çarşamba, 7 Ağustos, 2019 - 14:15
ABD Deniz Kuvvetleri'ne bağlı uçak gemisi (Twitter)
Londra/İbrahim Hamidi
İngiliz hükümeti, Washington’ın Deniz İttifakı'nın adını değiştirmeyi kabul etmesinin ardından Basra Körfezi'ndeki taşımacılık faaliyetlerini korumak için ABD liderliğindeki koalisyona katılmaya karar verdi. Londra, Tahran’la ‘nükleer anlaşmayı sürdürmeye’ bağlı kalarak Trump yönetiminin ‘azami baskı politikasına’ katılmamakta ısrar etmesinin yanı sıra anlaşmadaki Avrupalı devletleriyle bir ‘Avrupa gücü kurmaya’ çalışıyor.

Körfez bölgesi, geçtiğimiz dört ay boyunca BAE kıyılarındaki dört petrol tankerini hedef alan saldırılara, daha sonra da İran’ın Grace 1 tankerinin Akdeniz’deki Cebelitarık hükümeti tarafından alıkonulmasına ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) İngiliz bandıralı Stena Impero isimli petrol gemisinin durdurmasına tanık oldu.

ABD ve İngiliz deniz kuvvetleri arasındaki operasyonel oluşuma dair detaylar henüz belirlenmemiş olsa da ‘ittifak’, farklı ülkelerin orduları ve ticari denizcilik operasyonları arasındaki koordinasyon seviyesini yükseltmeyi hedefliyor. Şarku'l Avsat’ın elde ettiği bilgilere göre Londra’nın ittifaka katılma kararı şu 10 gelişmenin ardından gerçekleşti:

1- ABD’nin geçen haziran ayının sonunda Hürmüz Boğazı’nda İran’a ait bir İHA’yı düşürmesi ve ABD Başkanı Donald Trump’ın askeri liderler tarafından verilen tavsiyelerin ardından cezai bir yanıt vermekten vazgeçmesi. Bu gelişme birçok tarafın pozisyonları ve hesaplarını incelemesine neden oldu. Ayrıca ABD yönetimindeki, Tahran'da ‘kontrollü baskı’ ve DMO ile doğrudan yüzleşmeme seçeneklerini destekleyen seslerin güçlenmesine yol açtı.

2- Japonya ve Almanya gibi büyük devletlerin ‘azami baskı’ uygulama politikasından uzak durma ve kontrollü baskı uygulayarak Tahran’a açık kapı bırakma taraftarı olmaları nedeniyle Washington tarafından Körfez’de gerçekleştirilmesi önerilen ‘Muhafız Operasyonu’na katılma konusunda tereddüt etmesi.

3- Geçen ayın sonunda ABD’nin Tampa Üssü ve Bahreyn’de gerçekleştirilen askeri müzakerelerin sonuçları... Buna göre Kanada ve Avustralya, dünya petrolünün yüzde 20’sinin ihraç edildiği hattı korumak için oluşturulacak bir deniz misyonuna katılmaya hazır. Japonya, Hindistan ve Avrupa ülkeleri, ABD vizyonuna uygun bir şekilde doğrudan askeri katkıda bulunma fikrine sıcak bakmıyor. Birçok ülke herhangi bir misyonun ABD tarafından uygulanan ‘azami baskı’ kapsamına girmemesi gerektiğini belirtti.

4- Fransızların, uydusu, denizde askeri kapasitesi ve istihbaratı olan ABD ordusu olmadan navigasyonu korumak için ciddi bir askeri çaba gösterilemeyeceğini farkında olmasına rağmen ABD ittifakına katılmayı reddetmesi...

5- İngiltere'nin eski Başbakanı Theresa May hükümetinin Körfez’deki seyrüseferi korumak için bir ‘Avrupa gücü’ kurma önerisinden sonra gerçekleştirilen temasların sonuçları... Avrupa ülkeleri ‘nükleer anlaşmanın korunmasıyla’ ilgili iç ve diğer nedenlerle bu ittifakı kurma konusundaki isteksiz davrandı. Ülkeler, İngiltere’nin teklifinin yaklaşmakta olan Avrupa Birliği’nden çıkış tarihine denk gelmesinden endişeli. Londra, Avrupa hattında çalışmaya devam edecek. Ancak ‘Avrupa’nın yavaşlığı’ ve İngilizlerin donanmayı yeterli zaman aralığında bilgilendirmesi ile tanker güvenliğini koruma konusunda somut adım atma yönünde hızlı hareket etme ısrarı ortaya çıktı.

6-  ABD’de ‘Muhafız Operasyonu’nu uygulamak için uluslararası bir koalisyon kurma girişimi ile İngiltere’nin bir ‘Avrupa gücü’ kurma önerisi arasında entegrasyon için bazı tekliflerde bulunulması... Bunlar arasında Basra Körfezi’nin üçe bölünmesi de yer alıyor: ABD yönetiminde Hürmüz Boğazı’nı koruma bölümü, Avrupa gücü liderliğinde Umman kıyılarını koruma bölümü ve Arap ülkeleri komutasında Körfez’in geriye kalınan kısımlarının korunduğu bölüm.... Bahreyn’deki İngiliz üssü ve Körfez’deki ABD üsleri arasında koordinasyon kurulması ve bir deniz hareket odası oluşturulması önerildi.

7-  Boris Johnson’ın İngiltere Başbakanı olarak göreve başlaması ve kabinede değişiklikler yapması... Londra'da ‘nükleer anlaşmayı’ sürdürme ve Tahran üzerindeki ‘azami baskı politikasından’ uzak durmaya devam etme kararlarıyla sonuçlanan iç istişareler yapıldı. Ayrıca İngiltere, Fransa ve Almanya tarafından başlatılan, İsveç ve Hollanda gibi diğer ülkelerin de katılma olasılığının bulunduğu ‘ihracat mekanizmasını’ sürdürülmesine karar verildi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İran’ın talepleri doğrultusunda petrolü ihraç etme yolları arıyor.

8- Washington ile gerçekleştirilen İngiliz ve uluslararası görüşmeler sonucunda deniz seyrüseferini korumak ve uluslararası güvenlik görevini uygulamak için oluşturulan ittifakın ‘Muhafız Operasyonu’ adının değiştirilip yerine uluslararası bir bağlamda yumuşak bir isim kullanılmasını kabul etmesi… Washington, diğer ülkeleri de bu gerçek, uluslararası sorunun çözümü adımlarına katılmaya teşvik etmek için müttefiklerle ve ortaklarla birlikte çalışma sözü verdi. Bu da ‘seyrüsefer güvenliği’ ve ‘azami baskı uygulama’ konularını birbirinden ayırmak anlamına geliyor.

9- İngilizlere göre Londra'nın HMS Duncan ve HMS Montrose destroyerlerinin Körfez’de bulunuyor olması uluslararası çabalara fiili katkı sağlıyor. Washington da ABD donanmasının Körfez’deki İngiliz tankerlerine acil koruma sağlaması kararı aldı.

10- Batılı kaynaklara göre, Paris, Londra’nın kararı ile eş zamanlı olarak BAE’de deniz güvenliği konusunda askeri olmayan bir konferans düzenlenmesi önerisi sundu. Bazıları İranlı bir heyetin de konferansa katılmasını teklif etti.

Bu durumda, İngiltere’nin ABD tarafına katkısı, Trump yönetiminin İran üzerindeki ‘azami baskı’ politikasına katılmadan Körfez'deki seyrüsefer güvenliği ittifakına girme olasılığı açısından birkaç ülke tarafından izlenecek bir test niteliğinde olacak. Bu nedenle dünkü resmi açıklamada Londra, mevcut gerilimleri hafifletmek için Tahran'la çalışma taahhüdünü ve İran’ın nükleer silahlanmasını önlemenin en iyi yolunun nükleer anlaşmasındaki yükümlülükleri uygulamak olduğunu vurguladı. İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Konuşlanma güvenliği artırıyor. Ticari gemilere güvence sağlıyor. Amacımız, bölgede uluslararası hukuka göre seyrüsefer özgürlüğü için geniş uluslararası desteği sağlamak. İran'a yaklaşımımız değişmedi. Ortalığı sakinleştirmek ve nükleer anlaşmayı sürdürmek için İran ve uluslararası ortaklarımızla birlikte çalışmaya kararlıyız.”

Editörün Seçimi

Multimedya