Trump ne yapıyor?

Trump ne yapıyor?

Çarşamba, 7 Ağustos, 2019 - 12:15
Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü
ABD Başkanı Donald Trump dünyayı çokça şaşkına çevrildi. Bu şaşkınlık onun hakkında görüş ayrılıklarını beraberinde getirdi, onu övmeyi tercih edenler olduğu gibi yerenler de var, müttefiklik yapan olduğu gibi muhalif olan da var...

Kurumsal olarak, ABD bir NATO üyesidir, ancak zaman zaman Trump, ittifakın maliyetini paylaşmamayı talep eden sözlerle ittifakı hedef almakta, müttefiklerine ABD için doğrudan bir bedel ödetme yoluna gitmektedir. Elbette şu ana kadar böyle bir gerçekleşmedi.

Benzer bir durum, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından yaşandı, ABD Marshall Planının meşru oğlu olan AB, savaştan sonra Avrupa’yı yeniden canlandırmak istedi.

Tarihte uluslararası ilişkilerde en büyük mühendislik süreci olarak dinamik bir Avrupa geliştirildi, bunu da yalnızca üyeleri arasında savaşı engellemek için değil, aynı zamanda tüm Batı’yı yeryüzüne egemen ve lider kılmak için yapıldı.

Trump ise her fırsatta AB’ye zarar vermek için çabaladı, İngiltere’de yapılan referandumda AB’den çıkış (Brexit) isteyen sağcı İngilizlerin arkasında durdu ve istediğini de elde etti. Kısa süre önce, Trump’ın başka bir versiyonu olan İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ı sahneye sürdü.

Kısacası, ABD ile Japonya, ya da ABD ile Güney Kore hatta ABD ile Avustralya arasındaki uzun ve istikrarlı bir ittifak bile, onun kaba ve incitici eleştirilerinden kurtulmayı başaramadı.

Tecrübesi ve bilgisi olan diplomatlardan birinin dediği gibi, bu tutumun yaygınlığı ve tekrarı artık olağandışı kabul edilmiyor. Dünyanın başa çıkması gereken, uluslararası ilişkilerin yeni gerçeklerinden biri ile karşı karşıyayız. Bunu “yeni alışkanlık veya Yeni Normal” olarak niteliyorlar.

Başkan bunu rakiplerine de yapıyor, Kuzey Kore'yi tehdit ediyor, sonra ise kuzey ile Güney Kore arasındaki silahsız bölgedeki sınırı geçiyor. Son zamanlarda, İran'ın varlığını tehdit eden ifadelerden sonra, ABD’de mali bir varlığı veya hesabı olmayan İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif'e yaptırım kararı aldı. Hemen ardından, ulusal güvenlik danışmanı ve dışişleri bakanının reddetmesine rağmen, beşinci kez İran üzerindeki ekonomik yaptırımların sonuçlarından geri adım attı.

Tarihin hiçbir dönemi, bu çapta insanları şaşırtan bir ABD başkanı görmedi. Dünya ülkeleri ya ABD'nin bir kurumlar ülkesi olduğu ısrarını devam ettirecek, sonra da, ABD ile ilişkilerini, Kongre, Cumhuriyetçi Parti, Trump yanlısı düşünce kuruluşları ve savunma, istihbarat, güvenlik ve dış ilişkiler komisyonları aracılığıyla yürütecek, ya da yaygın olan görüşe teslim olacak yani şimdiki başkanın bir sonraki seçimlerde kaybetmesini bekleyecek hatta daha da sabırlı davranarak bir sonrakini bekleyecek.

Her iki durumda da, uluslararası veya bölgesel çıkarları nedeniyle günlük gerçeklerle yüzleşmek zorunda olan ve ABD'nin konumu karşısında kendini güvende hissetmek isteyen ülkelerin dış politika ikilemi çözülmüyor. Açık olan şu ki, Donald Trump bu şaşkınlık durumundan memnun görünüyor.

Uluslararası ilişkilerde, özellikle kriz zamanlarında, birinin veya diğer tarafın olacakları tahmin etmesi üzerine kurulu bir doktrini benimsiyor. Zira böylesi durumlar belirsizlik demektir, bu da oyun kurucu tarafa eli güçlü bir şekilde “pazarlık” yapma fırsatı yaratmaktadır, anlaşma sağlandığında ise herkesin şaşkınlığı bitmiş olmaktadır.

Ayrıca Trump, başkan seleflerinin ikisinden etkilenmiş olabilir, birincisi Ocak 1969’dan 1974’e kadar ABD’nin 37. Başkanı olan Richard Nixon’dı; Vietnam Savaşı'nın ortasında iktidara geldi ve kampanya açıklamalarını Kuzey Vietnam'a karşı nükleer silahları kullanma üzerine yürüttü, aynı zamanda Çin ve Sovyetler Birliği hakkındaki söylemleri de keskinleşti.

Beyaz Saray'da geçirdiği süre pek fazla olmamıştı ki, önce Çin'i ziyaret etti, çok geçmeden Sovyetler Birliği ile “uzlaşma” politikası izleyemeye başladı, Vietnam Savaşı'nı sonlandırma fırsatı yarattı. İkincisi ise, medyayı ve iletişimi toz kaldırmayan bir devlet silahı olarak adlandıran ABD'nin 40. başkanı Ronald Reagan'dı. Sovyetler Birliği'ni çökertinceye kadar onu sürekli olarak "kötü niyetli imparatorluklar" olarak niteleyen oydu ve Soğuk Savaş onunla sona erdi.

Nixon ve Reagan, Trump'ın zihniyetini şekillendirdi, ancak kendi yeteneklerini de ekledi. Elbette bunları tarih kaydedecektir. Genel olarak en belirgin özelliği işadamı kimliği ve buna dair tecrübesidir, pazarlıkçı bir yapısı var, özellikle siyaseti kelimenin tam anlamıyla herkesin kazandığı bir pazarlık alanı olarak görmektedir, hatta tek kazananı kendisi olsa dahi…

ABD'yi ve aslında dünyayı, 1929'da başlayan ve II. Dünya Savaşı ile sona eren korkunç durgunluktan çıkarmak için “Yeni pazarlık” ifadesini kullanan başkan Roosevelt olsa da, Trump'ın "pazarlık" teriminden anladığı daha farklı, özellikle de uluslararası ilişkilerinde kullandığı siyasi dilin bir parçası olduktan sonra…

ABD Başkanı "pazarlık" terimini daha geniş anlamda yani doğrudan ekonomik anlamda kullandı, sonrasında ise "zenginlik", "yoksulluktan çıkma" ve zor ekonomik koşullar, daha az önemli olduğunu düşündüğü stratejik ve jeopolitik mallar için pazarlık malzemesi haline geldi. Kuzey Kore ile anlaşmak için verilen vaatler, benzeri görülmemiş bir mutluluk müjdeliyor. Elbette aynı durum İranlılar ve Filistinliler için de geçerli!

İşadamı kültüründen gelen Trump "pazarlığa" ek olarak, "medya" ve "iletişim" kavramlarını da gündem haline getirdi, hatta Reagan’dan çok daha etkili bir şekilde bunu yaptı. Reagan, medyayı rakiplerini sınırlandırmak ve ittifakları pekiştirmek için kullandı.

II. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan uluslararası sistemde da zaten bu iki unsur vardı; müttefik NATO, rakip ise Varşova Paktı…

Savaş Batı ile Doğu arasında, başka bir deyişle bazen Batı ile dünyanın geri kalanı arasındaydı.

Trump ilk önce medyayı Cumhuriyetçi partiden adaylığını kazanmak için kullandı. İlk kampanyadaki rakiplerinden 17'sini yok etmek için kullandığı bir tür kitle imha silahıydı. Ardından aynı silahı, Hillary Clinton ve onun Demokrat müttefiklerine, özellikle de eski ABD Başkanı Barack Obama'ya karşı kullandı. Burada medya, tüm dikkatlerin öncelikle Trump’a odaklanması için tüm araçlarını kullanmaya çalışan bir tür ağır top gibi.

Tüm haber ve programlarda onun ne söylediği ne yaptığı konuşuluyor, gerek müttefikleri gerekse rakipleri yani tüm seçmenler, Dünyanın Trump’ın etrafında döndüğü hissine kapılıyor. Burada Ulusal Güvenlik Birimlerinde veya Dışişleri ve Savunma bakanlıklarında, İstihbarat birimlerinde çizilen bir politika yoktur; sadece başkanın zihnindeki politikalar vardır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya