Kuveyt'in işgalinin yıldönümünde

Kuveyt'in işgalinin yıldönümünde

Çarşamba, 7 Ağustos, 2019 - 08:00
Cibril Ubeydi
Libyalı araştırmacı yazar
Kuveyt’in işgali; 2 Ağustos 1990’da Saddam Hüseyin’in gönderdiği on binlerce Iraklı askerin Kuveyt topraklarına girmesi ile başladı. İşgal, aralarında Hüsnü Mübarek’in de bulunduğu bazı Arap liderlerinin Saddam Hüseyin’in Kuveyt’e girmeyeceğine yönelik vermiş oldukları teminatlara rağmen gerçekleşti. Dolayısıyla teminatlara ve güvencelere rağmen bu durumun gerçekleşmiş olması; bölgedeki siyasi durumda kapsamlı ve büyük değişimlerin kendisini takip ettiği ve Arap-Arap ilişkilerini bozan Körfez Savaşı’nın yaşanmasına yol açtı.

Saddam Hüseyin “Büyük Irak” yanılsaması ile Kuveyt’i yutmak istedi. Oysa Irak mevcut sınırları ile Kuveyt’in topraklarına el koymasına gerek olmadan da yeterince büyüktü. Dolayısıyla Saddam’ın bu hareketi ancak Irak’ın gücünü inşa etmede büyük bir paya sahip bir yanılsama nedeniyle komşu bir ülkeyi aciz ve zayıf görme, sahip olduğu güçten dolayı gurur ve kibre kapılarak gerçekleştirilen çılgın bir hareket olarak nitelenebilir.

Kuveyt, İngiltere’den bağımsızlığını kazanmadan olmadan önce de 1913 tarihli anlaşmaya göre Osmanlı Devleti’ne bağlı özerk bir idari bölge statüsündeydi. Bu da Abdülkerim Kasım ve ardından da Saddam Hüseyin’in iddialarının inandırıcı olmadığının kanıtıdır. Nitekim Irak, resmi olarak Kuveyt’in bağımsızlığını ve 4 Ekim 1963’te de Irak-Kuveyt sınırlarını tanımıştı. Yine Irak Başbakanı Nuri Said de1932 yılında iki ülke arasındaki sınırları tanımıştı. Dolayısıyla Irak’ın bu sınırlara saygı duyması gerekiyordu.

Saddam Hüseyin, Kuveyt’i işgal ederek sınırların yeniden belirlenmesi değil bir varlık krizi yarattı. Kendinden önce Abdülkerim Kasım’ın da yaptığı gibi Kuveyt’in devlet olarak varlığını inkar etme ve ‘Büyük Irak’ adını verdiği yanılsamanın sınırları içine dahil etme yoluna gitti. Saddam Hüseyin’i buna iten şey de belki sahip olduğu güçten duyduğu gurur, dönemin ABD Büyükelçisi April Glaspie’nin vermiş olduğu ve kendince yorumladığı işaretti. Glaspie, Irak Devlet Başkanı ile gerçekleştirdiği görüşmede “ABD, Irak ile Kuveyt arasındaki sınır anlaşmazlığına karışmamaktadır” demişti. Ardından da Beyaz Saray’dan “Körfez ülkeleri ile aramızda özel antlaşmalar yoktur” açıklaması geldi. Saddam Hüseyin de bu açıklamalardan yola çıkarak ABD’nin Kuveyt’i işgal etmesine yeşil ışık yaktığını zannetti. Bu yüzden bazıları bunu büyük devletlerin Saddam’a kurmuş oldukları tuzak şeklinde yorumlamıştır.

Irak güçlerinin Irak-Kuveyt sınırında konuşlanması gibi sahadaki veriler ile Saddam Hüseyin’in yapmış olduğu konuşma, kısacası bütün bunlar Saddam’ın bir şey hazırlamakta olduğunun göstergesiydi. Nitekim Saddam bu konuşmasında şöyle demişti:

“Hiç kimsenin gelirlerimiz azaltmasına izin veremeyiz. Eğer sözler hak sahiplerinin hakkını korumakta aciz kalırsa, işleri normale döndürecek ve gasp edilmiş hakları sahiplerine geri verecek etkili bir önlem gerekli bir hale gelir.”

Dolayısıyla Saddam’ın tek ihtiyacı ABD’nin müdahale etmeyeceğine yönelik güvencesiydi. April Glaspie ve Beyaz Saray’ın açıklamalarından da bu güvencenin kendisine verildiği sonucunu çıkardı.

ABD’nin eski Irak Büyükelçisi Bağdat’tan ayrılmış ve Körfez Savaşı’ndan sonra uzun yıllar ortalıkta görünmedikten sonra tekrar ortaya çıkıp “Herkes durumu yanlış değerlendirdi” açıklamasını yapmış olsa da bütün bunlar akla bazı sorular getirmektedir. Örneğin Glaspie gerçekten de Saddam Hüseyin’i Kuveyt’i işgal etmeye teşvik etme planının bir parçası mıydı? Saddam Hüseyin çılgın ve ahmak olduğu için bu “planın” başarısında onun beklenen tepkisine mi güveniyordu? Yoksa Büyük Irak yanılsaması kapsamında Kuveyt’in işgali ve topraklarının ilhakı hatasının ana nedeni Saddam Hüseyin’in sınırsız akılsızlığı mıydı?

Kuveyt’in işgali konusunda bazılarının öne sürdüğü nedenler ve gerekçeler ne olursa olsun, ya da Saddam Hüseyin kandırılmış ve buna sürüklenmiş veya eski emelleri uyandırarak fitneyi ateşlemiş olsun sonuç tam anlamıyla bir felaketti. Bu işgal, arkasında kapanması için uzun yılların geçmesi gereken yaralar bıraktı.

Bütün bunlara rağmen Kuveyt bu felaketi aşmayı ve acımasız işgalin ardından tekrar ayağa kalkmayı hatta Irak’ın kendisini yutma düşüncesinden vazgeçmesinin ardından bugünün Irak’ı ile barışmayı başardı. İki ülke el ele vererek geçmişin acılarından ve efsanelerinden uzakta her ikisi için de büyük yarar sağlayacak ekonomik bir ortaklık ve güvenli bir komşuluk ilişkisi kurmayı başardılar.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya