Varsayımdan kesin bilgiye

Varsayımdan kesin bilgiye

Çarşamba, 7 Ağustos, 2019 - 07:30
Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
Bu satırları arkadaşım Müslüm es-Sahaf'ın gazete haberlerindeki ‘hakikatin’ miktarı hakkında ortaya attığı bir soruya atfen yazıyorum. Soru soranın amacının ‘haberlerin güvenilirliği’ olduğunu biliyorum. Ama ‘hakikat/gerçek’ kelimesini kullanması bana biraz garip geldi.

Tahminimde yanılmadığım hemen ortaya çıktı. Anlaşılan o ki okurların bir kısmı, anlamları farklı olsa da ‘hak’ ile ‘hakikat’, ‘gerçeklik’ ile ‘gerçek’ kavramalarını karıştırmışlar, zira buna işaret eden cevaplar vermişler. Benzer bir konuyla ilgili Arap dili Profesörü Adnan İdan ile benim aramda geçen kapsamlı bir tartışmayı hatırlıyorum. Kendisi, Arap dilinin dijitalleşmesi özellikle de eğitim alanında kullanımı üzerinde uzman birisi. Kendisi bana birçok Arap gencin tartışmalarının derin münakaşalara hatta çatışmalara dönüştüğünü, çünkü kavramlar ve terimler arası anlam farklılıklarını ayıramadıklarını, bunun temel nedeninin de dilsel haznelerinin zayıflığı olduğunu söylemişti.

Profesör İdan'a göre bir üniversite mezunu, herhangi bir kelimeyi tekrar etmeden veya yanlış bir bağlamda kullanmadan en az yarım saat boyunca konuşma yapabilmelidir. Gençlerimizin yüzde 90'ının bunu yapamayacağını biliyorum.

Meslektaşım Sahaf'ın tartışmasına dönersek, konuya müdahil olanların verdiği cevaplardan anlaşılıyor ki soru soranın, iki kişinin dahi üzerinde ihtilaf etmediği tam bir hakikati kast ettiğini zannetmişler. Bazıları hakkın (mutlak doğru ve gerçek) mukaddes şeriat ile sınırlı olduğunu söyledi. Batılın zıttı olan ‘teorik’ anlamda ‘hakkı’ kast ettiği çok açık. Diğer bazı okuyucular ise doğru haberin okuduklarımız değil gözlerimizle gördüklerimiz olduğunu söylemiş. Yani, ‘hak’ ile gerçekliği karıştırıyor. Gözlerinizle gördüğünüz şey soyut, zihinsel veya teorik ‘hak’ değil maddi gerçekliklerdir.

Bana göre bu yaşanan karışıklık, okuyucunun aklına yazarın kast ettiğinin aksine yansıyan farklı anlamlar göz önüne alındığında, tartışmanın faydasını azaltmaktadır. Bu yüzden, gerçeklik dünyasında gördüğümüz şeyler ile zihnimizde inşa ettiğimiz şeyler arasındaki farkı gösteren böylesi bir ön bilgiyi vermeyi faydalı gördüm. Zira her ikisini de hakikat veya hakikatin bir açıklaması olarak düşünüyoruz. Bu sadece bir izlenim veya subjektif bir tasavvur olabilir.

Bu konunun detayını gelecek yazılara bırakmak istiyorum. Fakat şimdi üç bilgi seviyesi arasındaki farkı vurgulamak istiyorum: zan/varsayım, bilgi ve yakin/kesinlik. Birincisi (zan), her birimizin zihninde olan bilginin onda biridir. Dünya ile iletişim kurmada çoğunlukla bu bilgiye dayanılır. Zira ikinci aşamanın yani bilginin anahtarıdır. Olaylara dair ilk izlenim, şüphe, eksik düşünme, olasılık ve hayal gücü, hepsi bu başlangıç seviyesine aittir. İkincisi (bilgi), herkes tarafından doğrulanabilen standart bir delil ile desteklenen bilgidir. İnsanların çoğunluğu delil arayamaz veya aramak istemez. Bu nedenle, başka alanlarda biraz bilgisi olsa bile bilgileri kendi uzmanlık alanları ile sınırlıdır.

Üçüncü seviye (yakin/kesinlik) bilimsel delile gerek kalmadan elde edilen bilgidir. Kişisel (standart dışı) delillerle ya da delil olmaksızın bu seviyeye ulaşabilirsiniz. Ancak bilimsel delillere dayanma zorunluluğu yoktur. Böyle bir şarta bağlı da değildir. Onlar metafizik ya da ideoloji olarak adlandırdığımız şeylerdir. Bütün insanları, dini veya dini olmayan bu türden kanaatlere sahiptir.

Bu üç seviyeyi, okuyucular kavram kargaşası yaşamasınlar diye sunuyorum. Her bir okuyucunun bir çıkarım yolu, hatta kelimelerle bir manevi sorumluluk düzeyi vardır. Konuya başka bir zaman geri döneceğim. Ancak yukarıdaki fikri netleştirmek için bu kadarının yeterli olduğunu düşünüyorum.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya