İran: Ölü eşeğe vurmak faydasız bir iştir

İran: Ölü eşeğe vurmak faydasız bir iştir

Cuma, 2 Ağustos, 2019 - 09:00
Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar

Faydasız tüm işler arasında gerçekten de en yersizi, hareket ettirme ümidiyle ölü bir eşeğe vurmaktır. Şu an bunun canlı örneğine, ‘nükleer anlaşma’ adlı şeyi hayatta tutmak için yapay solunum cihazına yerleştirircesine yapılan diplomatik jestlerde tanık oluyoruz.

Avrupalılar, ‘ölü eşeğe’ tekrar hayat verecek ve onu en kısa zamanda ayağa kaldırıp koşturacak bir iksir hazırlamaya çalışıyormuş gibi davranıyorlar. Bu esnada Humeyni taifesinden olan Tahran yöneticileri de eşeğin halen hayatta ve afiyette olduğunu belirtiyor ama ayaklarını tek tek hareket ettirmeye devam ediyor. Ruslar ve Çinliler ise zaman zaman ‘ölü eşeği’ rahatlatıp eğlendiriyor ancak çok açık ki ölü mü diri mi olduğu aslında pek umurlarında değil.

Kapsamlı Ortak Eylem Planı adı ile bilinen ‘anlaşma’, teorik olarak bir tarafta BM Güvenlik Konseyi’nin daimî üyesi beş ülke ile Almanya, diğer tarafta İranlı Humeyni bağlıları kurumunun ortak çabalarının bir ürünüydü ama gerçekte Barack Obama’nın elini attığı her türlü şüpheli bileşeni kullanarak yaptığı şeytani bir hayat iksiri gibiydi.

İlgi çekici olan şu ki bu anlaşmada yer alan yedi katılımcı, bu anlaşmanın şartlarını ihlal edip aykırı hareket ettiler ama aynı zamanda bunu yapan diğerlerini de kınadılar.

ABD'liler, anlaşmayı ihlal etmeye ta Obama döneminde, ‘yaptırımları kaldırma’ şartının İran’a uygulanan yaptırımları iptal etme hakkı anlamına gelmediğini, bununla yaptırımları ‘askıya almanın’ sözünü verdiklerini ve Washington ne zaman isterse vazgeçilebilecek bir şey olduğunu iddia ettiklerinde başladılar. Obama, Mollaları razı etmek için dondurulmuş İran mal varlıklarından onlara biraz para verdi ve İran’ın düşük zenginleştirilmiş uranyumu kullanma hakkını ‘kabul etti’. Bu zaten, uluslararası hukuka göre her devletin sahip olduğu bir hak! Bununla birlikte Amerikalı bir şirketin Mollaların Arak nükleer tesisinde topladıkları plütonyum stokunu satın almasını mümkün kılan sözünü de anlaşılır veya belirgin bir sebep olmaksızın bozdu.

Obama’nın ardılı Başkan Trump, nükleer anlaşmayı kınayıp onu kötü ve herkes için zararlı bir şey olarak nitelediğinde dürüsttü. Ruslar da stokun yalnızca yarısı İran dışına taşındıktan sonra Tahran’dan yüksek zenginleştirilmiş uranyum satın alımını askıya alarak ‘anlaşma’ taahhütlerini yerine getirmedi. Aynı şekilde Çinliler, Arak nükleer tesisinin barışçıl hedeflerle yeniden tasarlanıp inşa edilmesi yönündeki sözlerine uymamak adına işi ağırdan aldı. Üstelik değeri 22 milyar dolara varan petrol ithalatı karşısında İran’a borçlu oldukları parayı ödememek için de bildikleri tüm hileli yollara başvurdular. İngiltere, Fransa ve Almanya şeklindeki Avrupa üçlüsü de ‘Eylem Planında’ yer alan vaatlerini bilmezlenerek İran’ı, neredeyse tüm ülkelere sunulan bankacılık hizmetlerinden mahrum bırakmayı sürdürdü. Başkan Trump, Obama’nın yaptırımlara ilişkin olarak başlattığı geri çekilme mekanizmasını çalıştırdığında, yeni ABD siyasetinin İslam Cumhuriyeti’ne yarar sağlayacak herhangi bir hareketi önlediği gerekçesiyle İran’ı uzaklaştırıp kenara attı. AB Dış İlişkiler Temsilcisi Federica Mogherini’nin sayısız girişimlerine rağmen de Avrupalı üçlü, Amerika’nın İran’a yönelik yeni siyasetinin izi sıra yürüdü.

İran ise bu işte hileye en meyilli taraftı. Nitekim ta en başından sözlerini gözetip yerine getirmeye niyeti yoktu. ‘Ek protokoller’ adlı şeye uymada ağır davrandı, nükleer tesislerini denetime açmayı reddetti ve işaret edildiği üzere sahip olduğu plütonyumu tam anlamıyla elden çıkarmayıp elindeki uranyumu da zenginleştirdi.

Teorik olarak Obama’nın bu ‘anlaşmasının’ en az iki yıl süresince İran’ın nükleer silah yapımındaki gücünü kırması gerekirdi. Aynı şekilde İran’ın ticaretinin ve bilimsel araştırma ve üretim siyasetinin büyük bir kısmının da İran’ın devlet egemenliğine aykırı olacak şekilde 5+1 ülkelerinin gözetimine tâbi olması lazımdı. Bununla birlikte ‘Eylem Planının’ bir anlaşma olmadığını, yani yasal anlamda bağlayıcı bulunmadığını göz önünde bulundurduğumuzda bu teorik olasılıkların birini bile ciddiye almamak icap ediyor. Trump belki de bu planın hilesini ortaya çıkarıp son kırk yılda İran ile dış dünya arasındaki ilişkilerin krize girmesine yol açan meseleleri ele almak için başka bir müzakere turu yapmaya çabaladığında herkese büyük bir hizmette bulunmuştu.

Bilgece tavır, ilgili olan tüm taraflara, ‘ölü eşeği’ gömüp hukuk temeline dayalı yeni girişimlerin önü açmayı öğütler. Yaklaşan G7 zirvesi, ‘eşeğin ölüm belgesini’ yayınlayıp Güvenlik Konseyi’ne, Obama tarafından vazgeçilen İran meselesine yeniden hâkim olma çağrısı yapmak için uygun bir fırsat olabilir. İlgili tüm tarafların taleplerini masaya yatırmak üzere yeni müzakereler de yürütülebilir. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun yayınladığı 12 şartlı liste de daha geniş kapsamlı bir gündeme dâhil edilebilir; ama bir zorunluluk olarak değil, bir orta yola varmak için gösterilen şeffaf çabalara bir katkı olarak.

Bazıları, Humeynici Tahran Rehberi'ne hiçbir koşul altında güvenilemeyeceğini, zira işin selefinde olduğu gibi yine son anda teslim olmak suretiyle Trump’ı da kandırmakla sonuçlanabileceğini söyleyerek itirazda bulunabilir.

Bu uzak bir ihtimal olmamakla birlikte ben inanıyorum ki Mollalar, bu defa gerçekten zor durumdalar ve kendilerini hile ile kurtarmaları, şu iki sebepten ötürü kolay olmayacaktır.

Öncelikle Trump’ın geri adım atması ve ‘tarihin en kötü anlaşması’ olarak tarif ettiği şeyi onaylaması pek mümkün gözükmüyor. Hele de ABD’nin mevcut siyaseti, kendisine gerçek anlamda bir şeye mal olmuyorken.

İslam Cumhuriyeti “Yüce Rehberi” Ali Hamaney, rejiminin "Büyük Şeytan" ile üst düzey görüşmeler ‘dilenmeye’ başvurmaması ile övünüyor övünmesine ama hem Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hem de Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Trump’ın istediği gibi yeni müzakerelerin mümkün olduğunu mırıldanıp duruyor.

Yapay parlamento olan İslami Şûra Meclisi’nin birkaç üyesi de geçen hafta boyunca Irak ve Umman’ın desteğiyle ‘gerginliği azaltmak’ için çaba sarf edilmesi çağrısında bulundu.

Mollaların hileye başvurmasını bu defa zorlaştıran ikinci sebep ise Humeynici rejimin, artan yolsuzluk, idari başarısızlık ve halk muhalefetinin artmasıyla meşruiyetini kaybettiği zorlu çekişmelerin gölgesinde büyük bir krizden geçiyor olmasıdır.

Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın ölüm haberini ilan edip gömmenin vakti geldi. G7 zirvesinin ‘İran sorunu’ konusunda yapıcı ve birleşik bir tutuma varamaması, Mollaları, İran’a belirttiklerinden daha fazla zarar veren politikalarını sürdürmeye teşvik edecektir. Değil mi ki bu politikanın kırk yıl boyunca yalnız İran’a değil, Ortadoğu bölgesine de zararı dokundu.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya