İslam, ırkçılık ve Suriyeli Düşmanlığı

İslam, ırkçılık ve Suriyeli Düşmanlığı

Cuma, 2 Ağustos, 2019 - 06:30
Türkiye, üç buçuk milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapmaktadır. Son aylarda Suriyeli karşıtlığının Suriyeli düşmanlığına evrildiği bir süreç yaşıyoruz. Ülkede yaşanan ekonomik krizin, zamların, işsizliğin, yükselen kiraların ve kapanan işyerlerinin sorumluluğunu Suriyelilere yükleyen ırkçı ve ayrımcı bir yaklaşımın topluma yerleştiği görülmektedir. Suriyelilere başlangıçta gösterilen misafirpeverlik ve yardımlaşma, bugün maalesef ayrımcılığa, nefret söylemine evrilme işaretleri vermektedir. Coğrafyamızın hiç ihtiyaç duymadığı şey ırkçılık, ayırımcılık ve nefret söylemidir.

Irkçılığa, ayrımcılığa ve nefret söylemine karşı çıkmanın en etkili yolu barış ve çoğulculuk içinde birlikte yaşama kültürünü öğrenmekten geçmektedir. Suriyelilere gösterilen düşmanlık, ayrımcılık ve nefret söylemi, farklılık içinde bir arada yaşama kültürünün, yani kesret içinde vahdet bilincinin çok zayıf olduğunu göstermektedir. Kesret içinde vahdet bilincini güçlendirmek ve bunu bir yaşama kültürüne dönüştürmeye ihtiyaç vardır. Ortada olan sorun, sadece Suriyelilerle ilgili bir uyum sorunundan ibaret değildir. Sorunun önemli bölümünün, bizim barış ve çoğulculuk içinde bir arada yaşama konusundaki kapasitemizin yetersizliğinden kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Medya; ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının en büyük taşıyıcısı

Aşırı sağcı ve nasyonalist siyasal ve sosyal hareketler, bütün dünyada ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını, desteklemektedir, yaymaktadır ve yaygınlaştırmaktadırlar. İnternet ve sosyal medya üzerinden yapılan ve kurgulanan çarpık ve manipülatif haberler ve olaylar, ırkçılığın ve nefret söyleminin toplumsallaşmasına hizmet etmektedir. Bugün medya, ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının en büyük taşıyıcısı durumundadır.

Suriyeliler konusunun, aşırı sağcı ve nasyonalist partiler tarafından siyasal ve sosyal popülizmin malzemesi haline getirilmesi ve Suriyelilerle ilgili her türlü yalan haberin mutlak doğru olarak sunulması, Suriyelileri kolay hedef haline getirmektedir. Burada anlaşılması gereken en önemli şey, Suriyelilere yönelik düşmanlık, ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi icat edilmektedir. Başka bir ifade ile Suriyeliler üzerinden ırkçılık ve ayrımcılık coğrafyamızda tekrar üretilmekte ve toplumsallaştırılmaktadır. Toplumun Suriyeliler üzerinden ırkçı bir aşırılığa doğru savrulması, toplumsal barışımız açısından ciddi bir tehdit ve tehlike potansiyeli taşımaktadır.

“Buranın esas sahibi kim?” sorusu etrafında üretilen ırkçılık ve ayrımcılık

Suriyelilere yönelik gösterilen ırkçılık ve ayrımcılık, Suriyeli sığınmacılar üzerinden oluşturulmaktadır.  Suriyeli mültecilere yönelik düşmanca ve ayrımcı söylemleri, tutumları ve saldırıları, ırkçılığın bir türü olarak anlamak lazımdır. Suriyelilere yönelik ırkçılık ve ayrımcılık, “Buranın esas sahibi kim?” sorusu etrafında üretilmektedir. Biz ve onlar ikilemine uygun Türkler-Suriyeliler şeklinde bir düşmanlık ve karşıtlık oluşturulmaktadır. Türklerin ev sahibi, Suriyelilerin ise sığınmacı olduğu ifade edilerek Suriyelilerin iş yeri açmalarına, bir işyerinde çalışmasına, bir yeri kiralamasına, okula ve üniversiteye gitmesine karşı çıkılmaktadır.

“Suriyelilerin burada devlet yardımlarıyla yaşayan asalaklar” olduğu kurgusu yapılarak “burada yaşayan asıl vatandaşların büyük ekonomik, iş ve eğitim zorlukları olduğu” dile getirilmektedir. Oluşturulan bu kurgu, hiçbir şekilde toplumsal barışa ve bir arada yaşama kültürüne hizmet etmemektedir. Suriyeli mültecilerin marjinalleştirilmesi, ötekileştirilmesi ve kriminalize edilmesi,  toplumumuzda derin bir fay hattının oluşmasına neden olmaktadır. Irkçılığın ve ayrımcılığın köpürtülmesi yüzünden toplum, patlamaya hazır bir bombaya dönüşmüş durumdadır.

İslam, insan merkezliliği savunur; İslam'da etnosentrizmin yeri yoktur

İslam, ırkçılığın, ayrımcılığın ve nefretin her türlüsünü reddeden bir dindir. Irkçılık yapanın bizden olmayacağını ifade eden İslam Peygamberi, ırkçılığın ve ayrımcılığın her türlüsünün deşifre edilmesi ve dışlanması gerektiğini bize öğretmektedir. Hiçbir insan grubu mutlak anlamda iyi ve üstün olmadığı gibi, hiçbir insan grubu da mutlak anlamda suçlu, kötü ve düşük değildir. Kendi grubunu ve milletini diğerlerinden üstün görme anlamında etnosentrizmin, İslam'da hiç yeri yoktur.

Grup üstünlüğü şeklindeki etnosentrizm, cahiliyenin değeri iken, bütün insanların eşref-i mahlukat ve Allah'ın halifesi misyonuna sahip olduğunu söyleyen İslam, insan merkezliliği savunmaktadır. Bütün insanların bir tarağın dişleri gibi eşit” olduğunu ve Adem'in çocukları olduğunu bize söyleyen İslam Peygamberi, insanların birbirleriyle merhametle, yardımlaşmayla ve ahlakla ilişki kurmalarını istemektedir. Irkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi, cahiliyenin günümüzde yeniden üretilmesi ve insanlığımızı esir alması anlamına gelmektedir.

İnsanlığımızı ırkçılık zehrine karşı korumak…

İslam, bir insan grubunun diğerleri üstünde efendi olarak seçilmiş olduğu düşüncesine karşıdır. İslam, insanlar arasındaki ilişkiyi efendilik ve hakimiyet üzerinden değil, kardeşlik ve işbirliği üzerinden kurmaktadır. Suriyeli mültecileri bizimle yaşayan kardeşlerimiz olarak görüp onlarla birlikte nasıl yaşayacağımızın barışçıl ve insani yollarını bulmak gibi bir meydan okuma ile karşı karşıya bulunmaktayız. Irkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi,  bir arada yaşamanın adı değil, bir arada yaşamanın yollarını ve imkanlarını kaldırmanın adıdır.

İslam, yeryüzündeki bütün milletlerin insan olduğunu, insan olmak açısından alt-üst ilişkisinin olmadığının, bütün insanların tek bir nefisten yaratıldığını ifade etmektedir. Suriyelileri düşman,  düşük ve suçlu gören yaklaşım, Kuran'ın insanlık anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Irkçılıkla, ayrımcılıkla ve nefret söylemiyle baş edebilmek için yeniden insanlığımıza dönmemiz ve keşfetmemiz gerekmektedir. İnsanlığımızı ırkçılık zehrine karşı korumak için Kur'an'ın ve Rahmet Peygamberinin bütün insanları kardeş kılan mesajını yeniden okumalı ve idrak etmeliyiz.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya