DEAŞ'ın Irak’a ani dönüşüne dair

DEAŞ'ın Irak’a ani dönüşüne dair

Salı, 30 Temmuz, 2019 - 14:15
Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi’nin Haşdi Şabi’nin yeniden yapılandırılması için vermiş olduğu mühlet bugün sona erecek. Haşdi Şabi, liderlik ve örgütlenme düzeyinde bağımsız askeri birliklerden ibarettir.

Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı'nın üzerinde anlaşmış olduğu yönetmeliğe göre Haşdi Şabi’nin, diğer hiçbir siyasi liderliğe bağlı olmadan sadece Başkomutanın emri altındaki orduya bağlı olması gerekiyor. Yönetmelik aynı zamanda Haşdi Şabi’ye bağlı olmayan diğer silahlı gruplara da 2 seçenek yani siyasi faaliyetlere yönelmek ya da güvenlik güçlerinin takibatına uğramayı sunuyor.

Irak Başbakanı’nın silahın sadece devletin elinde olması kararı doğru ve uluslararası sistem karşısında ülkenin egemenliğini, prestijini ve sorumluluğunu korumak için normal bir karardır. Ancak Haşdi Şabi’nin varlığının nasıl meşru hale getirildiğini ve Irak topraklarında istediğini yapmakta serbest bırakıldığını anlamak için biraz geriye dönmemiz gerekiyor. DEAŞ örgütünün Irak topraklarını üçte birini ele geçirmesi ve bilindiği gibi 2014 yazında Musul’u işgal etmesi ile Irak meclisi 2015 yılında, İran tarafından silah ve savaşçılarla desteklenen Haşdi Şabi güçlerinin, örgüt ile mücadelesinde güvenebileceği tek güç olduğuna karar verdi. ABD uçaklarının DEAŞ’ı ortadan kaldırmakta oynadığı temel rol ile Washington’un oluşturduğu Uluslararası Koalisyon ve Irak ordusunun DAEŞ’e karşı savaşta oynadıkları role rağmen Haşdi Şabi, yürüttüğü medya propagandası ile kendisini kurtarıcı olarak gösterip bu zaferdeki aslan payını kaptı. Haşdi Şabi; farklı bağlılıkları olan ama çoğunun merkeze yani Tahran’daki yönetime bağlı olduğu, meşruiyetini Irak meclisinden, sürdürülebilirliğini ise DAEŞ’in varlığından alan silahlı birliklerden oluşmaktadır.

Yaklaşık 1 ay önce bir grup silahlı; Manama’nın, ABD yönetiminin üzerinde çalıştığı Filistinliler ile İsrailliler arasındaki barış planının ekonomik ayağının ele alındığı çalıştaya ev sahipliği yapmasını protesto gerekçesi ile Bahreyn’in Bağdat Büyükelçiliği’ni bastı. Binayı tahrip ederek Bahreyn bayrağını indirdi. Bu olaydan birkaç gün sonra Washington, ramazan ayında Suudi Arabistan’ın batısındaki Duvedmi ve Afif şehirlerinde Aramco şirketine ait iki petrol tesisini hedef alan drone uçağının Husilerin iddia ettiği gibi Yemen’den değil Irak’tan kalktığını ortaya çıkardı. Irak’taki denetimsiz silahın arkasında durduğu bu olaylar Irak hükümetini zor duruma düşürdü. Düzenli orduya katılmalarını sağlayarak ya da partiler kanuna göre onları siyasi hayata katılmaya yönlendirerek silahlı grupları yeniden yapılandırma kararını almaya itti. Bu karar şimdiye kadar sadece DAEŞ ile savaş sırasında kurmuş olduğu Seraya es-Selam milis gücünü lağvettiğini deklare eden Mukteda es-Sadr tarafından kabul gördü.

Bugün ortaya çıkan değişken ise; DEAŞ’ın ani ortaya çıkışı ve Selahaddin şehrindeki petrol kuyularına saldırı düzenlemesidir. Bu saldırı, 2017 yılında Irak devletinin topraklarının tamamen örgütün elinden kurtarıldığını deklare etmesi ve örgütün, Bağdat, güneydeki bazı iller ile Kürdistan bölgesinde düzenleyeceği saldırılar ile ilgili geniş planının Irak istihbaratı tarafından ifşa edilmesinden bu yana gerçekleşen ilk saldırıdır.

Bu kadar süreden sonra DEAŞ örgütü nasıl tekrar canlandı?

Bütün bu süre boyunca örgüt, varlığını koruyor ve saklanıyor muydu?

Savaşçıları Suriye’den gelen mülteciler ile birlikte mi Irak topraklarına sızdı yoksa birilerinden destek ve yardım mı gördü?

En önemli soru da: Irak’ı tehdit eden ve Arap çevresine dönmesini, ekonomisinin canlanmasını ve gelişmesini engelleyen gerçek tehlike nedir, Tahran tarafından desteklenen silahlı milisler mi yoksa DEAŞ mı?

Her ne kadar Saddam Hüseyin rejiminin düşüşünden bu yana Arap ülkeleri ve uluslararası ilişkileri açısından şu anda en iyi durumunda olmasına rağmen Irak’ın büyük güvenlik tehditleri karşısında olduğu, güvenliğin Şii ve Sünni silahlı radikal grupların saldırları karşısında yerinde saydığı kesindir. DEAŞ’ın ani geri dönüşünün arkasındaki nedenin; devletin yeniden heybetini kazanma çabası ya da Haşdi Şabi güçlerine yeniden muhtaç kalmasını sağlamak olduğunu söylemek istemiyorum.  Ama Abdulmehdi hükümetinin son olarak deklare ettiği, Haşdi Şabi’nin merkezlerinin kapatılması ve kamplarının şehirlerin dışına çıkarılması şeklinde özetlenebilecek kararının bunda etkili olduğunu söyleyebiliriz. Bu karar, Başkomutan olarak Haşdi Şabi’nin emirlerine uymak zorunda olduğu  cumhurbaşkanlığı kararnamesinden farklıdır. Hükümetin, Haşdi Şabi güçlerini şehirlerden uzaktaki kamplara yerleştirmesi zannedildiği gibi onun nüfuzunu azaltmayacak aksine arttıracaktır. Çünkü böylece bu kamplar, devletin gözü ve kontrolünden uzakta askeri kamplara dönüşecektir. Bugün DAEŞ’in saldırı gücünü yeniden kazanması ile Şii silahlı gruplar, devletin tehlikede olduğu söylemine geri döndüler. Bu nedenle, Haşdi Şabi güçlerinin nüfuzunun küçültülmesi ya da etkisiz hale getirilmesi uzak bir ihtimaldir. Ancak bütün bunlar aynı zamanda; radikal örgütler arasındaki çıkar bağlantılarının ne kadar iç içe geçmiş olduğunu ve başta devletin bağımsızlığını engellemek olmak üzere ortak hedefleri paylaştığını açıkça meydana çıkarmaktadır.

Açıkçası; Irak Başbakanı’nın bir yönetmelik ile Haşdi Şabi’nin nüfuzunu sona erdirmesi beklenmiyordu. Çünkü İran’ın sahadaki varlığı, 3 başkanın bu boyutta bir karar alma ve uygulama gücünden daha büyüktür. Ama bütün bunlara ve karmaşık koşullarına rağmen Arap ülkeleri özellikle de Irak’a komşu olanlar halen kendisine karşı anlayışlı bir tutum benimsemektedir. Ama ne anlayış gösterilmesi ne de kabul edilmesi mümkün olan şey; gerekçesi ne olursa olsun Irak topraklarının komşularını hedef alan saldırıların karargahına dönüşmesidir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya