​Dünya sahnesinde Avrupa yaşlandı

​Dünya sahnesinde Avrupa yaşlandı

Pazartesi, 29 Temmuz, 2019 - 11:45
Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
İran’ın Cebeli Tarık’ta alıkonulan tankerine karşılık İngiliz bayraklı bir petrol tankerine gözünü bile kırpmadan el  koymasında şaşırtıcı bir şey yoktur. Çünkü İran, ne İngiltere’nin eski İngiltere ne de Avrupa’nın eskisi gibi olmadığını çok iyi bilmektedir. Aynı şekilde Atlantik ruhunun da en iyi günlerinde olmadığı söylenebilir.

Uluslararası oyun, futbola benzemektedir. Kazanma şansınız; zindelik, gençlik, beceri, sabır, uyum ve takımın üyeleri arasında rollerin iyi bir şekilde dağıtımına bağlıdır. Futbolda gençlik kazanmanın anahtarıdır. Bu nedenle Avrupalı oyuncunun sadece yeni puanlar elde etme değil aynı zamanda geçmişteki kazanımlarını koruma fırsatı da azalmaktadır.

Gazeteciler, Avrupa’da olağanüstü bir lider aradıklarında bulamamaktadır. Çünkü demokrasiler güçlü liderleri sevmez. Ayrıca sosyal medya da bulunması halinde başlarındaki haleyi çekip almakta ve onları skandallar, fısıltılar ve dedikodular sahasına çekmektedir. Olağanüstü liderler doğuran büyük olayların dönemi sona erdi. Fransa, Charles de Gaulle gibisini bir daha bulamayacak.

François Mitterrand gibi bir sihirbazı olamayacak. Elysee Sarayı’ndaki cumhurbaşkanını yıpratmak artık çok daha kolay. Bu hem Fransa’nın hem de diğer Avrupa ülkelerinin hikayesidir. Angela Merkel, Almanya’ya tam anlamıyla lider bir Şansölye bırakmadan görevinden ayrılmaya hazırlanırken Almanya’nın küllerinden yeniden doğmasını sağlayan ve onu demokrasi, istikrar ve refah yoluna sokan bir  Konrad Adenauer daha doğurmaya gücünün yettiğini gösteren hiçbir işaret yok. Aynı şekilde, Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ortaya çıkardığı tarihi fırsatı iyi değerlendirip bir damla bile kan akmadan Almanya’yı birleştiren Helmut Kohl’un liderliğine benzer bir liderlik inşa etmeye gücü yetecek gibi de görünmüyor. İngiltere de aynı hastalıktan muzdarip. Boris Johnson’un kendisi bunu çok iyi biliyor. Churchill’in koltuğuna oturmakla Churchill olmak mümkün değil. Demir adam lakabını haketmek için Margaret Thatcher’ın makamına oturmak yeterli değildir. Bu sıradan Avrupa dönemi sadece sıradan hatta belki de daha düşük ama aynı zamanda da tehlikeli olan adamların dönemidir. Bu zaman, Twitter ve Facebook vb. sosyal medya platformlarının  kliniklerinde doğan liderlerin zamanıdır.

Avrupa, bunu beklemiyordu. Aslında hiç kimse beklemiyordu. Berlin Duvarı yıkıldı ve Doğu Almanya anavatanın kucağına döndü. Duvar yıkıldı. Model yani Sovyetler Birliği yıkıldı. Avrupa, Sovyetlerin zincirlerinden kaçan ülkelere bağrını açtı. NATO da herkese kollarını açtı. ABD yüzyılının başladığına ve dünyanın tek bir süper gücün gözetiminde yaşayacağı zannedildi. Avrupa; Yeltsin Rusyasına baktığında sarsılan bir ülke ve nişanları ile birlikte üniformalarını bir avuç dolara satan Kızıl Ordu subaylarını görüyordu.

Avrupa; derin Rusya’nın altan alta Batılı büyükelçilerin direktiflerine ve öğütlerine karşı homurdanmaya başladığını, Sovyetlerin intihar sahnesinin intikamını almaya hazırlandığını farketmedi. Geçmiş yüzyılın son gecesinde yaşananları, Boris Yeltsin’in istifasını ve siyaset sahnesinden ayrılışını deklare etmesini, hasta Rusya’nın kaderini bir albaya teslim etmesinin arka planını doğru okuyamadı. Bu albayın adı Vladimir Putin’di. Kendisi Berlin Duvarı’nın yakınlarında bir yerde görev yapıyordu ve yıkılmaya başladığında hemen bütün gizli belgeleri imha ederek oradan ayrılmıştı. KGB’de görev yaptığı sırada duygularını saklama ve ipekten bir eldiven ile öldürücü darbeler yöneltme sanatını öğrenmişti.

Avrupa öncü bir insanlık hayaliydi. Devrimler, keşifler, düşünceler ve aydınlanmalardan oluşan dev bir mirasa dayanarak ilerleme ve refah yolunda ilerleyen çeşitli vagonlardan oluşan bir trendi. İki dünya savaşı ile aşırılık yanlılarının, maceracıların, sınırlar ile oynamanın ve değiştirmenin, yerine başkalarını dayatmak için güç kullanmanın tehlikelerini öğrenen bir kıtaydı. Ortak bir hayal ve para birimi, mal, yolcu ve düşüncelerin akışı için güvenli bir buluşma ve geçiş noktasına dönüştürülen sınırlardı. Yugoslavya patlayıp kendini güvende hisseden Avrupa’ya kimlik krizlerini ve kanın kokusunu hatırlatmadan önce yapılan bütün tartışmalar ve anlaşmazlıklar bütçeler, peynir ve şarap fiyatları ile sınırlıydı.

Çin uzun uykusundan uyanırken Avrupa sakin bir şekilde hayal kurmayı ve anlaşmazlıklarını çözmeyi sürdürüyordu. Uykusundan uyanan Çin’de Deng Şiaoping’in varisleri, Mao’nun mezarını gerçek bir emekliliğe sevk ederek tarihteki en büyük reform ve modernleştirme hareketini başlattılar. Kızıl Kitap’a yaslanıp uyuyan yoksullar ile dolu olan ülke, kaderinin dizginlerini ele geçirip, dünyadaki konumunu  ve geleceğini değiştirmeye karar verdi. Komünist Parti’nin katı gözetimi altında milyonlarca Çinli yoksulluktan kurtuldu. Ülke, teknoloji devrimini yakalamak ve derinlerine dalmak için çılgınca bir yarışa girdi. Avrupalılar bir gün uyanıp kendilerine geldiklerinde, gölgesinde yaşadıkları rejime benzer bir rejim benimsemeden Çin’in dünyanın ikinci büyük ekonomisine dönüştüğünü fark ettiler.

Avrupa son yıllarda 3 ciddi oyuncu ile yüzleşti. Ülkesini ve dünyayı Twitter üzerinden yöneten, eski kıtadan kendisini savunmayı sürdürmesi için bedel ödemesini ve savunma bütçesini arttırmasını isteyen bir ABD başkanı. Rusya’ya onu kuşatacak kadar yaklaşan NATO’yu cezalandırmak için Kırım’ı ilhak edip Ukrayna’nın istikrarını sarsmakta hiçbir sakınca görmeyen bir Rusya başkanı. İpek Yolu ve Çin yüzyılı hayalini canlandırmak için Bir Yol ve Bir Kuşak saldırısını başlatan  Çin başkanı.

Bu sırada AB ise gitttikçe yaşlanıyor ve yüzü kırışıyor. Ülkeleri ekonomik, siyasi ve kültürel olarak farklı hızlarda yaşıyor. Yapılan birçok seçim, bazı Avrupalıların hiç bitmeyeceği düşünülen hayalden yorulduklarının işaretlerini veriyor.

Birçok yerde aşırı sağcılık yine su yüzüne çıktı. Popülerizm dalgaları; uyum politikalarının başarısız olmasından ve mülteci dalgalarının devam etmesinden yararlanarak kaygı verici sesleri Avrupa parlamento ve hükümetlerine taşıyor.

AB’ye en sert ve güçlü darbeyi ise; De Gaulle’nin her zaman Avrupalılık duygularından şüphelendiği İngiltere, seçmenlerinin Brexit adı altında ayrılığı seçmeleri ile yöneltti.

Avrupa artık bir adalar grubu ya da farklı yönlere gitmeye hazırlanan kayıklar gibi görünüyor.

Boris Johnson’un başbakan olması da bu yönde bir mesajtı.  Avrupalı oyuncu yaşlandı. Yaşlılık ise bir ceza, batma ve çözülme zamanının yaklaştığının bir işaretidir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya