‘Sinirlerinize hâkim olun’

‘Sinirlerinize hâkim olun’

Pazartesi, 22 Temmuz, 2019 - 10:30
Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni ve El- Arabiyye kanalının eski müdürü
Saldırı operasyonları, tankerleri rehin alma, deniz trafiğini tehdit etme ve insansız hava araçlarının saldırı faaliyetleriyle birlikte mevcut gergin atmosferde öfke ve sinirinizi kontrol etmek kolay bir durum değildir. Aksine oyunun kuralları böyledir. Körfez’de yaşananlar, sinir savaşıdır.

İran çatışması, karmaşık bir rubik küp gibidir. Nihai doğru şekle ulaşmak için bir dizi girişimler gerekiyor. Yanlış adımlar, doğru adımlara göre daha kolay ve daha çok. Bunun için İran’a karşı askeri çatışma kolay gibi geliyor. Askeri çatışma, rejimin gücünü yok edecek. Ancak rejimin kendisini kesinlikle yok etmeyecek. Böylece rejim, bölge için daha büyük bir soruna dönüşecek. Koalisyon savaşı kazanabilir. Fakat Körfez ülkelerinin ekonomik kaynakları imha edilmesinden endişe duyuluyor. Kriz, alıkonulan petrol tankerini kurtarmak için küçük adımlarla başlayabilir. Daha sonra bu kriz, kontrolden çıkıp geniş çaplı bir savaşa dönüşebilir.

Hesapta başka olasılıklar da mevcut: Diğer büyük ülkelerin tutumu.

Çin ve Rusya farklı hesaplara sahip. Rusya, Sovyetler Birliği’nin parçalanması sonucu kaybettiği eski bölgelerde Batı’yla olan anlaşmazlıklarını sürdürüyor. Rusya, Kiev’den Prag’a kadar eski başkentlerini geri almak istiyor. Aynı şekilde Çin de ticari çekişmelerin yanı sıra Doğu Çin Denizi ile Güney Çin Denizi’nde ABD’yle anlaşmazlıklar yaşıyor. İran krizinin büyümesi halinde, yani krizin Suriye’de olduğu gibi askeri ya da siyasi olarak çözülmemesi halinde bu ülkeler kendi gerekçelerine göre müdahalede bulunacak. Nitekim Rusya, Suriye’de böyle yaptı.

Bu hesaplar, büyük oyuncularla sınırlı değil. İran milisleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Bunlar, çatışmalara katılmak için eğitilmiş milislerdir. Bu milisler savaşa son veremezler ancak bölgede kaos çıkartabilirler. Ayrıca ortada karşıt bir cephe bulunuyor. Bu cephedeki ülkelerin hesapları tam olarak birbiriyle uyumlu değil. İsrail’in temel meselesi, İran’ın nükleer silahını yok etmek ya da engellemektir. Suudi Arabistan ise öncelikli olarak İran’ın Yemen ve Irak’ı işgal etme projesinin durdurulmasını istiyor. Bu hedef farklılıkları, çatışmanın doğasına yansıyacaktır.

Fotoğraf, tehlike ve anlaşmazlıklarla dolu gibi. Öyleyse bir yıl önceki duruma geri dönmek neden mümkün değil? Yani ekonomik yaptırımlar uygulanmadan önceki duruma, hatta Washington’un nükleer anlaşmadan ayrıldığını açıklamadan önceki vaziyete geri dönelim ki savaştan kaçınalım.

Bu, ideal bir düşünce. Ancak bu düşünce sorunu çözmeyecek. Aslında karşılıksız barış, daha zorlu ve daha tehlikeli bir savaşa dönüşmesi için sadece çatışmayı geciktirecektir. 

İran; Irak, Suriye ve Yemen üzerinde hegemonya kurmaya devam ediyor. Tahran’daki üst düzey liderler, bu politikayı açık bir şekilde dile getirdi. İran, ertelenen savaş meydana gelene kadar bu politikasını sürdürecek. Aynı zamanda birçok rapor, İran’ın nükleer silahını yapmaya yaklaştığını teyit ediyor. İngilizler, İran’ın bir yıla kadar nükleer silah yapacağını düşünüyor. Washington, “Nükleer silah konusunda anlaşmalar yapmasına rağmen İran, çalışmalardan asla vazgeçmedi” diyor. İran’ın nükleer silaha sahip olması halinde hiç kimse bunun dünyaya yönelik tehlikesinden dolayı askeri anlamda İran’la çatışamaz. O zaman Tahran’ın dikte edeceği gerçekler ne olursa olsun büyük ülkeler, bu “de facto” durumu kabul etmek zorunda kalacak.

Dolayısıyla çözüm zamanı, esas bir faktördür. Bugünün hesapları ve çatışmanın tehlikeleri ne olursa olsun çözümün ertelenmesi, İran’ın rakiplerinin yararına değildir. Bu, birilerinin savaş istediği anlamına kesinlikle gelmiyor. Aslında hiç kimse, savaş istemiyor. ABD Başkanı Donald Trump, İran’ı kuşatıp saldırgan politikalarını durduracak bir anlaşma yapmaya yönelik bir plan yürütmekte. Trump’ın bu hedefi gerçekleştirmesi 1 ya da 4 yıl sürebilir. O zamana kadar sinirlere hâkim olmanın, büyük bir savaşa sürüklenmemenin ve savaşın kendisini yok edeceği konusunda Tahran’ı ikna etmenin zorluğunu ispat etmeye gerek yok.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya