Ne Atatürkçülük bitti ne de Erdoğan başarılı oldu

Ne Atatürkçülük bitti ne de Erdoğan başarılı oldu

Pazartesi, 22 Temmuz, 2019 - 09:45
Türkiye bugünlerde derin ve kapsamlı bir dönüşüm geçiriyor, öyle ki, kısa sayılabilecek bir sürede ve tek bir vatanda keskin dönüşler peş peşe yaşanıyor, değişiklikler üst üste geliyor.

AK Parti’nin 2003’te iktidara gelmesinden bu yana Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tüm güç ve yetkileri büyük bir hırsla kendi şahsında topluyor. Kuvvetler ayrılığı ilkesi her geçen gün daha da törpüleniyor.

Rus S-400 füze anlaşması 2017 yılında imzalandı ancak Ankara’nın füzeleri teslim alması başarısız darbe girişiminin üçüncü yıldönümüne denk getirildi, Erdoğan müttefiki ABD ile bir çatışma ortamına girdi.

Washington şu an için Ankara'ya yaptırım uygulamaktan geri adım atmış olsa da, F-35 savaş uçaklarını teslim etmekten kaçındı ve ABD’de eğitim alan Türk pilotlarını bu ayın sonunda Türkiye’ye geri gönderecek.

Kaçınılmaz olarak şu sorular akla geliyor:

AK Parti iktidarı 15 yıl sonra Türkiye’yi nereye getirdi?

Köklü demokrasilerde kullanılan mekanizmalar yoluyla iktidara gelen ılımlı ve modern sayılabilecek siyasal İslam'ın ilk zamanlarda meydana getirdiği umuttan geriye ne kaldı?

Siyasal İslam iktidara geldiğinde pek çok kişi şöyle bir beklenti içerisine girmişti; Bu iktidar, Müslüman Doğu ile Batı arasında diyalog ve karşılıklı uzlaşı tesis ederek bir köprü ve bir platform vazifesi görecek, Doğu-Batı ilişkilerini zedeleyen ve sürekli tekrar edilen katı ve sert ifadeler bu uzlaşı ve diyalog atmosferinde kaybolup gidecek…

Nitekim Türkiye, AK Parti’nin iktidara gelmesiyle beraber senelerce devam edecek ekonomik bir canlanmaya ve kalkınmaya tanıklık etmişti.

2016 yılındaki başarısız darbe girişiminden sonra Erdoğan benzeri görülmemiş bir baskı atmosferi oluşturdu, güç ve yetkilerin çoğunu kendi şahsında topladı. Ekonomi kötüleşti, para birimi değer kaybetti, büyük bir beyin göçü yaşandı, sermaye ülkeden kaçtı.

2017'de anavatanını terk eden Türklerin sayısı, 2016'ya oranla % 42 artarak 250 bin kişiyi aştı.

Siyasette ise, başbakanlıktan cumhurbaşkanlığı makamına sıçrayan Erdoğan'ın otoriter ve baskıcı yönleri ortaya çıkmaya başladı. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eski Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu partiden uzaklaştırıldı. AK Parti eski kimliğini kaybetti ve Türkiye artık Erdoğan'ın "Tek Adam" dönemine girmiş oldu.

Artık “Ben mutlak yetkilere sahip bir hükümdarım” diyen bir Sultan Erdoğan var karşımızda…

Binlerce kişiyi cezaevine attı, askerleri, idari personelleri, hâkimleri ve savcıları, gazetecileri, muhalifleri, aktivistleri ve öğretim elemanlarını – sebepli veya sebepsiz,  darbeye karışmış olsun veya olmasın- hapse attı.

Bu durum, Avrupa Komisyonu’nun 2019 yılına ilişkin raporunda yer aldı, Türkiye’ye sert tenkitler yöneltildi; İktidarın özgürlükleri alabildiğine kısıtladığı, Türkiye’nin AB’den hızla uzaklaştığı, Birliğe üyelik sürecinin daha da zorlaştığı ifade edildi.

Bu durum, Türk demokrasisine ciddi zarar verdi ve modernist İslamcılık referans olmaktan çıkmış oldu.

Erdoğan rejimi, Türkiye'nin bir zamanlar dış politikasında benimsemiş olduğu “sıfır sorun” ilkesinden de uzaklaştı. En başta bölge ülkeleri olmak üzere herkesle uzlaşmayı ve işbirliği yapmayı esas alan bu ilke dış politikada terk edilmiş oldu.

Türkiye, çatışmacı ve sorunlu bir aşamaya girdi, öyleki neredeyse çatışmadığı ve sorun yaşamadığı bir ülke kalmadı.

Bu ülkeler arasında Suriye de var ancak bu konuya girmeyeceğiz, ancak Türkiye bugün sadece rakipleri tarafından değil bilakis uzak ve yakın düşmanları tarafından da her zamankinden daha fazla kuşatılmış durumda.

Bugün Türkiye, birçok ülke ile derin anlaşmazlıklar yaşıyor, yakın komşu Yunanistan bunlardan biridir; 1923 yılında imzalan Lozan Anlaşmasının gözden geçirilmesi hadisesi, Türk subaylarının bu ülkeye sığınması, denizde gaz aramaları konusundaki anlaşmazlık nedeniyle Güney Kıbrıs ile yaşanan sorunlar iki ülke arasında gerginliklere neden olmakta.

Mavi Marmara hadisesinden sonra İsrail ile olan ilişkiler bir daha eski haline dönmedi.

Irak ile olan ilişkileri son derce girifttir, Ankara Irak topraklarını işgal etmektedir, en büyük takıntısı ve korkusu bir Kürt devletinin kurulmasıdır. Kürtlere kronik bir düşmanlığı vardır.

İki komşu müttefiki olan Rusya ve İran ile çıkarları kesişmesine rağmen, onlarla ilişkileri de sorunlu, özellikle Suriye sorunu ve İdlib'de olan biten hadiseler bunun en iyi kanıtı.

Mısır, Suudi Arabistan ve BAE ile olan ilişkiler, Erdoğan'ın Müslüman Kardeşler'e (İhvan) olan bağlılığı ve bu ülkelerin egemenliği pahasına bu yapıya destek olması nedeniyle kötü durumda.

Erdoğan’ın performans ve davranışının en tuhaf ve tehlikeli yönü, Türkiye NATO’nun önemli bir üyesi olmasına rağmen, Batı ile, özellikle de Rus füzeleri pazarlığı sonrasında Washington’la olan gergin ilişkilerdir.

Türkiye’nin silah sistemleri, Rus silahlarına karşı koymak için tasarlanmış NATO sistemleri ile bağlantılı. Dolayısıyla Ruslarla yaptığı füze sistemleri anlaşması askeri sırları ihlal etme anlamına gelmekte.

S-400 sistemine bağlı radarlar, ABD ve NATO üslerinin bulunduğu tüm Türkiye topraklarını tarayabilecek.

Türkiye, Erdoğan'ın iktidarda kaldığı yıllarda ne elde etti?

Dış ilişkilerde "sıfır sorun" ilkesi bir kenara bırakıldı, Türk diplomasisi sorun yaratan bir yapıya dönüştü.

İçeride ise Türk demokrasisinde belirgin bir yozlaşma yaşandı, AKP'nin kurumsal yapısı bile Erdoğan’ın tek adamlığa dayalı davranışlarından kendisini kurtaramadı.

Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinde kendisine güçlü bir rakip olabilecek Ekrem İmamoğlu karşısında ağır ve telafisi zor bir yenilgi yaşadı. Erdoğan, “İstanbul’u kim kazanırsa Türkiye’yi kazanır” sözünü sık sık tekrar ederdi. İstanbul'u art arda iki kez kaybetmesi halkın kendisini cezalandırmasından başka bir şey değildi, zira bu yenilgiyi hak etmişti.

Gözlemcinin gözünden kaçmaması gereken bir diğer konu da, Erdoğan’ın ülkeyi “vatanseverler” ve “hainler” şeklinde ikiye bölmesi, böylesi bir bedelin ödenmesini kaçınılmaz hale getirmişti.

Asıl soru şudur:

Türkiye birden fazla alanda nereye gidiyor, NATO’dan çıkacak mı veya kendisi üyelikten çıkartılacak mı?

İran'a daha da yakınlaşacak mı, Moskova ve Asya-Çin eksenine katılacak mı?

Erdoğan Atatürk Türkiyesini ve laik demokrasiyi devirmede başarısız mı oldu?

Türkiye siyasi atmosferi üzerindeki kara bulutlar ve toplumsal yapısında meydana gelen derin değişkenler, tüm bölgeyi- normalde kaçınılması mümkün- çalkantılı ve yıkıcı bir çatışma ortamına sürükleyebilir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya