Lübnan’ın Filistinlileri ile Filistin’in Lübnanlıları

Lübnan’ın Filistinlileri ile Filistin’in Lübnanlıları

Pazar, 21 Temmuz, 2019 - 09:45
Lübnan Çalışma Bakanlığı’nın icraatiından önce ve sonra, onunla ve onsuz da Lübnan’da Filistinlileri etkileyen bir sorun vardır. 

Bu sorunun bazı arka planlarında yakın zamanın savaşları ve hayaletleri saklıdır. Bazısında ise farklı eğilim ve duyguların bugün ve gelecek ile ilgili çizdiği tablolar gizlidir. Ancak bunlar için öne sürülen gerekçeler, ikna değil tahrik için öne sürülmüş gerekçelerdir. 

Eğer Suriyelilerin büyük bir çoğunluğu Lübnan’a yeni göç etmişse Filistinlilerin göç tarihi 1948’de İsrail devletinin kuruluşuna kadar uzanmaktadır. 

Suriyeliler çok, Filistinliler ise azdır. 2017 yılının sonlarında Lübnan Merkezi İstatistik Kurumu’nun yayınladığı bilgilere göre; “2017 yılında kamplarda ve toplu yaşama yerlerinde yaşayan Filistinlilerin sayısı 174 bin 422’dir ve 12 kamp ile 156 toplu yaşama yerinde yaşamaktadır”. BM Yardım Ajansı (UNRWA) bu sayıyı 470 bine çıkarmaktadır ama şunu da belirtmektedir: “Halihazırda Lübnan’da ikamet eden Filistinli mülteciler ile ilgili bir istatistik bulunmamaktadır. Nitekim bir Filistinli ülkeyi terk etmeye karar verdiğinde bizim bundan haberimiz olmamaktadır.” 

Doğrusu Filistinli gençler de yaklaşık 30 yıldır ümitsizlik nedeniyle ülkeden ayrılırken geride kalan çok az bir bölümü de gitmek için elinden gelen her şeyi yapmaktadır.

Rakamların düşük çıkması, kendilerini büyütenlerin üzerinde şok etkisi yaratırlar. Dolayısıyla burada da Yahudilerin sayısı azaldıkça antisemitizm yükseldiği Polonya’daki antisemitizm efsanesi ile ilgili söylenenler geçerlidir. 

O halde Lübnan’ı tehdit eden komplolar gibi manasız sözler etmenin, hiç kimsenin talep etmediği iskan ve yerleştirmeden, yaşlı ve aç çocukların gerçekleştireceği olası diğer tehlikeli projelerden bahsetmenin hiçbir anlamı yoktur. 

Dolambaçlı laflar etmeyi ve gevelemeyi bir kenara bırakmalıyız. 

Bir zamanlar Theodor Herzl, Osmanlı Sultanı İkinci Abdülhamid ile müzakarelerini şöyle tanımlamıştı:     Türklerle nasıl müzakare etmeniz gerektiğini bilmelisiniz: Eğer bir halı almak istiyorsanız 6 fincan kahve ve 100 tane sigara içmeniz, aile hikayelerinizi anlatmanız arada bir de kısa cümleler ile halıya değinmeniz gerekir.” 

Bizlerin her şeyden önce halıdan bahsetmemiz gerekir. Bu halının ilk ipleri de biz Lübnanlıların yaptıkları göçler ile meşhur olduklarıdır. Lübnanlıların göç ettikleri ülkelerde  bildiğimiz gibi kimi zaman vatandaşlık talebine kadar birçok talepte bulunduklarıdır. 

Dolayısıyla isteyerek göç ettiğimiz ülkelerde kendimiz için maksimum taleplerde bulunabilirken ülkemize göç etmek zorunda kalan diğerlerine minumum hakları bile çok görmemiz kabul edilebilir bir şey değildir.

Ahlaki ve insani yüzü yanında Lübnan’da Filistinlilere karşı egemen olan tutumun 2 yüzü daha vardır:

Birincisi; güvenlik boyutudur ve 1948 yılından bu yana aynı hata sürekli tekrarlanmaktadır: Unutmamalıyız ki açlık ve baskının hakim olduğu yerde suç ve silahlı örgütler başgösterir. 

Nitekim Lübnan’da Filistinli kardeşlerimizin 72 meslekte çalışmalarının, yurtdışına seyahat etmelerinin, emlak sahibi ve sendika üyeleri olmalarının yasak olduğunu hatırlatmalıyız. Oysa eski Yunan trajedisi bizleri uyarmaktadır: İnsan eti yenen her akşam yemeği bir yarım nesil sonra hazımsızlığa yakalanmaya neden olur”.

İkincisi; bizzat Lübnan’ın doğasının tehlike altında olmasıdır. Lübnanlılar ülkelerini, kendi kabuğuna çekilmiş, nefret ve ırkçlığın hakim olduğu bir ülke mi yoksa hakların, açılımın ve çoğulculuğun hakim olduğu bir ülke olarak mı görmek istiyorlar? Sayılardaki artışın mezhepçi hassasiyetleri hazırola geçirdiği ve endişelendirdiği açık ve bu meselenin dünyanın sonuna kadar bizimle kalacağı kesindir. Ancak kesin olan bir şey daha vardır o da bu hassasiyetleri ırkçılık ile tedavi etmenin hastalığı bir başka hastalık ile tedavi etmeye çalışmak gibi olduğudur. Bu tedavi yöntemi hastanın sorununu çözmez sadece hastalığının adnı değiştirir.

Ne var ki Lübnan’daki Filistinlilere en büyük zararı veren taraflardan biri de kendilerine “Filistin’in Lübnanlıları” diyebileceğimiz taraftır. Bu kişiler ya siyasi hayat ya da kültürel hayat ile bağlantılıdırlar ve Filistin meselesine yatırım yaparak hayatlarına bir işlev ve anlam kazandırmaya çalışmaktadırlar. Onlar “Filistin aşıkları”dırlar. Onun aşkı için sıkıntılara katlanmaktadırlar. Hayal dünyaları, yıllar öncesinin romantik Hint filmlerinin dayandığı temele dayanır.

Lübnan’ın Filistinlileri ile Filistin’in Lübnanlıları arasında birçok fark vardır. Birinci grup iş, seyahat özgürlüğü gibi belirli ve elle tutulur sivil haklarını elde etmek için çabalarken diğer grup ise birçoklarının maliyeti ağır bir ülkü olarak gördükleri bir savaş düşüncesi peşindedirler. İşte sivil taleplere zarar vermek için savaş taleplerinden bu şekilde yararlanılmakta, silahlı mücadele söylemi ile Lübnanlılar, mağlubiyetin ve korkunun kurbanlarından bu şekilde korkutulmaktadır. Hepsinden önemlisi, Lübnan’daki Filistinliler belirli bir toplumda haklarını talep etmektedirler. Oysa bu toplumun kendisi sağlıksız ve yanlık iken onlara haklarını vermeleri imkansızdır. Filistin’in Lübnanlıları ise sadece bu ülküyü sevdikleri için bu toplumu bölmeye, iç ilişkilerinde çatlaklar oluşturmaya, sınır ve egemenliğini ihlal etmekten kaçınmamaktadır. Ama aralarındaki en önemli fark; Filistin’in Lübnanlıları ile müttefiklerinin Lübnan’daki Filistinli siviller ile dayanışmalarında, onların hedef alınmasını kınamalarında çıkarcı ve fırsatçı olmalarıdır. Suriye vesayeti döneminde Çalışma ve Sosyal İşler bakanlarının haksız kararlarını bu şekilde tanımlayabiliriz. Çünkü bu bakanlar ya Baasçı ya da milliyetçi Suriyelilerdi. Aynı şekilde bunun, Kamplar Savaşı’nın üzerini örtmek ve bu savaşlarda dökülen kanları gizlemek için kullanıldığını da söyleyebiliriz.

Filistin’in Lübnanlıları hep kazanırken Lübnan’ın Filistinlileri hep kaybetmiştir. Birinci grup; keskin dillilik gibi az bulunur yetenek ve becerilere sahiptir. 

Lenin’in partisindeki işçi sınıfı temsil eden “öncü muhafızlar” gibidir. Filistinliler adına karar verir, başlarına iş açar, onlar adına  Suriye’deki Yermuk kampını yıkanlara sempati duyar. 

İşte her zaman ön planda olan, Filistin’in kara sevdalı aşıkları başlıkları ile manşetleri ele geçiren siyasi ve kültürel “kadrolar” hep bu çevreden çıkar. Diğer gruba ise aynı anda hem Lübnan’ın hem de Filistin’in yükünü taşımak düşer.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya