Suudi Arabistan’a hoşgeldin ABD

Suudi Arabistan’a hoşgeldin ABD

Pazar, 21 Temmuz, 2019 - 09:45
Abdullah Utaybi
Suudi Arabistanlı yazar. İslami akımlar araştırmacısı
Suudi Arabistan Kralı’nın, ABD askeri güçlerinin Suudi Arabistan’da konuşlandırılmasına onay vermesi  büyük öneme sahip tarihi bir karardır. Zira son 20 yıldan fazla bir süredir bölgedeki güç dengelerinde yaşanan siyasi değişimler ve büyük dengesizlikler, bu tür kesin ve kararlı bir kararın alınmasını gerektiriyordu.

İran’ın Arap (Basra) Körfezi, Hürmüz Boğazı ve Umman Denizi sularında askeri gerilimi tırmandıran adımları endişe verici bir boyuta ulaşmıştır. Ticaret gemilerinin mayınlarla hedef alınması ve ABD’ye ait İHA’nın düşürülmesinden sonra durum, Cebelitarık Boğazı’nda 2 İran tankerinin alıkonulmasına yanıt olarak İran Devrim Muhafızları’nın 2 İngiliz tankerini kaçırmalarına vardı. İran ayrıca her gün daha fazla uranyum zenginleştirdiğini deklare ederek Avrupalı ülkeleri ile dünyaya şantaj yapmaktadır.

Güç dengelerinde görülen bu büyük dengesizliğe verilecek örnekler arasında; İran’ın 4 Arap başkentini işgal ettiğininden bahsetmeye başlaması, Yemen’de bir savaş başlatması, kendisi tarafından organize edilmiş ve silahlandırılmış milis güçler aracılığıyla Irak ve Suriye’de kaosu yaymasıdır. 

Bu milis güçlerin başında da ABD’nin İran’a yönelik sert yaptırımlarının kaos ve terörü yayma gücünü, unsurlarının maaşlarını ve bütçesini doğrudan etkilemeye başladığı Lübnanlı Hizbullah örgütü yer almaktadır. Nitekim birkaç gün önce  Arjantin de kendisini bir terör örgütü olarak tanımıştır. Birçok ülkede kendisini terör örgütleri listesine almayı ciddi bir şekilde düşünmeye başlamıştır.

Körfez’in güvenliği sadece bir devleti değil bütün dünyayı özellikle de başta tarihteki en güçlü devlet olan ABD olmak üzere müttefik Batılı ülkeleri ilgilendirmektedir. ABD bugün, Körfez sularında İran ile askeri olarak bir yüzleşme içindedir. En önemli ve büyük Arap ve İslam ülkesi, tartışmasız en büyük Arap ekonomisi ve uzun yıllardır stratejik müttefiki olan Suudi Arabistan’ın ABD güçlerini kabul etmesi ile bölgedeki askeri varlığını güçlendirmektedir.

Bölgede yaşanan büyük dengesizlikler arasında ayrıca, Türkiye’nin siyasi, askeri ve stratejik olarak birden fazla Arap ülkesine yönelik açıklanmış politikaları, genişleme, nüfuz elde etme konusunda İran modelini taklit etme çabası da vardır. 

Türkiye sabit bir politika ile sürekli bir şekilde Irak ve Suriye’nin egemenliğini ihlal etmektedir. 

Katar, Somali ve başka ülkelerde askeri üsler kurmaktadır. 

Libya’da Müslüman Kardeşlere bağlı milisleri ve terörist grupları desteklemektedir. 

Bunun yanında Türkiye, tarihin tanıdığı en büyük terör örgütü olan Müslüman Kardeşler’in en büyük destekçisidir. ABD’den uzaklaşıp Rusya’ya yaklaşarak daha büyük dengesizliklerin yaşanması ile tehdit etmektedir. 

Rusya da bölgeye giriş yaparak Suriye’de kendisine kalıcı askeri üsler edinmiştir. Bu da bölgesel ve küresel olarak çatışan tarafların çıkarlarını korumak için bölgedeki birçok askeri ve siyasi dengenin yeniden dengelenmeye ihtiyacı olduğu anlamına gelmektedir.

Suudi Arabistan bölgede ülkelerin istikrarına öncülük etmekte, küresel barış ve güvenliği desteklemektedir. Bunun için de kendi gücüne ve siyasi, askeri ve ekonomik ittifaklarının gücüne güvenmektedir. İşte bu tarihi karar da bu noktadan yola çıkarak alınmıştır. 

Nitekim Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı’ndan yetkili bir kaynak: “Hadimul Haremeyn-i Şerifeyn ve Başkomutan Kral Selman bin Abdulaziz, bölgenin güvenliğinin ve istikrarının savunulması ve barışın garanti altına alınması için yürütülen ortak çalışma düzeyinin yükseltilmesi amacıyla ülkeye Amerikan kuvvetlerinin girişine ilişkin kararı onaylamıştır” açıklamasını yaptı.

Aynı gün ABD Savunma Bakanlığı “Pentagon” da ABD merkezli Lockheed Martin şirketinin Suudi Arabistan için THAAD füze savunma sistemini kurmasına ilişkin 1,48 milyar dolarlık mega sözleşmeyi kazandığı açıklamasını yaptı. Bu sözleşme, daha önce imzalanmış olan sözleşmeyi yeniden düzenleyerek  THAAD füze savunma sistemi sözleşmesinin toplam değerinin  5,36 milyar dolara ulaşmasını sağlamıştır. Alarabiya.net sitesinin haberine göre Pentagon ayrıca dün Cumartesi günü yaptığı açıklamada:”Güçlerimizin Suudi Arabistan’da konuşlandırılması ek bir caydırıcılık sağlayarak çıkarlarımızı koruma gücümüzü arttıracaktır” ifadesini kullandı.

Körfez’de hiç kimse bir savaştan bahsetmiyor am herkes ona hazırlanıyor. İran basitçe; genişleme, bölgede kaos ve terörü yayma ve balistik füzeler projesinden, milis güçler konuşlandırma ve hedeflerini gerçekleştirmek için terör örgütlerini destekleme yönteminden vazgeçmek istememektedir. Dünya da tarihin dışından gelmiş, kaos ve terörün zoruyla kendisini geriye götürmek isteyen bir rejim ile yaşayamamaktadır. Bölgenin zengin ülkeleri de egemenlikleri, güvenlikleri, inşa etmekte oldukları ve başarısına güvendikleri geleceklerini korumak konusunda kararlıdır. Bu nedenle; diplomatik ve siyasi çözümler ile ilgili bütün açıklamalara rağmen askeri hazırlıklar haber bültenlerinin başında yer almaktadır.

Bir sonraki aşama, birçok sıcak ve soğuk dosyada sürekli bir yükselişe şahit olacaktır. Bunlar; Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun, meşru askeri hedefleri hedef almak için Sana’ya yönelik özel bir operasyon düzenleyeceğini deklare etmesi, Irak’taki İranlı milis güçlerin harekete geçmesi ve Lübnanlı Hizbullah örgütü ya da DEAŞ, El-Kaide veya herhangi bir terör örgütünün dünyanın farklı yerlerinde bazı terör eylemleri düzenleme olasılığıdır.

Açıklanan politikalar ile sahada takip edilen stratejilerin doğası bölgedeki siyasi grupların arasındaki önemli farkları ortaya çıkarmaktadır. İran’ın bugün yaptığı tek şey; yarın sert yaptırımlar denizinde boğulmaktan kaçınmak, gelecekte solmuş bir yaprak gibi yere düşmeyi beklemektense şimdi, rejimin güçlü olduğu bir dönemde savaşmaktır. Ama düşmanı zayıflatana kadar savaşı ertelemek tarih ve coğrafya boyunca hep başarılı olmuş bir stratejidir.

Körfez’de deniz taşımacılığını korumak için askeri bir ittifak kurmak; İran’ı yaptırımlar zehrini içmeye zorlarken uluslararası ticareti, uluslararası geçiş yollarını ve Körfez ülkelerinin petrol ihracatını kesintiye uğratmasını engelleme yolunda bulunmuş öncü ve önemli bir fikirdir. Eğer gerçekten başarılı olunursa bu ittifak, İran’ın Körfez’de istikrarı sarsacak herhangi bir eylemine karşı gerçektende caydırıcı olacaktır. Hatta İran’ın dünyayı doğrudan bir askeri çatışmaya girmeye zorlaması halinde genişletilmesi ve desteklenmesi son derece önemlidir.

Böyle savaş yüklü ve barut ile bomba kokusuna doymuş bir atmosferde bunun gibi ciddi ve etkili bir çatışmayı yönetmek için gizli kapılar ardında da birçok önemli politik kararlar alınmaktadır. Analizler yapmak için açıklanan bilgiler önemli olsa da tarihin doğası bizlere, sıcak askeri savaş seviyesine yükseldiğinde çatışmaların sonuçlandırılmasında gizli tutulanların çok daha önemli olduğunu göstermektedir. Bunu anlamak için savaşlar önce dünyanın farklı yerlerinde yaşananları ve sonucun nasıl da kapalı kapılar ardında yönetildiğini okumak yeterlidir. Görünüşe bakılırsa bu zor dönemde de bütün taraflar bunu yapmaktadır.

Bu büyük dengesizlikleri yeniden dengelemek için getirilen yeni dengeler, bölge ve dünyadaki güç dengelerini yeniden sabitlemek ve inşa etmek içindir. Bugün değil uzun yıllar önce başlamıştır. Suudi Arabistan’ın iç, bölgesel ve küresel olmak üzere bütün düzeylerde yaptıkları ve yapmayı sürdürdükleri, istikrar ve barışı korumayı desteklemesi, dünyaya eklemleme ve geleceği inşa etmeye   güvenmesi bugün var olan çatışma ve çekişmelerin sonucunu etkileyecek önemli bir göstergedir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya