Lübnan ateşi ve meleklerin cinsiyeti

Lübnan ateşi ve meleklerin cinsiyeti

Cumartesi, 20 Temmuz, 2019 - 11:45
Racih Huri
Lübnanlı yazar
Kabr Şamun hadisesinin ardından boğucu bir ekonomik kriz içinde çırpınan Lübnan’da mahkemelerin türü ile ilgili anlaşmazlık, kalenin surları yanarken meleklerin cinsiyeti konusundaki anlaşmazlıktan çok daha zordur. Nitekim mutlu Lübnanlılar da birkaç gün önce daha önce hiçbir ülke halkının hatta belki de Sodom ve Gomore halkının bile işitmedikleri sözleri işittiler:

“Mahkemelerin türü ile ilgili anlaşmazlık nedeniyle hükümet, bakanlar kurulu toplantılarında greve gitti”

Bu sözlerin sahibi Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’ydi. Bu sözlerinin, durumun artan ciddiyetinden dolayı Cumhurbaşkan Mişel Avn’ın çağrısı ile mali bir toplantının düzenlenmesiyle aynı zamana denk geldiği göz önüne alınırsa, elbette ülkenin ulaşmış olduğu durum ile dalga geçtiği açıktı. Bu toplantının nedenlerinden biri de; bütçe tasarısının, kamu borcunun maliyetini 1000 milyar Lübnan Lirası azaltmak için Lübnan Merkez Bankası’dan %1 faiz ile 11 milyar Lübnan Lirası değerinde hazine bonosu alımı konusunda ödeme yapmasının istenmesi gibi bazı maddeler nedeniyle IMF’nin yapmış olduğu uyarılardır.

IMF; Merkez Bankası’nın, özellikle de her ay rezervinden azalacak olan 1 milyar dolarlık açığı kapatması gerekirken, bütçesine bu ağır yükün yüklenmemesi gerektiği uyarısında bulundu.Bu bağlamda Merkez Bankası’nın da her zaman; kamu sektöründeki kaos ve yolsuzluk nedeniyle büyüyen borç yükünü bankalara ve dolaylı olarak özel sektöre yükleme politikasını sürdürmenin, sonuçta bir çöküşe yol açacağından haklı olarak şikayet ettiğini belirtmeliyiz.

Asıl inanılmaz olan; atamalar, kotalar ve bunlara kimin karar vereceği ile ilgili artan anlaşmazlıklar ve yükselen gerilimin, Merkez Bankası Müdürü Riyad Selame’nin 3 yardımcısının atamalarını da kapsadığı için Merkez Bankası’na da doğrudan yansımalarının olmasıdır. Selame, 2008 yılındaki küresel krizden bu yana Lübnan’daki mali durumu koruyan zırhtır. Aynı şekilde IMF ile uluslararası kredi derecelendirme kurumları da yetkililerin politikalarına hakim olan bütün bu kaosa rağmen Selame’nin Lübnan Lirası’nı korumakta gösterdiği bilgelik ve mahareti övmektedir. Ama  kör ve aptalca politikaların zehri, finansal ve mali istikrarı korumak için yaptığı birçok şeye rağmen defalarca suçlu durumuna düşürülmeye çalışılan Selame’ye de ulaşmıştır. Ülke yıkımın eşiğinde iken greve giden bir hükümetin, bütün bu gerçekleri görmezden gelip, Selame’nin politikalarının desteklediği ve bilindiği gibi gücü ve rezervlerini arttırdığı Merkez Bankası’nın desteğine dayanmak istemesi ise hiç şaşırtıcı değildir.

Ancak Lübnan’daki yetkililer sorumluluğun ne olduğunu ve ne anlama geldiğini bilmemektedir. Bunun en belirgin kanıtı da hükümetin greve gitmekten çekinmemesidir. Kabr Şamun hadisesi ile ilgili soruşturma tamamlanmadan önce dosyanın Yargı Konseyi’ne taşınması meselesini çözmede arabuluculuk rolünü üstlenen ve bunun için yetkililer arasında mekik dokuyan Emniyet Genel Müdürü Tuğgeneral Abbas İbrahim aracılığıyla bir çözüme ulaşmayı beklerken hükümet, toplantılarını askıya almaktan kaçınmamaktadır. Yasalara göre olayın, Yargı Konseyi’ne intikal ettrilmesi ile ilgili bir karar alınmadan önce 2 tarafın da dinlenmesi gerekiyor ama mevcut sorun, şüpheli bir arka plana dayanmaktadır. O da Yargı Konseyi’nin çekmeceleri uzun bir zamandır uyuyan onlarca dava dosyası ile dolu olsa da, intikal ettirme kararının İlerici Sosyalist Partisi’ne yöneltilmiş bir suçlama gibi görülecek olmasıdır.

Suriye vesayeti öncesinden ve sonrasında politikanın kendisine çokça müdahale ettiği Yargı Konseyi’nin çekmeceleri, uyuyan birçok dava ve suç ile doludur. Dolayısıyla olayın kendisine intikal ettirilmesinin aslında bir şeyi değiştirmeyeceğini daha iyi anlamak için çekmecelerinde uyuyan dosyalardan bazılarını hatırlatmak iyi olabilir. Bu sayısız davalar arasında örneğin; şehit Başbakan Refik Hariri ve arkadaşlarının suikast dosyası, gazeteci Samir Kassir suikasti, George Hawi suikasti, Mervan Hamada, İlyas Murr, May Şidyak, Cibran Tuveyni, Velid Aydo, Antoine Ganem ve General Francois El Hajj suikast girişimleri vardır.

Sıradan ülkelerde genellikle vatandaşlar hükümetlere karşı grevlere giderler ama tuhaflıklar ülkesi Lübnan’da herkes grevdedir. Her gün sosyal taleplerini dile getiren ve yerine getirilmemesi halinde sorunu tırmandırma tehdidinde bulunan onlarca taraf gerev düzenlenmektedir. Ama bunları duyacak, anlayacak ve sorumluluğu üstlenecek  kimse yoktur.

Bu ülkede neredeyse hiç yetkili yoktur. Ülkenin ekonomisi çöküp iflas eden ülkeler seviyesine düşmekte iken “mahkemelerin türü” belirlenene kadar bizzat hükümetin kendisi  greve gitmekten çekinmemektedir. Bu, başarısız bir ülke değil de nedir? Ekonomik durum acınacak bir halde, sektörlerin birçoğunda iflaslar artmakta ama ne bütün bunların ne de ateşlerin yıkılmakta olan kalenin surlarını ele geçirmiş olmasının hiçbir önemi yoktur. Nitekim Avn da daha önce bu durumu, içindekiler dans etmeye dalmışken derinlere batmakta olan Titanik gemisine benzetmemiş miydi? İşte derinliklere hoşgeldiniz.

Birkaç gün önce Maruni Patrik Beşare er-Rai; “Lübnan’ın ayrıştıran değil birleştiren, geriye değil ileriye doğru götürecek, yıkan değil inşa eden, dışlayan değil işbirliği yapan, anlaşmazlıkları körüklemekten başka bir şey içermeyen açıklamalar ve sloganlar yerine kalkınma temelli ekonomik projeler sunan yeni bir siyasi söyleme ihtiyacı vardır. Halk; siyasilerin kendi aleyhine olan kurumların görevlerini yerine getirmesini, adalet ve hukuk devletinin kuruluşunu engelleyen polemiklerinden ve çekişmelerinden bıkmıştır. Devleti ve kurumlarını hedef alan bu yıkımın durmasını istemektedir. Ama bunun yerine dolaylı olarak devleti yıkmak ve kurumlarını felce uğratmak isteyenlerin olduğunu görüyoruz” diye konuştu.

Lübnan, sona ermeyen bir trajediler dizisinde boğulmaktadır. Devlet tam anlamıyla başarısız olmuştur. Bunun kanıtı da örneğin, Lobster dergisinin ocak sayısında kamu malından 80 milyar dolar çalan politikacılar ve yetkililer olduğu haberini hiç hatırlamamaktadır. Malezya’da Mahathir Muhammed’in ve bugün Cezayir’de yetkililerin yaptığı gibi bu kişileri Yargı Konseyi’ne sevkedip kendilerinden hesap sormamaktadır. Bilakis yeni bütçe, yağmalanan milyarlarca doların neden olduğu açığı, nargileye 1000 lira, bir teneke kutu benzine 5 bin lira vergi getirerek ve aç halkın sırtına ek vergiler yükleyerek kapatmayı önermektedir.

Düşünün ki, bir ülke iflas ile karşı karşıya ama hükümet üyeleri bir araya gelemiyor. Ama burası Lübnan. Nitekim Lübnan hükümetlerinin başarıları arasında bir zamanlar  “gezici kararnameler” adında bir icadın da yer aldığını bilmek Arap okurlarımızın hakkıdır. Bu icat ile hükümet kararları , sürücüleri askerlerden oluşan bisikletler aracılığıyla  imzalamaları için kavgalı ve düşman olan  başkanların ve bakanların evine gönderilirdi. Çünkü hükümet, daha doğrusu batı ve doğu olmak üzere mevcut 2 hükümet, bakanlar kurulu toplantılarını boykot etmiş ve greve gitmişti.

Daha da ilginci bu Lübnan hükümetlerinin, konu ve kararları tartışırken çoğu zaman oylamaya gitmekten kaçınmış olmalarıdır.  Nitekim bu her zaman kaçınılan oylama, Hizbullah’ın silahını zorla dayatan Doha anlaşması ile tamamen çökmüştür. Silah zoruyla dayatılan “uzlaşmacı demokrasi”nin getirdiği engelleme ilkesi ile demokratik parlamenter siyasi sistemin ruhu tam anlamıyla imha edilmiştir.

Bu da pratik olarak çoğunluk ile azınlık arasındaki farkı kaldırmıştır. Bu yüzden Lübnan, Cumhurbaşkanlığı ve kabine seçimlerinde defalarca krizler yaşamış ve karar alamaz bir duruma gelmiştir. Çünkü uzlaşı, oy birliği demektir. Ama devlet ve kurumlarla ilgili konularda bir oy birliği olması mümkün değildir. Nitekim kuruluşundan bu yana, Arap Birliği’nin başarısız olmasının en temel nedenlerinden biri belki de kararlarının oy birliği ile alınması zorunluluğudur.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya