Sudan'da 'yarı-uzlaşı' sağlandı ama bundan sonrası daha zor

Sudan'da 'yarı-uzlaşı' sağlandı ama bundan sonrası daha zor

Perşembe, 18 Temmuz, 2019 - 08:30
Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü
Sudan’da uzun bir bekleyişin ardından Askeri Geçiş Konseyi (AGK) ve Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) arasında dün imzalanan “siyasi anlaşma”, bir uzlaşı dozu ya da ameliyat öncesi hastaya yapılan anesteziden ibarettir diyebiliriz.

Çünkü bu anlaşma, daha önce üzerinde anlaşmaya varılmış ve kamuoyuna sızdırılmış olan ve artık bilinmeyen herhangi bir anlaşmazlık noktası içermeyen anlaşmadan farklı değildir.

Başlıca ve temel anlaşmazlıklar, bu anlaşmanın ertelenmiş olan ikinci belgesinde yer alan bir dizi madde etrafında dönmektedir. Bu ikinci belge de geçiş döneminin görevlerini, yönetim düzenlemelerini ve yapılanmalarını detaylandıran “anayasal belge”dir.

Peki o zaman neden eksik bir anlaşmayı imzalamakta acele etmek yerine anayasal belge ile ilgili bütün anlaşmazlıklar çözülene kadar beklenip 2 belge birlikte imzalanmadı?

Muhtemelen arabulucular ile anlaşmanın tarafları olan AGK ve ÖDBG’den bazı katılımcılar; müzakarelerin uzun sürmesi ve anlaşmayı birden fazla kez erteleyen manevralar nedeniyle halka egemen olmaya başlayan hayal kırıklığını göz önüne alarak bekleyiş içinde olan kitlelere bir şey sunmaları gerektiğini düşündü.

Buna ek olarak; geçen hafta internet hizmetinin yeniden sağlanması ile 3 Haziran’da oturma eylemlerine yapılan müdahale sırasında yaşanan birtakım kanlı olayları gösteren videolar internette yayıldı. Bu videolar, olayın üzerinden 40 gün geçmesi münasebetiyle geçen Cumartesi günü “Şehitlerin Kırkı” adı altında düzenlenen gösteri konvoylarında net bir şekilde görülen bir öfke atmosferi yarattı. Başkent Hartum’un birçok mahallesinde başlayan protesto gösterilerinin hafta ortasında 2 taraf arasında müzakarelerin yeniden başlaması ile aynı zamana denk geldiği de dikkatlerden kaçmadı. Bu, taraflara gönderilmiş ve sokağın her an yeniden patlayabileceğine yönelik açık ve net bir mesajdı.

Dün açıklanan belgenin imzalanmasında acele edilmesi ve bazı boşlukları barındırması akıllarda soru işaretleri yarattı. Bana göre en dikkat çekici noktalardan biri “siyasi anlaşma”nın giriş bölümünde yer alan şu paragraftı:

“AGK’nin imzası ve mührü ile yayınlanması şartı ile bu anlaşmanın eki olan anayasal belgenin geçiş dönemini yönetmesi üzerinde uzlaştık.”

Bu paragraftaki ibareler net sorunlar içermekte. Paragrafta bir anayasa belgesi üzerinde “uzlaşı”ya varıldığı ve bu belgenin anlaşmanın eki olduğunu belirtilmektedir. Bu bir yanı ile hatalı diğer yanı ile de sorgulamaya açık bir ifadedir.

Dün gördüğümüz ve yaygın bir şekilde halkın arasında dolaşan siyasi anlaşmanın ekinde bir anayasal belge yoktu. Daha da önemlisi; temel anlaşmazlıkların üstesinden gelmek için “anayasal belge” ile ilgili müzakarelerin devam ettiğinin ve anlaşmazlıkların çözümlenmesi halinde yarın Cuma günü imzalanacağının açıkça deklare edilmesidir. Ancak bu müzakerelerin deneyimleri bize tarih konusunda hiç de dakik olmadığını ve ertelemenin onun için artık normal bir hale geldiğini öğretti.

Diğer sorunsal daha doğrusu bu paragrafın anlaşma etrafında yarattığı soru işareti, anayasal belge üzerinde bir “uzlaşı” sağlandığını belirtmesidir. Bu uzlaşı gerçekten de sağlandı mı? Eğer sağlandı ise neden halka açıklanmadı ve belirtildiği gibi siyasi anlaşmaya eklenmedi?

Bu sorunun yanıtı; tarafların eksik de olsa bir anlaşma imzalamada acele ederek öfke ve bezginlik atmosferinin hakim olduğu sokağa onu teskin edecek ve sevindirecek bir şeyler sunmak istemesi olabilir. Ama sorun, istedikleri sonucu elde edememiş olmalarıdır. Çünkü insanların çoğu dün imzalanan anlaşmayı biraz can sıkıntısı ile karşıladı. Son birkaç gündür anayasal belge ile ilgili tartışmaların arkasındaki ciddi anlaşmazlıkların çözümlenmesini bekleyen sokaklar, bekledikleri şeyin kendilerine verilmediğini düşündü.

Bu eksik anlaşmanın endişe uyandırdığı bazı kişiler ise sözkonusu paragrafın; belge üzerinde gerçekten de bir uzlaşı olduğunu, belgenin açıklanmasının anlaşılmaz nedenlerden dolayı  ertelendiğini ya da insanların özellikle de kızgın ve öfkeli gençlerin beklentilerini karşılamayan şartları  içerdiğini mi kastettiğini sorgulayacak kadar ileri gittiler. Bunun yanında, dünkü anlaşmanın metninde anayasal belgenin AGK’nin imzası ve mührü ile yayınlanacağı ifadesine yönelik itirazlar da yükseldi. Çünkü bu, AGK’nin egemen otoritesinin, geçmiş dönem boyunca bazıları tartışmalı olan bütün kararlarının meşruiyet kazandığı anlamına gelmektedir. Bu paragrafa göre AGK ayrıca istediği takdirde ve ÖDBG ile arasında bir ihtilaf yaşanması durumunda anayasal belgenin yayınlanmasını geciktirebilir.

Dün imzalanan anlaşma ile ilgili anayasal belgeyi yorumlayan bazılarıın da gelecek ile ilgili soru işaretleri ve sorunsallara değinen başka eleştiriler de vardı. Bu soru ve sorunsallardan bazıları; yasama meclisi ile ilgili anlaşmazlığın çözülmemesi ve 3 ay ertelenmesi, tarafların ihtilafa düşmesi halinde başvuracakları mekanizma ile ilgili açık  metinlerin bulunmaması, oturma eylemine yapılan müdahale sırasında yaşanan kanlı olayları ve diğer ihlalleri soruşturacak soruşturma komisyonu ile ilgili hassas konulara yer verilmemesidir.

Yukarıda zikredilenler; insanların sürüncemede bırakılan meseleler ile ilgili soru işaretlerini gidermeyen siyasi anlaşma hakkına birkaç hızlı gözlem ile içerdiği boşluklara dair örneklerdir. Buradan yola çıkarak anlaşmanın diğer belgenin yani beklenen anayasal belgenin bir önsözü olmaktan öteye geçemediğini belirtebiliriz. Nitekim deneyimli bir diplomat da tarihi konusundaki açıklamaların doğru çıkması halinde, yarın deklare edilmesi beklenen temel ikinci belge olmadan dün açıklanan anlaşmanın hiçbir anlamı olmadığını ifade etmiştir.

Sorun şu ki; anayasal belge ile ilgili büyük sorunlar, egemenlik konseyinin yetkilerinin sınırları, konseyin sadece bakanlar kurulunun kararlarına ve atamalarına bağlı mı olacağı yoksa AGK Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın daha önce açıkladığı gibi veto yetkisine sahip mi olacağı gibi bazı maddeleri ile ilgili önemli anlaşmazlıklar bulunmaktadır.

Bunun yanında egemenlik konseyi üyelerinin dokunulmazlığı ve bunun mutlak mı yoksa sınırlı mı olacağı konusunda da büyük bir fikir ayrılığı var. Bilindiği gibi birçok kişi; devrimin temel sloganları arasında yer alan adalet ilkesine aykırı olduğu için dokunulmazlık ilkesini temelinden reddetmekte.

Bunlara ayrıca devrim güçleri tarafından kabul edilemez bazı kişilerin atanmasından duyulan korku nedeniyle AGK’nin içişleri ve savunma bakanlarını atama yetkisi, bu yetkinin mutlak bir şekilde mi yoksa başbakan ile istişare edilerek mi uygulanacağı ile ilgili yorumlardaki çelişkileri de ekleyebiliriz.

ÖDBG aynı şekilde ilk döneminde egemenlik konseyi başkanının seçimi meselesini tamamen askerlere bırakmaktan korkmakta ve bu konunun görüşülmesini istemektedir.

Anayasal belge ile ilgili önemli anlaşmazlık noktaları olarak öne çıkan 11 nokta var. İki taraf arasındaki anlaşmanın kaderi de bu noktalara bağlı. Üzerinde bir uzlaşıya varılması halinde anlaşma tamamlanmış olacak ve muhtemelen Sudanlıların büyük bir çoğunluğu tarafından –çünkü üzerinde tam bir uzlaşı sağlanması imkansızdır- memnuniyetle karşılanacaktır.

O zaman dikkat ve çabalar çok daha zor olan aşamaya yönelecektir.  İslamcılar ve el-Beşir’in 30 yıl süren yönetimi boyunca yıkılan her şeyi yeniden inşa etme, tetikte bekleyen derin devletlerini ortadan kaldırma, onların dönemlerinde yayılan yolszuluğu kökünden söküp atma, devletin yağmalanan mallarını geri alma ve ulusal ekonomiyi kurtarma aşamasına odaklanacaktır.

Anayasal belge ile ilgili  anlaşmazlıkların çözümlenmesinde başarısız olunması halinde ise sokaklardaki kaynama çok daha şiddetli bir hal alacaktır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya