Arapların Komşuları: Rahatsız edici iki rejim ve ebedi düşman İsrail!

Arapların Komşuları: Rahatsız edici iki rejim ve ebedi düşman İsrail!

Perşembe, 18 Temmuz, 2019 - 07:30
Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı
Bu yılki Fas Asilah Uluslararası Kültür Forumu’nun ana başlıklarından biri Arap ülkelerinin komşuları olan Türkiye, İran’ın yanı sıra elbette “Ortadoğu’daki” Siyonist düşman İsrail ile İspanya, Fransa, İtalya gibi batı ülkeleri ile Senegal ve Gambiya gibi bazı Afrika ülkeleriydi.

Bu konunun böylesi bir forumla detaylı ele alınması gerekiyordu. Forum, birçok tanınmış yetkin kişinin katılımıyla gerçekleştirildi.

Arap dünyasından, Latin Amerika’dan, Afrika, Avrupa, ABD’den katılımcılar vardı. Böylesi önemli bir konu, hızlı bir gözden geçirmeden ve kişisel görüşlerin serdedilmesinden daha fazlasını gerektirdiği için 41’inci oturumu gerçekleştirilmiş olan Asilah Uluslararası Kültür Forumu bu konuyu da ele aldı.

Ayrıca her konu mevsiminde ele alındığında etki bırakır ki bu forum da bunu yapmaya çalışıyor. “Arapların Komşuları” adı altında düzenlenen bu seminerde benim ve bazı katılımcıların tercihi tarihsel ilişkilerimiz, ekonomik ve politik veya güvenlik ve askeri alanlarda tüm Ortadoğu’da bıraktıkları olumlu veya olumsuz etkiler nedeniyle Türkiye ile İran hakkında konuşmak oldu.

Osmanlı Türkiyesi’nin Arapları, Maşrık (Doğu) Araplarını ve onlarla birlikte Mısır Araplarını 4 asırdan daha fazla bir süre kuşattığı çok iyi bilinmektedir.

Birinci Dünya Savaşı’nda çöküşü gerçekleştikten sonra zorunlu olarak bu görev başkalarına teslim edildi.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın Fransız Dışişleri Bakanı ile birlikte hazırladığı ve pervasız işgal haritaları olarak hatırlanan “Sykes-Picot Anlaşması” bu kuşatma görevinin adresi haline gelmişti.

Filistin’de zorla bir İsrail devleti kuruldu. Arap dünyası rastgele ve pervasızca parçalandı. Bir asır geçmiş olmasına rağmen hala bu adımın yarattığı acıları çekiyoruz.

Dolayısıyla meseleye İsrail ile başlamak gerekir. Bu acı verici gerçeklik sona erip başka bir Arap gerçekliği ortaya çıkana kadar İsrail devleti kötü ve düşman bir komşu olarak kalmaya devam edecek.

Camp David ve daha sonra Vadi Araba anlaşmasının imzalanmış olması bu gerçekliği değiştirmemektedir. Bu analiz olasılıklara değil sahadaki gerçekliklere dayanıyor.

Batı Şeria'da, Gazze Şeridi'nde ve Suriye’nin İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri'nde olup bitenler bunu doğrulamaktadır. Arap ulusunun kalbine bir hançer gibi saplanan bu Siyonist devlet türedi bir varlıktır.

İsrail’in bu bölgede ayakta kalmasının Filistinlilerle “makul” bir barışı gerektirdiğini kavrayan eski İsrail Başbakanı İzak Rabin’e şu anda İsrail devletini kontrol eden aşırı sağ kanat tahammül edemedi, FKÖ ile imzalanan Oslo Anlaşması’nın yıldönümü münasebetiyle katıldığı bir kutlama esnasında suikasta uğradı. Bundan sonra, bu Siyonist devlette artık bir "barış kampı" kalmadı.

Arapların hasta düştüğü bir dönemde yapay olarak üretilen bu devletin başlangıcının Siyonist hareketin kuruluşu olduğu akılda tutulmalıdır. Siyonizm ırkçı ve sömürgeci bir harekettir.

Filistin’de öncü bir askeri üs olarak bir İsrail devleti kurma ve Arap dünyasını bir bütün olarak sömürge altına alma projesi uygulamaya kondu. Bunun başlangıcını “Sykes-Picot” anlaşmaları oluşturdu.

Camp David ve Vadi Araba Anlaşmaları imzalanmış olmasına rağmen bu devletle gerçek bir barış olamaz. Tek bir adım bile ilerleme sağlanmasının engellendiği Oslo Anlaşması etkisini yitirmiştir. Bu devletle “komşuluk” ancak nefret komşuluğu olarak nitelenebilir. Bu bölgede olup bitenler, Filistin'de ve Ortadoğu'da olanlar, gerçek ve fiili barışı reddeden bu devletle olan çatışmanın sürekli ve kesintisiz olacağını kesinkes gösteriyor. Bu düşman komşuyla savaş her an çıkabilir.

Aynı şekilde, Osmanlı Devleti'nin bir devamı niteliğinde olan Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde kurulan Türk devletinin, Araplara haksız bir düşmanlık ortaya koyduğu çok iyi bilinmektedir.

Burada kastedilen Türk halkı değildir, bir asırdan beri süregelen Türkiye Cumhuriyeti iktidarlarıdır; En sonuncusu ise adeta İhvan rejimine dönüşen Recep Tayyip Erdoğan rejimidir.

Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eski Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu başta olmak üzere Adalet ve Kalkınma Partisi'nin üst düzey sembol isimleri Erdoğan’ın arabasından inmeye ve kendisini terk etmeye başladılar.

Herhangi bir suçlama yapmadan bir konuya işaret etmek istiyorum. ABD Başkanı Bill Clinton'un popüler eşi Hillary Clinton, meşhur “Zor Tercihler” adlı kitabında ABD yönetiminin uzlaşabilmek için biri Sünni diğeri Şii olmak iki lider arayışına girdiğinden bahsediyor. Şii olan Ali Hamaney, Sünni olan Recep Tayyip Erdoğan'dı…

Şu anda yaptıkları icraatlar, oynadıkları roller, "dramatik" yükselişleri Hillary Clinton’ın arayışını pekiştiriyor.

Elbette en doğrusunu Allah bilir!

Arapların çoğunluğu hala Türkiye ve İran'la "kardeşlik" ilişkileri kurmaya gayret ediyor. Gerek Osmanlı-Atatürk dönemi de dâhildir- gerekse Safevi dönemine ait yakın ve uzak geçmişi unutmak istiyor. Ancak, bazı istisnalar dışında, Arap ulusu hep hayal kırıklıkları yaşadı.

İran Şahı'nın yıkılmasından sonraki rejim, Arap halklarına ve rejimlerine en fazla düşmanlık yapan rejim oldu. Erdoğan da, Humeyni ve onu takip edenlerin yolundan gitmeyi tercih etti. Kardeş Türkiye'yi adeta bir “İhvan” devletine dönüştürdü.

İhvan, 1928'de Arap kalkınmasını engellemek için kurulmuştur. Bu kalkınmaya öncülük etmek isteyen Arap ülkeleri gelişmekte ve gelecek vaat eden ülkelerdi. Diğer bazıları ise, Arap milliyetçisi siyasi partilerdi.

Bütün Araplar, Humeyni'nin iktidara gelmesinin İran'ı eski dönemlerinden kurtaracağını zannediyorlardı. Eski dönemden kastımız (Azeri) Safiyüddin İshak Erdebili’ye nispet edilen Safevi devleti dönemi ile Şah Rıza Pehlevi ve oğlu Şah Muhammed Rıza Pehlevi dönemleridir. Ama Araplar gerçek bir şok yaşadılar, Humeyni'nin Araplara olan nefret ve düşmanlığı diğerlerinden katbekat daha fazla oldu. Sonradan gelenler bu düşmanlık mirasını devraldılar, dört Arap başkentini kontrol ettiler ve bununla övünmeye başladılar, şimdi ise kuvvetlerini Arap (Basra) Körfezi'nde seferber ediyorlar ve Körfez devletlerini tehdit ediyorlar, Filistin ve Golan'ı işgal eden bir İsrail-Siyonist devlet olduğunu, İran devletini ve tüm Arap devletlerini tehdit ettiğini unutuyorlar.

Ancak, sonuç itibariyle ve tüm bunlara rağmen, bu iki kardeş halkı, yani İran ve Türk halkını, Hamaney rejimi ve Erdoğan rejimi ile aynı kefeye koymak doğru ve isabetli değildir.

Tüm Arapları İranlı ve Türk kardeşlerine bağlayan uzun bir tarih ve ortak çıkarlar var. Her şeyden öte, “dünyanın dört bir yanındaki” bir milyardan fazla Müslüman'ı bir araya getiren ve bu Müslümanları karanlıktan aydınlığa çıkaran İslam dini var.

Bu önemli, daha da önemlisi, bu bölgedeki insanlar yani Araplar, Türkler ve İranlılar bu dinin kardeşlik hukukunu koruyan prensiplerine sıkı sıkıya bağlı kalmalılar.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya