13 Temmuz 1930 Zîlan Katliamı…

13 Temmuz 1930 Zîlan Katliamı…

Perşembe, 18 Temmuz, 2019 - 06:30
Coğrafi olarak Zilan Deresi’nde yer almaz bizim köy. Ama beşeri olarak Zilan’ın bir devamıdır. Zilan tarihinin, katliamının bir parçasıdır. Zaten aradaki mesafe de beş on kilometredir en fazla. Köyümüzün güneyinde Topê Mêran (Yiğitler Tepesi) adlı bir dağ var, hemen onun doğu eteklerinin bittiği noktada bir vadi başlar. Vadinin bir tarafı dağa bitişik yükseltiler arasına sokulur. Biz oraya Newala Kuştiyan (Öldürülmüşler Vadisi) diyoruz. Onun da tam ortasında uzunca bir mezar var, dört beş metre kadar. Bütün köy söz birliği etmişçesine bu vadi, vadinin ismi, mezarda yatanların kimlikleri ve niçin öldürüldükleri hakkında konuşmazdı. Herkes bilirdi tabi. Biz çocuklar hariç. Bir tabu gibi. Kuzuları, koyunları otlatmaya götürdüğümüz zaman annemiz, babamız sıkı sıkıya tembihlerdi; “Newala Kuştiyan’a gitmeyin…” Gitmezdik ve sebebini de sormazdık, çünkü söylemezlerdi.

Sadece bayram günleri herkes köyün mezarlığını ziyaret ederken yaşlı bir teyze Kur’an-ı Kerim’i kucağına alarak Kur’an okumasını bilen bir torunuyla birlikte o vadiye giderdi. O kadar çok ketum davranılırdı ki bunun sebebini de kimseye soramazdık.

Bir gün babaannem söyledi orada yatanların kim olduklarını ve niçin öldürüldüklerini:

Tek parti zamanıydı. Zîlan Deresi’nin fermanı çıkmıştı (fermana serê gelîyê Zîlan). Bir yaz sabahıydı. Askerler köyü kuşatmışlardı. Gîhadurûn (ot biçme) zamanıydı. Herkes tarlada çalışıyordu. Askerlerin geldiğini öğrenenler kaçıp saklandılar. Kaçamayan on dört kişiyi yakaladılar. Senin deden kaçıp kurtulanlar arasındaydı. Şu gördüğünüz vadiye götürdüler köylüleri. Ellerini bağlayarak otomatik silahla (‘bi tometikê’ demişti) taradılar. Öylece bırakıp gittiler. Biz kadınlar da gidip bir uzun mezar kazıp o on dört kişiyi aynı mezara koyun koyuna gömdük.”

O on dört kişinin on dördü de bizim köylüydü. Yani birilerinin babası, birilerinin dedesi, birilerinin kardeşleriydiler. Ve kimse de bu acının kendilerine hatırlatılmasını istemezmiş meğer. Bu ketumluk da bundanmış.

Bayram sabahları torununu alıp o mezarın başında Kur’an okutan teyzenin babası, kardeşi ve amcası orada yatıyormuş.

13 Temmuz 1930’da Zîlan harekatı başlar. Kemalist rejim, yeni düzene en büyük itirazı dillendiren Kürtlere bir ders vermek niyetindedir. Zîlan Vadisi’nin Erciş ve Diyadin taraflarından giriş ve çıkışlar kapatılır ve resmen modern zamanların en büyük katliamlarından biri başlar. Resmi rakamlar 15 bin kişinin öldürüldüğünden bahseder. Ama halk ölenlerin sayısının 50 bini bulduğunu söyler. Ölenlerin sayısı korkunçtur her iki rakama göre de. Ama asıl korkunç olan ondan sonra yayılan hikayeler, anlatılan destanlar ve babaları, kocaları, kardeşleri katledilen teyzelerin Kur’an’ın meltemiyle üzerini bastırdıkları yüreklerinde bir türlü kapanmayan yaradır.

Güne başlarken bizim köyde ilk gözümüze ilişen Topê Mêran ve Newala Kuştiyan’dir. Boylu boyunca uzanan on dört kişilik mezar bir hançer gibi saplanır her sabah yüreğimize. Bayramdan bayrama kucağımıza Kur’an’ı alarak bastırırız bu yarayı, yine de kabuk tutmaz bu yara ve her sene 13 Temmuz günü yeniden kanar. Kabuk tutmaması için de ellerinden geleni ardına koymayan güçler de hiç eksik olmaz. Dersim, Agirî, Halepçe, Enfal… eklenir Zilan’a. Yara tazelenir.

Zilan Dersim’in kız kardeşidir. Halebçe’nin habercisi. Zilan Kürtlerin kaderi. Kemalizm’in yüz yıllar sürecek utancıdır.

O hikayeler, vadiler dolusu mezarlar durdukça, bayram sabahları teyzelerin kurbanların ruhlarına okuttukları Kur’anlar durdukça, vicdanlar haykıracaktır yüzüne Kemalizm’in bu utancını.

Nitekim Kemalizm yakasını bu masum insanların ahından kurtaramamıştır. Bir Delala Dînik’in ahı bile sürekli cehennemi bir hayat yaşamasına yeter katillerin. Babası, kardeşleri, bütün ailesi ile birlikte nişanlısı da öldürülür Delal’in. Delal delirir ve kendini dağlara vurur. Bir hayır sahibi bulup onu evinde barındırmaya başlar. Ortaokula gittiğim ilk sene Erciş’te yırtık pırtık elbiseler içinde bir kadın ve arkasında onunla alay eden çocuklar görmüştüm. Delala Dînik’tir demişlerdi. Hikayesini biliyordum aslında. Çünkü bizim köyde ve çevre köylerde herkesin dilindeydi. Onu o halde görünce “Newala Kuştiyan”daki toplu mezarı hatırlamıştım.

Zilan’ın, Newala Kuştiyan’ın, Delala Dînik’in ahı er geç tutacaktır katillerini.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya