Libya ve kayıp siyasi kimlik

Libya ve kayıp siyasi kimlik

Çarşamba, 17 Temmuz, 2019 - 13:15
Cibril Ubeydi
Libyalı araştırmacı yazar
Libya, kaos ve vekalet savaşlarıyla mücadele ederken, uluslararası toplum, ülkeyi milislerin elinden kurtarmaya çalışan Libya Ulusal Ordusu’na (LUO) engel oluyor.

Libya’da devletin siyasi kimliği kasıtlı olarak yok edildi. Libya, kurucuların yazdığı anayasa aracılığıyla egemen ve siyasi kimliğe sahip bir ülkeydi.

1951 yılında Birleşik Libya Krallığı olarak kurulan Libya, 1963 yılında ortak krallığa dönüştü. Eylül 1969’da subayların iktidara karşı gelmesiyle birlikte Libya, Arap Cumhuriyeti’ne dönüştü. Darbeci komutanlar, Nasırizm’i kopyaladı. Hatta bu subaylar, özgür subaylar olarak isimlendirildi.

Libya, cumhuriyet kimliğiyle 1979 yılına kadar devam etti. Daha sonra Albay Muammer Kaddafi, “Cemahiriye” adı altında Libya devletinin yeni siyasi kimliğini açıkladı. Kaddafi, tarihteki ilk cumhuriyet Fransa tarzında bunun tarihteki ilk cemahiriye olduğunu deklare etti. Böylece Libya, belirsizliğin karıştığı yeni bir siyasi kimlik taşımaya başladı. Çünkü Kaddafi’nin Yeşil Kitap’ın içinden çıkardığı Cemahiriye kavramının sabit kuralları ve prensipleri yoktu. Kaddafi, cemahiriyeye “Üçüncü dünya teorisi” ve “Kitlelerin çağı” adını verdi. Öyle ki Kaddafi, başta parlamento sistemi olmak üzere dünyadaki tüm demokrasi uygulamalarını eleştirdi. Oysaki Kaddafi, cemahiriyeyi halk kongreleri adını verdiği küçük halk parlamentoları şeklinde yeniden biçimlendirdi. Halk kongreleri, temsilcileri daha sonra genel halk kongresinde (parlamento) bir araya gelmek üzere küçük parlamento şeklinde tüm şehirlerde toplanıyordu.  Kaddafi, parlamenter sistemin halkı gıyaben temsil ettiğini gerekçe gösterdi. Fakat en nihayetinde tüm bunlar, ütopik bir fikirden ve karar alımında dinlenilmeyen toplantılardan ibaretti. Kaddafi, sadece rejim adamlarının ve bazı yabancı konukların girebildiği bedevi çadırından ülkeyi yönetmek için bu toplantıları sürdürdü. Libya; halk topluluklarından ibaret olup, gerçek halk yönetimine dayanmayor ve halk kongrelerinden değil de bu çadırdan yönetiliyordu.

Kaddafi’nin cemahiriyesine ve yerel eleştirilere rağmen Libya, egemen devlet olarak dış yapısını muhafaza etti. Lider olarak devlet başkanı yerine Albay Kaddafi’ye bağlı olsa da Libya, uluslararası sisteme göre ülkelerle ilişki kurdu.

Şubat 2011’de hem Kaddafi rejimi hem de Libya devleti devrildi. Artık Libya’nın krallık, cumhuriyet, cemahiriye, halk ya da milis devleti olup olmadığını bilmiyoruz. Kaddafi düşmanlığının bir araya getirdiği ve Libya’nın siyasi kimliğinin ayırdığı Şubat güçleri, Libya üzerinde mücadele etti. Müslüman Kardeşler(İhvan), sadece bağlılık da olsa Şubat güçlerini rehber devletine getirdi. Öte yandan DEAŞ örgütü, Şubat güçlerini Bağdadi hilafetindeki velayet grubu olarak nitelendirdi. El-Kaide örgütü ise herhangi bir devlet projesine sahip değil. El-Kaide’yi ilgilendiren tek şey savaş. Projelerinin bir sonu yok.

İhvan ve el-Kaide’nin Libya kolu İslami Mücadele Örgütü, Libya’nın modern tarihinde bir anlık gafletle “Genel Ulusal Kongre” adı altında Libya’da ilk parlamento seçimlerinde kendi adayları konusunda seçmenleri kandırdı. İhvan ve İslami Mücadele Örgütü, kongreye sızarak devletin kimliğini yok etti ve devletin yönetim sistemini belirlemeden ülkeyi kısaca “Libya Devleti” olarak tanımladı. İhvan, adet olduğu üzere devlet başkanı makamını da ortadan kaldırdı. Çünkü İhvan, devlet başkanlığını kazanmak için yeterli popülariteye sahip olmadığından ve devlet başkanlığı için kendilerini temsil edecek ikna edici bir şahıs bulunmadığından ve Mısır’da örgütün başkanlık tecrübesinin başarısız olmasından dolayı mevcut aşamada devlet başkanı seçmenin kendi çıkarlarına hizmet etmediğini tam olarak biliyor.

Bunun için Genel Ulusal Kongre Başkanı’nın işgal ettiği ve daha sonra veraset yoluyla parlamento başkanına geçen devlet başkanlığı ortadan kaldırıldı. Bu şekilde devlet başkanlığı yok edildi. Fakat İhvan ve bu makamda bulunanlar çıkarları paylaştı.

Mevcut Libya krizi, aslında kayıp siyasi kimlik etrafında dönüyor. Şöyle ki her bir taraf, siyasi kimliği kendi inandığı kimliğe doğru çekmeye çalışıyor. Tüm taraflar, referandum aracılığıyla ülkenin siyasi kimliğini (krallık, cumhuriyet hatta cemahiriye) belirleme konusunda halkın karar sahibi olduğunu unutuyor.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya