Doğu Akdeniz'de ne oluyor?

Doğu Akdeniz'de ne oluyor?

Çarşamba, 17 Temmuz, 2019 - 10:45
Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü
Bu yazıyı yazarken Körfez bölgesi karışmak üzereydi.

İran hücumbotları, tacizde bulunarak İngiltere gemisini alıkoymayı ve kaptanlarını İran limanlarından birine kaçırmaya çalıştı.

İngiltere gemisine eşlik eden askeri firkateyn, silahlarını saldırganlara yöneltmiş ve bunun üzerine saldırganlar hemen kaçmıştı.

Tahran’ın bu girişimi, İngiltere’nin Cebel-i Tarık’ta İran gemisini alıkoyarak, İran’a yönelik yaptırımları uygulamasına bir tepki niteliğindeydi.

İran gemisi, imzalanan yaptırımları açık bir şekilde ihlal ederek Suriye’ye doğru petrol taşıyordu.

Etki ve tepki, Körfez bölgesi ile Kızıldeniz’i kapsayan askeri operasyonların iki parçasıydı.

Bunun üzerine ABD, gemileri, petrol tankerlerini ve deniz platformlarını korumak için uluslararası koalisyon oluşturduğunu duyurdu.

ABD’nin gözlem ve istihbarat görevlerinin yanı sıra petrol tankerlerini ve geçitleri korumakla ilgilenen ülkeler; Kızıldeniz, Aden Körfezi, Hint Okyanusu, Umman Körfezi, Hürmüz Boğazı, Babu’l Mendeb ve Süveyş Kanalı’nı kapsayan bölgeyi koruma noktasında ortak hareket edecekler.

Öte yandan bu bölge ve Doğu Akdeniz bölgesi, aynı gerilim hattına doğru ilerliyor gibi. Ortadoğu’daki diğer sular gibi Doğu Akdeniz de içerisinde patlama anını bekleyen bir kriz barındırıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Petrol ve doğalgaz çıkarma işlemi, kendi içerisinde çatışma tehlikesi barındırıyor” açıklamasında bulundu.

Aslında su, petrol ve gaz gibi doğal kaynaklar üzerinde sürekli olası bir çatışmanın olması Ortadoğu’da yeni bir şey değil. Fakat Doğu Akdeniz’de gerilimden ziyade işbirliğinin, çatışmadan ziyade katılımın olması ve güzel haberlerin uyarı haberlerinden daha hızlı gelmesi yeni gelişmelerdir.

Bu, büyük ölçüde doğru. Çünkü Kızıldeniz’de Etiyopya-Eritre çekişmesi çözüldü ve Doğu Akdeniz forumu oluşturuldu. Mısır, İsrail, Filistin, Ürdün, Yunanistan ve İtalya bu forumda yer aldı.

ABD, Büyükelçi David Satterfield vasıtasıyla Lübnan ve İsrail arasında deniz sınırı planlamasıyla ilgili farklı görüşleri birbirine yakınlaştırmayı başardı.

Bu da Lübnan ve İsrail’in doğalgaz çıkartmasına izin veriyor. Lübnan, Fransız Total, İtalyan Eni ve Rus Novatek şirketlerini kullandı. İsrail ise Amerikan Noble şirketi ile İsrail Delek şirketini kullandı. Noble ve Delek şirketleri şu an İsrail bölgesinde yer alan “Tamar” ve “Leviathan” deniz sahalarında faaliyet gösteriyor.

(Güney) Kıbrıs, daha fazla doğalgaz keşfetmek için Hollanda-İngiltere Shell firmasını kullandı. Söz konusu doğalgazın İdku tesisinde sıvılaştırılması için Mısır’la anlaşma yapıldı.

En son güzel haber de İsrail ve Mısır arasındaki boru hattına yapılan 17 terör saldırısının ardından iki ülke arasında Mısır-İsrail tazminat dosyasını kapatmaya yönelik varılan anlaşmaydı. Şöyle ki Mısır, 1 milyar 800 milyon dolar yerine 500 milyon dolar ödeme yaparak dosya kapandı. Aynı zamanda geçen 30 Haziran’da İsrail, Tamar sahasından Mısır’a gaz nakletmek için Doğu Akdeniz Mısır gaz şirketine ait boru hattını kullanmaya başladı.

Ortak çıkarların Filistin ve İsrail arasındaki hassas çatışma bölgelerini geçmeyi garanti ettiği görülüyor. Böylece Filistin ve İsrail, aynı doğalgaz forumunun iki üyesi oldu. İkisi de verimli bölgelere yatırım yapmaya başladı.

Ancak Türkiye, bu metodu izleyemezdi. Çünkü Türkiye’nin çalışma programında tarihi Türk-Yunan çatışmasının yanı sıra Güney Kıbrıs Rum kesimiyle Kuzey Kıbrıs Türk kesimi arasında çekişme mevcut. Ayrıca Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’e (İhvan) ev sahipliği yapmasından, sürekli Mısır’a ve kaynaklarına saldırmasından dolayı Kahire ve Ankara arasında gerilim yaşanıyor.

Ankara, Türkiye’nin dışında varlığını hiçbir ülkenin tanımadığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan Türklerin tarihi haklarından bahsetmeye başladı.

Türkiye; Mısır ve (Güney) Kıbrıs’ı kışkırtmak için önce doğalgaz keşif bölgelerine askeri birlikler gönderdi.

Bunun üzerine Mısır, deniz birliklerini konuşlandırdı.

(Güney) Kıbrıs ise Türkiye’nin bu tutumunu protesto etti. Avrupa Birliği (AB) ve ABD de bu konuda Kıbrıs’a destek verdi.

Bunun üzerine Türkiye, Doğu Akdeniz’de yer alan büyük gaz havzasındaki coğrafi haklarından bahsetmeye başladı.

Üstelik Türkiye, Doğu Akdeniz’e kıyısı bulunan ülkelerle herhangi bir anlaşma yapmadan uluslararası deniz hukukuna göre Akdeniz sularında doğalgaz arama çalışmalarına başladı.

Bu tarz ekonomik kaosun yanı sıra Türkiye, Doğu Akdeniz’i geçerek Libya krizine doğrudan müdahale etti.

Ankara, Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) Trablus’a girip Libya’yı terörden temizlemesini engellemek için Serrac hükümetine, silahlı terör milislerine ve İhvan’a silah desteğinde bulundu.

Türkiye, Doğu Akdeniz’de ve Libya’da durumların şiddetlenmesinde ana faktör olduğu kadar bölgede Suriye kriziyle birlikte artan uluslararası rekabette de Doğu Akdeniz’de iyi gelişmeleri gölgelemeye başladı.

ABD’nin yanı sıra NATO ve deniz filoları, (Güney) Kıbrıs’ı ve çıkarlarını korumaktan sorumlu sayılırken, Suriye ve Lübnan’daki Rus varlığı ise gelişmeleri endişeyle takip ediyor.

Aynı şekilde Suriye ve Lübnan’daki İran varlığı da olumlu bir faktör olarak kabul edilemez.

Körfez ve Kızıldeniz’deki kriz ile İsrail’le çatışma olasılıklarının olduğu Suriye krizi arasında İran’ın bağlantısı var.

Çin de bu fotoğraftan uzak değil. Çin, Yunanistan’ın Pire, İsrail’in Hayfa ve Kızıldeniz’de Cibuti limanlarında ayak basacak bir yer buldu.

Bu bilinmeyen uluslararası rekabet nereye kadar gidecek?

Yine bu uluslararası rekabet, Körfez ve Kızıldeniz’de gittikçe artan rekabetle ne kadar bağlantılı olacak?

Mevcut gerilimleri sakinleştirip patlama noktasından uzak tutmanın bir yolu var mı?

Doğu Akdeniz’de geçen yıllarda ortaya çıkan güç, ülkelerin iradesi ve dev uluslararası şirketlerin isteğiyle ilerlemeye devam ediyor.

Endüstri ve ticaret projeleri arttığı zaman gerçekleştirilecek birçok şey var.

Diğer yandan İsrail’in katılımıyla Rusya ve ABD arasında gerçekleşen Kudüs görüşmesi, Rusya-ABD ilişkilerinin iyileşmesiyle birlikte bir ateşkes atmosferi oluşturabilir.

Buna rağmen tarih, Ortadoğu’yu kuşatan denizlerdeki savaş ve barış anahtarının Türkiye ve İran’da olabileceğini gösteriyor.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya