Riyad ve Lübnan ilişkilerinde gerekli olan

Riyad ve Lübnan ilişkilerinde gerekli olan

Salı, 16 Temmuz, 2019 - 08:45
Nedim Kuteyş
Lübnanlı gazeteci
 
Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdulaziz’in vefatından bu yana Lübnan-Suudi Arabistan ilişkilerine “kibar bir soğukluk” hakimdir.

O tarihten itibaren bu ilişki, bazısı aşırı hassas bazısı da politika ve açıklamalar yönünden sert bir şekilde nitelenecek dönemeçlerden geçti.

Ancak Suudi Arabistan’ın Lübnan Büyükelçisi’nin adımları ile son 2 yılda Suudi Arabistan’ın Lübnan’a yönelik politikasına sosyal, insani ve kültürel boyutun geri dönüp egemen olduğunu belirtebiliriz.

Beyrut’ta Suudi Arabistan’ın; özel ve genel, politik ve apolitik birçok nedenden dolayı “Lübnan yükü”nden yorulduğu ve Şehit Başbakan Refik Hariri döneminde en üst düzeye ulaşan Lübnan-Suudi Arabistan ilişkileri tarihinden uzaklaştığı düşüncesi hakimdir. Hatta bu, politika ve medya çevrelerinde tartışmasız doğrulardan biri haline gelmiştir.

Ancak, son birkaç hafta içerisinde Riyad-Beyrut ilişikilerine  siyasi bir sıcaklığın geri dönmeye başladığına dair 3 işaret görülmüştür.

Bu işaretlerden ilki; geçen ayın ortalarında bir Suudi Arabistan Şura Meclisi heyetinin Beyrut’u ziyaret etmesidir.

Nitekim bu ziyaret Suudi Arabistan heyeti tarafından; gelecekteki diğer ziyaretlerin başlangıcı ve Suudi Arabistan liderliğinin “2 ülke arasındaki ilişkileri her düzeyde geliştirme”ye verdiği önemi temsil eden bir ziyaret olarak sunuldu.

Suudi Arabistan Ticaret ve Kalkınma Bakanı Macid el-Kasbi’nin başkanlığında, 9 bakan ile onlarca iş insanı ve ekonomi uzmanından oluşan 100 kişilik dev bir Suudi Arabistan heyetinin Irak-Suudi Arabistan Koordinasyon Kurulu’nun 2’inci oturumunun çalışmalarına katılmak için Nisan ayında Irak’a düzenlediği büyük ve başarılı ziyaret gibi Lübnan’a da bakanlıklar ve iş adamları düzeyinde bir ziyaret daha düzenlenmesi olasılığı Lübnan medyasında tartışıldı.

İkinci çok önemli işaret; 3 hafta önce Suudi Arabistan’ın Lübnan Genelkurmay Başkanı Joseph Avn’ı ağırlaması ve Avn’ın Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz’in görevlendirdiği mevkidaşı Suudi Arabistan Genelkurmay Başkanı Feyyaz er-Ruveyli’den Kral Abdulaziz Nişanı’nı teslim almasıdır.

Nispeten yeni olan Lübnan Genelkurmay Başkanı’nın ordu içerisinde askeri idari düzey ve karar mekanizmaları konusunda yeni bir çizgi belirlediği bir sır değildir.

Nitekim bu yeni çizgi, DEAŞ’a karşı Lübnan-Suriye sınır bölgesinde Arsal tepelerinde yürütülen mücadele ile o gün bu savaşlara ek olarak Hizbullah milisleri ile yaşanan gizli ancak sert çatışmanın yönetiminde net bir şekilde kendisini göstermiştir.

Bunun yanında Joseph Avn, Lübnan kamuoyunda bazı ordu idarelerinin özellikle de uzun yıllardır ana yapıyı oluşturan orduya yapışık küçük bir yapı gibi yaşayan ordu istihbarat kurumunun “bağımsız” olduğuna yönelik kanıyı ortadan kaldıran ekoldendir.

Her şeyden de önemlisi –burada Suudi Arabistan’ın bu konuda herhangi özel bir niyeti olduğunu kastetmiyorum- Joseph Avn’ın bazı önemli Lübnanlı medya kuruluşları tarafından muhtemel Cumhurbaşkanı adayı olarak lanse edilmiş olmasıdır.

Nitekim şöhreti ve hareketleri en önemli aday olan Dışişleri Bakanı Cibran Basil ile aralarında açık ya da gizli bir çatışmayı ortaya çıkarmış hatta Basil kendisini görevden aldırmaya çalışmıştır.

Üçüncü işaret ise eski Başbakanlar Fuad Sinyora, Necib Mikati ve Temmam Selam’ın siyasi liderliği ile görüşmek için Riyad’a özel bir ziyaret düzenlemeleridir.

Bu ziyaret Lübnan’da Başbakanlık ile siyasi sistemin genel dengelerinin son derece sert siyasi çekişmelerin “kurbanı”ymış gibi göründüğü bir zamanda gerçekleştiği için çok önemlidir.

Bu siyasi çatışmaların sonuncusu da Dışişleri Bakanı Basil’in Bakanlar Kurulu’nun düzenlenmesini engellemesidir. Basil daha sonra tutumunu biraz yumuşatarak kendi bakanları katılmasa da Cumhurbaşkanı’nın bakanlarının katılarak toplantı yeter sayısına ulaşılmasını sağlamaları ile düzenlenen, 2 dakikadan daha az süren toplantının aldığı uzlaşı kararı ile en azından Başbakan Saad Hariri’nin onurunun kurtarılması için bir çıkış yolu bulunması konusunda kolaylık sağlamıştır.

Lübnan-Suudi Arabistan ilişkileri ile ilgili bu 3 ayrı siyasi işaret, 3 teoriye mahkumdur:

Birinci teori; Suudi Arabistan’ın siyasi olarak Lübnan’dan uzaklaşmasını, kendisi İran ile doğrudan bir çatışma yürütürken Lübnan’ın Hzibullah aracılığıyla askeri olarak İran’ın eline geçmiş bir bölge sayılması olarak yorumlamaktadır.

Bu da Lübnan’ın ne olursa olsun 2 sonuçtan birini yaşayacağı anlamına gelmektedir. Eğer İran kaybederse Lübnan kurtulur ama kazanırsa Lübnan zaten İran’ındır.

İkinci teori bu uzaklaşmayı; İlk olarak Lübnan’ın bölgedeki yangınlardan uzak tutulması yönündeki arzusunun kabulüne ikinci olarak da Suudi Arabistan’ın birden fazla ülke, bölge ve cephede İran ve Müslüman Kardeşler’e (İhvan) karşı yürüttüğü mücadele masasına patlamaya hazır bir tabak daha koymak istememesine dayandırmaktadır.

Doğrusu eğer bu uzak durma 2 taraftan birinin isteği ile gerçekleşmişse pratik olarak başarısızlığa mahkum bir adım olduğu da bilinmelidir. Çünkü bu uzak durma, Sünni, Dürzi ve Hristiyan kendisine karşı olan bütün direniş alanlarını sistematik bir şekilde kıstırmaya başlayan Hizbullah’ın uygulamalarına karşı uygun bir politika değildir.

Hizbullah rakiplerini dış destekten uzak durmaya zorlarken kendisi buna uymayarak Lübnan’ı politika, medya ve eğitim alanlarında Suudi Arabistan ve BAE’nin çıkarlarına karşı bir saldırganlık hizmetleri ofisine dönüştürmüştür.

Üçüncü teori ise Hizbullah ile fiili bir mücadeleye girişmeye güçleri yetmediği için müttefiklerinin başarısız olması nedeniyle Suudi Arabistan’ın Lübnan’a siyasi yatırım yapmasının bir anlamı olmadığına ve on yıllardır devam eden Suudi Arabistan yatırımlarının bir işe yaramadığına inanmaktadır.

Akıllı olan herkes, Suudi Arabistan’ın bu hayalkırıklığında bir dereceye kadar haklı olduğu konusunda hemfikirdir. Ama 2 ülke ilişkilerine önem veren hiç kimse Suudi Arabistan’ı, bu yaklaşımı benimsemeye ve Lübnan’ın siyasi denkleminden siyasi olarak tamamen uzaklaşmaya ve ülkeyi İran, vekilleri ve müttefiklerinin yağmasına bırakmaya teşvik etmez.

Yukarıda kendisine  yer verilen 3 işaret ile yine yukarıda zikredilen 3 teori; Suudi Arabistan ve Lübnan arasında kartları açmanın ve ikili ilişkileri onların esaretinden kurtarmanın başlangıç noktası olmalıdır. Bu teorilerin tamamı ne tam anlamıyla bir yanılsama ne de sabit gerçeklerdir.

Bu ikisi birbirinden ayırt edilmelidir. Hem Lübnan hem de Suudi Arabistan’ın özel koşulları, özellikleri ve imkanları doğrultusunda bu ilişki ve çıkarlara yeni bir vizyon kazandıracak cesur kararlar, 2 ülkenin çıkarları için oldukça gerekli ve zorunludur. 

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya