'Esed’e gerçek bir dost arıyorum'

'Esed’e gerçek bir dost arıyorum'

Pazartesi, 15 Temmuz, 2019 - 08:00
Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
2004 yılının sonlarında bir arkadaşım ile Fransa’nın başkentinde öğle yemeği yerken arkadaşımın telefonu çaldı. Konuşmayı bitirip telefonunu kapadığında bana: “Arayan Başbakan Refik Hariri. Şimdi Paris’e ulaşmış” dedi. Akşam Paris’ten ayrılacağım için onunla görüşemeyecek olmamdan duyduğum üzüntüyü belirttiğimde bana: “Onu ara, büyük olasılıkla 2 ya da 3 saatten önce temaslarına başlamayacaktır. Bence hala onunla görüşme şansın var” dedi. Hariri’yi aradığımda ise benden hemen gelmemi istedi.

Hariri’nin evine ulaştığımda bir ekrandan diğerine geçiyordu. Selam verdikten sonra bugünlerde kendisini neyin meşgul ettiğini sorduğumda bana şu karşılığı verdi: “İnan ki şu anda beni en çok meşgul eden mesele Beşşar Esed’e bir dost bulmak.” Ona: “Başkan Esed’in birçok müttefiği ve dostu var” dediğimde: “Ben kendisine gerçekleri açıkça söyleyecek gerçek bir dostu kastediyorum. Ama bu özelliklerde bir kişiyi tanımıyorum. Sorun şu ki dostlar ve danışmanlar başkanlara duymaktan hoşlanacaklarını düşündüklerini söyleyip rahatsızlık verecek ya da zor durumda bırakacak veya güvenlik güçlerinin raporlarından farklı şeyleri kendisine bildirmekten kaçınırlar. Hiç kimse karar sahibini kızdırmak istemez. Suriye’nin ve başkanının dostu olduklarını iddia edenlerden bazılarının hatalı bilgilerden ya da sadece kendi dar çıkarlarından yola çıktıkları için aslında ikisine de yük olduklarını deneyimlerimle öğrendim” diye karşılık verdi.

Ardından şunu ekledi: “Emil Lahud (Cumhurbaşkanı) ile acı deneyimimin ardından gösterdiğim bu ihtimam ve özen seni şaşırtabilir. Ben duruma stratejik açıdan bakıyorum. Suriye’de Irak gibi ya da ona benzer herhangi bir yıkımın yaşanması Suriye, Lübnan ve bölge için bir felaket olacaktır. Esed’e sitem etmek için birçok nedenim olduğunu gizlemeyeceğim ama durum, kişisel bir meseleden çok daha büyüktür. Elimde Esed’in Irak’taki ABD güçlerini başarısızlığa uğratmak ve ABD ile ittifak temelinde kurulacak kurumları güçsüzleştirmek için İran ile işbirliği yapma yolunda ilerlediğine yönelik bilgiler var. Irak işgali büyük bir hataydı ama burada söz konusu olan Suriye ve geleceği, dolayısıyla da Lübnan’ın çıkarlarıdır.”

Hariri sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Yerli rapor hazırlayıcıları ve Şam’daki bazı kurumlar içerisindeki dostlarını bir yana bırak. Lübnan’da Refik Hariri ve Velid Canbolat’ı yenmek Esed’in çıkarına değildir. Çünkü bundan çok daha tehlikeli ve büyük sorunları vardır. Ben ona; ABD ordusunun sınırlarındaki varlığından duyduğu korku ve endişeden kurtulmanın fiili yolunun takip etmeyi seçmiş göründüğü yoldan farklı olduğunu söyleyebilecek gerçek bir dost arıyorum. Aynı şekilde ona, ekonomisinin çok kötü bir durumda olduğunu ve hemen düzeltilmesi gerektiğini de açıkça söylemelidir. İşsizlik oranları yükselirken  kırsal kesimlerde de durum gittikçe zorlaşıyor. Nüfus artışı oranı çok yüksek. Yönetim sistemi hantal, etkisiz ve ağır memur yükü altında eziliyor. Parti ise güvenlik güçlerinin yönettiği ve halkla ilişkisi sadece korkutmaya dayanan eskimiş bir mekanizma haline geldi. Ayrıca BM’nin 1559 sayılı kararı da Suriye’yi uluslararası toplum ile karşı karşıya bıraktı. Bilindiği gibi kendisine müttefik bir ismi cumhurbaşkanı seçtirme gücüne sahip olmasına rağmen Lahud’un görev süresinin uzatılmasını talep etmesi ne yazık ki Suriye’yi zor bir duruma soktu.”

Son olarak da şunu ekledi: “Suudi Arabistan ve Mısır’ın Suriye’nin istikrarına ne kadar çok önem verdiklerini biliyorum. Şam yönetimi; ABD’nin niyetleri ile ilgili güvenceler elde etmek için Riyad ve Kahire’den yararlanabilir. Ayrıca içerideki sessiz gerilimi azaltmak için açılım sürecini başlatıp ekonomisine canlılık kazandırıp yatırımcıları teşvik edebilir. Deneyimi ve bankaclık sektörü ile Lübnan bu konuda yardımcı rolü oynayabilir. Bu nedenle sana Esed’e gerçek bir dost arıyorum dedim.”

Londra’da bir diplomat ile bir münakaşa sırasında Refik Hariri’nin bu sözlerini hatırladım. Bu diplomat; Suriye’de işlenen büyük suçların Suriye halkında derin yaralar bıraktığını ve onunla birlikte bir intikam isteği doğurduğunu ama savaşlardan çıkmanın yolunun büyük insani kayıpların baskısına rağmen duygulara teslim olmamaktan geçtiğini söylemişti.

Ardından şunu eklemişti: “Açık konuşalım. Suriye’de gerçekçi olmaktan başka seçeneğimiz yok. Rus askeri müdahalesinin ardından rejimin düşürülmesi artık sözkonusu değil. Esed’i düşürmeye çalışanların ya da bunu umut edenlerin hepsi şu anda kalması gerektiğini kabullenmiş bir durumda. Ancak mevcut durum çok tehlikelidir. Savaş bölgesinden çıkılması gerektiğini dikkate alacak şekilde Suriye’nin yeniden kendi kararının sahibi olduğunu kanıtlayacak herhangi bir iyileşme görülmediği takdirde birçok patlamanın yaşanabileceği uyarısında bulunmaktadır.”

Diplomat ayrıca şuna işaret etmişti: “Suriye bugün bir dizi savaşa sahne olmaktadır. Bir yanda rejim ile müttefikleri arasındaki bir savaş dönerken diğer yanda İdlib’e yerleşmiş bir muhalefet ile açık bir şekilde bazı bölgelere egemen olan terör örgütleri vardır. Yine İsrail, İran’ın Suriye’deki askeri yapısını hedef alan bir savaş yürütmektedir. Bu savaş, Hürmüz Boğazı ile ilgili krizin tırmanması ile kontrolden çıkabilir. Ayrıca Türk topraklarına yakın Suriye topraklarında bulunan silahlı Kürt gruplara karşı Türkiye’nin yürüttüğü bir savaş da var. En tehlikelisi de dış askeri varlığın; özellikle de Türkiye ve İran’ın askeri varlığının bölgedeki bazı eski denklemleri değiştirmek için demografik değişimler yapma çabalarına eşlik etmesidir. Mevcut statükonun devam etmesi ve milis grupların varlıklarını sürdürmeleri Suriye ve Irak’ta DAEŞ’in başına gelenlere rağmen yeni bir terör dalgasının önünü açabilir.”

Aynı şekilde şunları da söylemişti: “İran Suriye’deki askeri varlığını korumakta ısrarlı. İsrail de bu askeri varlığı söküp atma ya da sona erdirme konusunda kararlı. Türkiye askeri varlığını sürdürmekte diretirken Kürtler de uzun bir çatışmaya hazırlanıyorlar. Sadece 2 kişi bu sahneyi kademeli olarak değiştirmeyi düşünebilir. Onlar da Beşşar Esed ile Vladimir Putin’dir. Hiç kimse Esed’den hemen yarın İran ve Türkiye’yi Suriye’den kovmasını talep etmiyor. Durumu değiştirmesi için önünde gerçek bir fırsat var. Esed; topraklarındaki İran ve Türk askeri varlığının kademeli olarak gerilemesine yol açabilecek şekilde Suriye’nin yeniden kendi kararının sahibi olmasını sağlayacak aşamalı bir restorasyon süreci başlatabilir.”

Ayrıca; “Yapılması gereken; zafer söylemlerini bir kenara bırakıp güçlü bir konumda olup da çözüm arayışıda olanların söylemini benimsemek ve Suriye’nin tekrar kendi kararının sahibi olması için Suriyelileri cezbetmeye çalışmaktır. Yeniden imar, mültecilerin dönmesi ve bir dizi makul siyasi adımlar temelinde Suriye devletine ruhunu geri vermek; Suriye topraklarında bulunan ve Suriye’nin karar mekanizmasını ele geçiren siyasi ve askeri bölgesel varlığı geri çekilmeye zorlayacaktır. Uluslararası alana Suriye’nin durumu ile ilgili gerçek bir bakış açısı hakimdir. Suriye yönetimine yakın herhangi bir dost, kendisine gerçekçi olmasını ve Rusya’nın desteği ile kararın yeniden tamamen Suriyelilerin elinde olmasını sağlayacak sakin bir süreç başlatmasını tavsiye etmelidir” diye konuşmuştu.

Refik Hariri ile diplomatın sözleri arasında hem Suriye hem de bölgede yaşanan büyük ve tehlikeli gelişmelerle dolu bir 15 yıl bulunuyor. İkisinin arasındaki ortak payda ise Suriye’nin bölgenin istikrarı, güvenliği ve dengeleri için önemini anlamış olmalarıdır. Birleşik, istikrarlı ve refah arayışında  bir Suriye, Arap ülkeleri ile uluslararası alanda memnuniyetle karşılanacaktır. Onun istikrarı komşuları özellikle de Arap komşularına olumlu bir şekilde yansıyacaktır. Ortadoğu yapılanmaları içerisindeki tarihi dengelerin dönüşü için Suriye ve Irak’ın istikrarı temel bir şarttır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya