​Gönül dünyası

​Gönül dünyası

Cumartesi, 13 Temmuz, 2019 - 10:30

Duygular; insanın, dalları parmaklar ve yaprakları harfler olan öz ağacının kollarıdır. İçimizde bizimle nefes alır ve bizimle oluşurlar. Bizler de onlarla var oluruz. Peki duygular, içimizde nerede yer alır? Aklımızda ya da gönlümüzde mi yoksa fikri mirasımızda mı? Yine bunun başka dillerde bir karşılığı var mı onu da bilmiyorum.

Allahü Teala yüce kitabında gönül ile ilgili şöyle buyurur: “ Kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur” (İsra 36)  “ Musa'nın annesinin gönlü bomboş kaldı” (Kasas 10) “O´nun gönlü, gözünün gördüğünü yalanlamadı” (Necm 11). “Peygamberlerin haberlerinden, senin gönlünü kuvvetlendireceğimiz bilgilerin her birini sana anlatıyoruz” (Hud 120)

Doktor Refik el-Acm’ın İslam Tasavvuf Terimleri Sözlüğü’nde gönül şu şekilde tarif edilir: “Gönül kalptedir ve 3’üncü makamdadır. Aynı iris tabakasındaki göz bebeği, Mekke içerisindeki Mescid-i Haram, evdeki yatak ve dolap, kandilin ortasındaki fitil, badem içerisindeki öz gibidir. Bu gönül; bilginin, hatıraların ve idrakin yeridir. İnsanın  bilgisi arttıkça ilk önce gönlü, ardından da kalbi zenginleşir. İncinin sedefin ortasında olması gibi göğsün ortasında bulunan kalbin ortasında da gönül vardır.” Ardından yazar şunu da ekler: “Bil ki; gönül, her ne kadar idrakin yeri olsa da gönül görür, kalp ise bilir.”

Yazar, ayrıntılara girmiş ve sözü uzatmış da uzatmış, vasıflar ve benzetmeler arasında dolanıp durmuş ama bana göre ne bir sonuca ulaşabilmiş ne de okuyucularını ulaştırabilmiştir. Çünkü gönül kavramı belirsizdir. O insan bedeni içerisindeki bir organın adından ibaret değildir. Ama insan aklının ürettiği bütün bilimleri ve icatları din ve kültür kabına dökmekten bıkmayan bazı Müslüman müçtehitler yine de bu konuda oldukça çaba göstermişlerdir.

Biyoloji; insanın bedeni, ruhu ve aklı ile ilgili araştırmalarını oldukça genişletse de bu bilimsel araştırmalarının ulaştığı bilgileri de aynı metotla yorumlamaya çalışanlar olmuştur. Birbirleri ile yarışan bilimsel araştırma ve çalışmalar; insan aklının işleyişiyle ilgili bilgilere ulaşmış, beynin neredeyse görünmeyen girinti ve çıkıntılarını ortaya çıkarmış ve her birinin görevlerini, bedenin organlarını, duyuları ve duyguları nasıl kontrol ettiklerini en ince ayrıntısına kadar belirlemiştir. Buna dayanarak bazı fıkıh alimleri de bu araştırmaların gönlün, beyinde olduğunu kanıtladığını söylemişlerdir.

Büyük mutasavvıf Muhyiddin İbn Arabi; başta Futuhatı-ı Mekkiye olmak üzere Tefsir-i Kebir, Fususu’l Hikem ve Ayn El-Ayan gibi dev eserlerinde manevi dil fabrikasında en güzel ürünleri üreterek bunları ruhun ve idrakin mürekkebi ile dile getirmiştir. Tefsir-i Kebir kitabının birinci kısmında Hud suresinin 120’inci ayetini: “ Peygamberlerin haberlerinden, senin gönlünü kuvvetlendireceğimiz bilgilerin her birini sana anlatıyoruz” ve ayette geçen gönül kelimesini şu şekilde tefsir eder: “Bu peygamberlerin ihlas ve doğruluk makamında sebat gösterip hiçbir şekilde ondan ayrılmazken kavimlerinden gördükleri şiddetli sıkıntıları, babalık duyguları peygamberlik görevine ağır basıp oğlunun affedilmesinde ısrar eden Nuh’un kıssasında olduğu gibi eğilimlerin ve nefsin ağır basmasını,  “İşte ben Allah’ı şâhit tutuyorum. Siz de şâhit olun ki, ben sizin Allah’ı bırakıp da O’na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım” ve “Rabbim dosdoğru yolun üzerindedir” diyen Hud’un kıssasında olduğu gibi kararlılık, cesaret, tevekkül ve inançların gücünü, misafirlerini korumak için kızlarını feda eden Lut’un kıssasında olduğu gibi cömertlik ve erdemlilikte kemale erişmeyi sana anlattığımızda,  bütün bunlar gönlüne yerleşti. Eğilimlerinden ve nefsinin isteklerinden arınarak ihlas ve sebatın kuvvetlendi ve pekişti. Tevekkülün, rızan, inancın ve cesaretin arttı. Ahlak ve erdemlerin kemale erdi. Bu sure ile sana hakkı yani müminlerin ancak onunla inançlarının tam olacağı hakkı gönderdik.  Bu, onlar için kavimleri helak eden şeylerden uzak durmalarını ve neyi din olarak kabul ve takip etmeleri gerektiğini hatırlatan bir öğüttür. Şüphesiz Allah her şeyi en iyi bilendir.”

İbn Arabi’ye göre bu ilahi dersler, Resullah’ı, peygamberlik görevi ve sorumluluklarına hazırlayıp gönlünü kuvvetlendirerek ve güçlendirerek şekillendirmektedir. O halde gönül; gücün kaynağı, direnen, kararlı olan ve sebat eden iradenin dairesidir.

Tefsirinin ikinci kısmında ise İbn Arabi “gönül” kelimesi üzerinde durarak onu tasavvuf felsefesinin kavramları ve anlamları ile tarif etmeye çalışır. Örneğin; Necm suresi 11’inci ayeti şu şekilde tefsir eder: “Gönül; şahitler katındaki ruh makamına yükselmiş kalptir. Zat ile birlikte Hakkani Varlık’ta mevcut bulunan bütün sıfatlara şahit olandır. Bu vücud bulma hali; gönlü olmayan tekli bir vücud bulma hali değil, onun dışında her şey onda kaybolduğu için kulluğun olmadığı cem-i vücud halidir. Onların kavramları ile bu zatların birleşmesidir. Bu birleşme ise, baki kalan yüz yani bütün sıfatları ile var olan zattır.”

İbn Arabi’nin tefsirinde “gönül” kelimesine getirdiği açıklama sizi ikna etmiş olabilir ya da olmayabilir ama düşündüğümüzde bizleri, gönlü kalp ve beyin gibi insan bedenindeki bir organa benzeten diğer açıklamalardan farklı yönlere götürdüğünü inkâr edemeyiz.

İbn Arabi gönlü tarif ederken onu “ruh makamına”, “zata şahit olan şahitler makamına”, “vahdeti vücud”a kadar yükseltmiştir. “Tek değil cem i vücud” ve “bütün sıfatları ile var olan zat “gibi ifadelerden taşan yüksek idrakin derinliklerine daldırmıştır.

Gönül; bedenin bir yerinde değil, zatın bütününde yer almaktadır. Kalpte, gözde, beyinde, damarlarda, kanda ve damarlardadır. İnsanın var oluş yapısından fışkırmaktadır. Günlük hayatın birikimlerinden çıkarılan tecrübelerin özü gönülde toplanır. Gönül bunları insan bedeninde belirli bir bir yerde değil de herhangi bir yerde bulunabilecek gizli ve büyülü bir yerde saklamaktadır. O, güzellikleri ve kötülükleri ile hayat yolunun biriktirdiği duyguların kasasıdır. Kazanç ve zararların hepsi gönül fabrikasına girer ve orada öfke, kızgınlık, mutluluk, hoşgörü, intikam ya da kin gibi duygular olarak insanın günlük davranışlarına yansıyarak yeniden üretilirler.

Gönül; yasalara ve laboratuvar araçlarına boyun eğmeyen genlerin “toplanma” yeridir. Teknik bir şekilde ifade etmek istersek gönül; insanın duygu ve hisler sisteminde, titreşimleri karşılayan ve çözen ve bilinçli bir insan davranışına dönüşmesi için yeniden oluşturan temel elektromanyetik devredir diyebiliriz.

Gönlün duygular fabrikası olduğunu söyleyebilir miyiz? Evet, yukarıda yer verdiğimiz tanımlardan yola çıkarak bunu söyleyebiliriz. Ancak her duygunun kendine özel şartları ve etkenleri vardır. Özellikle de birden fazla eyleme yöneldiği ve gönül kabındaki birikimlerin kimyası etkili etmenlere dönüştüğü zaman.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya