Tarih iyiye doğru da ilerleyebilir

Tarih iyiye doğru da ilerleyebilir

Çarşamba, 10 Temmuz, 2019 - 09:30
Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
İnsanlık tarihine göz atan her insan, insan toplumunun sürekli değiştiğini rahatlıkla görecektir. Değişim, yaşam tarzlarını, insanların birbirleriyle, çevre ve doğa ile ilişkilerini etkiler. Etrafımızdaki fiziksel dönüşüm, çevremizdeki dünyaya baktığımız pencere olan ve inançları, bilgileri, algıları ve değerleri içeren zihinsel dönüşüm ile genellikle uyumludur. Dolayısıyla bugün gördüklerimiz atalarımızın gördüklerinden farklıdır. Olgunun bizzat kendisi değiştiği için değil, bilakis baktığımız pencere farklılaştığı için.

Değişimin sürekliliği tartışmasız bir gerçektir. Günümüzde insanlık daha kalabalık, daha bilgili, daha güçlü ve daha zengindir yani daha gelişmiş ve medenidir. Tabiatı daha fazla kullanabilmektedir.

Bu gelişme, insanın yaşam kalitesine ve üretimine de yansımıştır. ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) yayınladığı “2016-17 Dünyasının Gerçekleri” isimli kitapta verilen bilgilere göre, insanlığın 20. yüzyılın başındaki küresel ortalama yaşı 30 ila 45 yaş arasındayken, 2009'da 67 yaşı aştı.

Tüm bunların bizi ilgilendiren tarafı nedir?

Dinin değerlerini anlamanın ve rasyonel ile metafizik arasındaki mesafeyi kavramanın, zaman ve tarih kavramalarına yüklediğimiz anlamla birebir ilişkili olduğu kanaatindeyim.

Tarihin ters yöne gittiği, yani yıllar geçtikçe dünyanın daha da yozlaştığı konusunda geleneksel bir anlayış vardır.

Binaenaleyh, eski genellikle yeni olandan daha iyidir, yani sonraki yüzyıllar erdem, değer ve itibar bakımından önceki yüzyıllardan daha düşüktür.

Gençliğimde bu fikre ben de oldukça ikna olmuştum. Bu kanaatin kaynağını da bilmiyorum. Ancak okullardaki ve dini topluluklardaki genel atmosfer bu kanaate daha meyilliydi.

1980'lerin ortalarında, her yıl yılbaşı tatili münasebetiyle düzenlenen Kuzey Amerika Müslüman Öğrenciler Birliği kampına katıldığımı ve dergilerine "Garipler" ismini verdiklerini hatırlıyorum. Hz. Muhammed (s)’e atfedilen şu söze binaen bu ismi vermişlerdi: “İslam garib başladı, başladığı gibi (bir hale) dönecektir. Ne mutlu gariblere!”

Bu fikrin neredeyse her gün, başka rivayetler de eklenerek hatiplerin ve vaizlerin sözlerinde tekrarlandığını fark ettim. Şunu demek istiyorlardı, en hayırlı dönemler geride kaldı, bize sadece o dönemde yaşayan kimselerin miras bıraktığı bir kabın içindeki meyve misali bazı güzel hasletler kaldı.

Okuyucularım bu türden sözleri duymuş olmalılar, zira aynı fikir vaizlerin ve hatiplerin dillerinde sürekli olarak tekrarlanmaktadır. Dinin “garip” olarak nitelenmesi –Hz. Peygamber (s) bunu kastetmemiş olsa da- şimdiki dönemi kötülemek ve değerini azaltma amaçlıdır. Zaten din gerçekte ne gariptir ne de zayıftır.

Bu nedenle iki olgu arasındaki çelişki ile karşı karşıyayız:

A) Gerek düşüncesi gerekse tabiatla olan ilişkisi bağlamında İnsanlığın yaşamında düzenli bir gelişim var ve biz bunu bir gerçeklik olarak gözlerimizle görüyoruz.

 B) (Dini yansımaları veya dini temeli olan) Geleneksel anlayış var yani dünyanın gerçekte ilerlemediğini ya da her alanda ilerlediğini, ancak değeri dini ölçülere vurulduğunda azaldığını söyleyen bir anlayış.

İki fikrin tutarlı olduğunu söylemek, insanlığın ilerlemesini ve genel olarak tecrübesinin değerini yok saymak anlamına gelir. Ya da en azından dinin en büyük amaçlarının inkâr edilmesi, insanın tabiatın bir parçası olmaktan çekip alınması anlamına gelir.

İlk olguyu reddetmek gerçekçi olmaz, çünkü gözlerinizde gördüğünüz gerçekliği inkâr edemezsiniz.

İki kavram arasında uzlaşı ihtimalini görmüyorum.

Tarihi doğru yerine koymanın tek yolu, zamanın gerilediği ve geçmişin günümüze üstünlüğü fikrinden tamamen vazgeçmektir.

Çünkü gerçek şu ki, her yeni gelen zaman selefinden daha hayırlıdır.

Zaman zaman başarısızlıklar görülse de, insanlığın yolu daha iyiye doğru ilerlemektedir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya