Kadın büyükelçilerimiz

Kadın büyükelçilerimiz

Pazar, 7 Temmuz, 2019 - 08:30
Emel Musa
Tunuslu şair ve yazar
Arap ve İslam dünyasının içinden geçtiği ve karamsarlığa ya da şaşkınlığa düşüren bütün sorunlara, gerginliklere ve göstergelere rağmen birçok alanda hareketlenmeler yaşandığını inkar edemeyiz. Umut ve iyimserlik belirtileri, gerçekleşmeye ve birikmeye başlayan, karamsarlık canavarı ve önemli nedenleri ile yüzleşmemizde kendisine güvenebileceğimiz gerçek kazanımlara işaret eden izler olduğunu yadsıyamayız.

Bağımsızlık tarihlerinden itibaren Arap ülkelerinin eğitime verdiği önem ile reformcu ve ilerici hareketlerin yıllardır Arap kadınların eğitimi için verdikleri mücadele artık meyvelerini vermeye başlamıştır. Birçok düzeyde Arap kadınların durumunun iyileşmesi Arap ülkelerinde özellikle kültürel değişim yolunda başlı başına olumlu bir işarettir.

Son günlerde medyayı oldukça meşgul eden önemli bir olaydan yola çıkarak yazımı sürdüreceğim. Bu olay; Prenses Rima bint Bender’in Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi olarak atanmasıdır. Bizim açımızdan bu atamanın önemi kendisinin sadece Suudi Arabistan tarihinde, çok stratejik bir büyükelçilikte  diplomatik bir heyetin başına getirilen ilk kadın olması ile sınırlı değildir. Bilakis Arap kadın büyükelçilerin sayısının artması ve Arap kadınların Arap diplomasisini ileriye taşıma rollerine duyulan güvenin vurgulamasıdır.

İslam ve Arap ülkelerinde diplomatik alanın daha çok erkeklerin egemenliğinde olduğunu elbette biliyoruz ama kadın büyükelçiler yeni bir olgu değildir. Her ne kadar sayı olarak az olsalar da diplomatik alanda Arap kadınların tarihinden bahsedebiliriz. Bu bağlamda merhum Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın politikacı ve avukat Aişe Ratib’i ilk önce Danimarka ardından da Almanya büyükelçisi olarak atamasını örnek olarak verebiliriz. Aynı şekilde Faslı Prenses Joumala Alaoui’nin ülkesinin Londra ardından da ABD büyükelçisi olarak görev yaptığına işaret edebiliriz.

Aynı şekilde Tunus da Raziye el-Mistiri’yi birçok başkente büyükelçi olarak atarken, Nezihe Zuruk’u da Londra Büyükelçiliği’ne atamıştır. Dolayısıyla bu örneklerden son 20 yılda Arap kadın büyükelçiler listesinin uzadığı ve genişlediği sonucuna ulaşabiliriz.

Kadınların dünyada diplomatik heyetlerin başına getirilmesi olgusunun bazılarının zannettiği gibi çok köklü olmadığına biraz dikkatle işaret etmemiz de önemlidir. Örneğin Fransız devriminin anavatanı Fransa’da büyükelçi olarak atanan ilk kadın olan Marcelle Campana, 1972 yılında Panama Büyükelçisi olmuştur.

Yine dikkate alınması gereken bir ayrıntı daha vardır ki o da son yıllarda Avrupa ülkelerinin, Arap ülkelerine gönderdikleri diplomatik heyetlerin başına kadınları getirmeye başlamış olmasıdır. Aynı şekilde 11 Eylül olaylarının ardından ABD de Cezayir, BAE ve Fas gibi bazı Arap ülkelerine kadın büyükelçiler atamıştı. Bu atamalar stratejik ve kasıtlıydı. Çünkü hem ABD hem de Avrupa diplomasisinde kadınlar; seçkinlere yaklaşmakta, içlerine girmekte ve toplumlarımızı anlamakta oldukça başarılı oldular. 11 Eylül 2001 olaylarının ardından ABD büyükelçilikleri bütün renkleri ile Arap seçkilerine daha açık ve söz konusu olaylardan önceki döneme nazaran diplomatik olarak daha faal bir hale gelmiştir.

Dünyada kadın büyükelçilerin sayısının genel olarak artış göstermesini konunun uzmanları, diplomasi alanında cinsiyet eşitliğinin artık 21. yüzyılın önceliklerinden biri haline geldiği şeklinde yorumlamışlardır. Bize göre Arap kadın büyükelçilerin sayısının artması da bu yeni uluslararası ufkun bir parçasıdır. Çünkü vatandaşlık ve modernizm değerleri farklı süreçlerde ortaya çıkmış olsa da farklı bölgeleri ile bütün dünyayı farklı şekillerde kaplamıştır.

Bunun yanında Arap kadınları da nitelik olarak liyakatlarını ve yeteneklerini kanıtlamışlardır. Kadın büyükelçilerimizin hayat hikayelerine bakmak gurur duymamız ve bu önemli ve büyük mevkileri hak ettiklerini düşünmemiz için yeterlidir. Kadınların milletvekili seçilmeleri ya da bakanlıklara getirilmeleri; kimi zaman siyasi parti üyeliğinin baskısı altında kimi zaman da bazı ülkelerin kadınların siyasi hayata katılımlarını desteklemek için benimsemiş oldukları kota eğilimine dayansa da diplomaside her zaman bilimsel ve dil alanındaki yetenek ve kabiliyetler temel alınmıştır. Bu da her şeyden önce yetenek faktörüne dayandığı için Arap diplomasisinde cinsiyet eşitliğinin önemini arttırmaktadır.

Kadınları diplomatik heyetlerin başına getirerek, dünyaya verdiğimiz mesaja gelecek olursak; bu mesaj genel olarak İslam ve Arap ülkelerinin tanık olduğu mevcut içinden çıkılmaz kültür ve medeniyet anında çok önemli bir noktadır. Çünkü büyük başkentlerde bir kadın büyükelçinin bulunması bile başlı başına birçok önyargıyı silen ve Avrupalıların hakkımızdaki düşüncelerini az da olsa değiştiren bir mesajdır.

İlk Suudi Arabistanlı kadın büyükelçinin atanması haberinin bizatihi Suudi Arabistan, Körfez bölgesi, Araplar ve Müslümanlar için çok önemli bir reklam olduğunu düşünüyorum. Diğer bir deyişle; istisnasız bütün kadın büyükelçilerimiz , Arap dünyasının yüzü ve karanlık kimselerin zarar verdiği güzel bölümüdür. Aynı şekilde kadın büyükelçilerimiz; değişmek üzere olduğumuz, Arap dünyasının her yerinde bir kalkınma yaşandığının, vatandaşlık ve modern değerlerle etkileşim için olduğumuzun, başkaları gibi bizim de cinsiyet eşitliğine ve kadınların liyakatine güvendiğimizin açık ve net bir kanıtıdır.

Bu mesajların mümkün olan çok sayıda önyargılara sahip kişilere ulaşması için büyük bir diplomatik faaliyet içinde olmamız gerekir. Ayrıca bunu ön plana çıkaracak uzman bir medyaya ihtiyacımız vardır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya