Sudan'da yol ayrımı: Yumuşama ya da gerilim

Sudan'da yol ayrımı: Yumuşama ya da gerilim

Perşembe, 4 Temmuz, 2019 - 12:30
Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü
Afrika Birliği ve Etiyopya'nın Sudan Özel Temsilcileri’nin; Askeri Geçiş Konsey’i (AGK) ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) arasında gerçekleşmesini istedikleri görüşme için tarih olarak neden ve nasıl özellikle dünü seçmiş olduklarını bilmiyorum ama bana göre hiç de başarılı bir seçim değildi.

Çünkü dün, 3 Haziran’da ordu genel karargahı önünde oturma eylemi yapan eylemcilere yapılan müdahale sırasında yaşanan katliamın üzerinden tam 1 ay geçmişti.

Bu çağrının nedeni görünüşte; bu müdahalenin ardından doğrudan müzakareleri reddeden, doğrudan diyaloğa dönülmeden önce taraflar arasında güvenin yeniden tesis edilmesinin gerektiği gibi bazı şartlar öne süren, arabulucular aracılığıyla dolaylı müzakareleri seçen taraf olarak ÖDBG’ye baskı yapmaktı. AGK ise zaten 30 Haziran’da düzenlenen büyük gösteriler ve konvoylardan önce arabuluculara doğrudan diyaloğa dönmek istediğini iletmişti. 

AGK’nin bu adımı; ÖDBG’yi  Afrika ve Etiyopya arabulucuları önünde diplomatik olarak zor bir duruma düşürme ve aynı zamanda protesto gösterileri öncesinde ortamı karıştırma çabası olarak yorumlanmıştı.

Afrika Birliği ve Etiyopya'nın Sudan Özel Temsilcileri’nin her iki tarafa da baskı yapmak için medya araçları aracılığıyla yaptıkları bu süpriz çağrıdan önce müzakarelerde hiçbir yeni gelişme yaşanmadı. Tıkanmış müzakareler düzleminde her şey yerinde saymakta hatta eylemler, açıklamalar ya da saha çalışmaları ile bir tırmandırma çabası görülüyordu.  Nitekim AGK; aktivistleri hedef alan tutuklama dalgasını genişletti, uluslararası uyarılara rağmen gösterilericilere ateşle karşılık verdi. Bunun yanında gösteri ve konvoyları düzenleyen ve koordine eden mahallelerdeki direniş komitelerinde görev yapan bazı aktivistleri hedef alan tasfiyeler de yaşandı. ÖDBG ise elindeki tek silaha yani barışçıl gösteriler ve konvoylar düzenlemeye başvurdu. 30 Haziran gösterileri gibi                   katılımcıların sayısı aralarında milyonluk oturma eylemlerinin de olduğu bütün eski gösterileri geçtiği için büyüklüğü ile insanları şaşırtan- gösteriler ve konvoylar düzenlenmesi çağrısında bulundu. ÖDBG bu gösterilerde elde ettiği başarıya dayanarak 13 Temmuz’da bir yürüyüş daha düzenlenmesi ve yine 14 Temmuz’da geniş bir oturma eylemi ve grev çağrısında bulundu.

Afrika ve Etiyopya arabulucularının; AGK ve ÖDBG arasında doğrudan bir görüşme düzenlenmesi çağrısında bulunmadan önce durum bu şekildeydi. Kimileri tarafından göre bu çağrı; iki tarafı da müzakare masasında yüz yüze oturmaya zorlamayı amaçlayan ama sonuçları hesap edilmeyen bir macera olarak görüldü ama aslında böyle değildi.

Bilakis iki tarafa da mümkün olan en büyük baskıyı uygulamak için atılmış ve diplomatik bir zeka ile iyi hesaplanmış bir adımdı.

Bunun yanında kendisine gizli bir uyarı da eşlik ediyordu. Nitekim arabulucular, Afrika Birliği’nin 7-8 Temmuz’da bir toplantı düzenleyeceği ve arabuluculuk konumunu görüşeceği uyarısında bulunmaya dikkat etti.

Bu da görüşmeleri engellediği düşünülen tarafın suçlanacağı ve Afrika Birliği ile uluslararası toplumun baskısına maruz kalacağı anlamına gelmektedir.

Buna ek olarak; 2 arabulucu da Afrika-Etiyopya arabuluculuk girişiminin sonsuza kadar sürmeyeceğini belirtmeyi de unutmadı. Arabulucular bununla; baskıyı arttırmayı ve 2 tarafın ve özellikle de AGK’nin sözkonusu girişim için bir zaman sınırı olduğunu, oyalama ve vakit kazanma taktiklerini sürdürmenin mümkün olmadığını anlamalarını sağlamayı amaçladı.

Öfkeli ve artık büyük bir bölümü AGK ile müzakarelerin durması ve iktidarın paylaşılmasını reddetme eğiliminde olan, sivil bir yönetim talebine işaretle “Sivil! Sivil! Sivil!” sloganları atmaya başlayan sokağın ağır baskısı altında olan ÖDBG; müzakareleri engellemek ile suçlanmamak için Afrika-Etiyopya arabulucularının çağrısana olumlu yanıt vermeye karar verdi.

ÖDBG’nin bunu kabul etmesinin nedenleri arasında devrimin barışçıl özelliğini kaybetmemesi konusundaki  ısrarı, bütün zorluk ve baskılarla yüzleşmeye devam etme gücü sayesinde Afrika Birliği ve uluslararası alanda elde ettiği destek ve dayanışmayı kaybetmemekte vardır. Ama yine de bu kabule bazı şartlar da eşlik etti.

Bunlar arasında; arabuluculara her şeyden önce güvenin yeniden tesis edilmesi talebinin uygulanması ve şu anda yürütülen müzakare projesinin geçmişte üzerinde uzlaşıya varılan noktalara dayanması gerektiğini hatırlatmak da vardı.

Buna ek olarak ÖDBG; mahallelerdeki direniş komiteleri üyeleri ile ÖDBG’li tutukluların serbest bırakılması, AGK’nin yaklaşık 1 aydır kesmiş olduğu internet hizmetlerinin dönmesi şartlarını da koydu. Ayrıca oturma eylemlerini hedef alan müdahaleyi soruşturması için  Afrika Birliği ve uluslararası toplumun himayesinde bağımsız bir komisyon kurulması talebini vurguladı.

AGK ile yaklaşık 3 aydır devam eden ve Konsey’in açıklanan eski anlaşmadan çekildiğini deklare etmesi ile hiçbir sonuca ulaşamayan müzakarerelerde yaptığı hatalara tekrar düşmemek için ÖDBG bu kez; Afrika ve Etiyopya arabulucuların ilgili tarafların notlarını içerdiğini belirttiği anlaşma taslağının bir kopyasının kendisine teslim edilmesini şart koştu. Bunun yanında müzakareler için bir zaman sınırlaması olması, özellikle de egemenlik konseyinin yapısı ve başkanlığı ile ilgili bütün eski çabaları sabote eden noktada anlaşmanın uygulanması için 72 saatlik bir süre belirlenmesi koşulunu getirdi. Bu zaman sınırlamasının amacı kuşkusuz oyalama taktiklerinin önüne geçmek, gelecek hafta düzenlenecek Afrika Birliği toplantılarının düzenlenme tarihine kadar AKG üzerindeki baskıya dayanarak anlaşmayı uygulamaktır.

Her 3 tarafın; Afrika Birliği ve Etiyopya'nın Sudan Özel Temsilcileri, ÖDBG ve AGK’nin bütün bu diplomatik manevralarına rağmen gerçekte uzlaşıya varmak ve bunu uygulamak imkansız demiyelim de çok zordur. Çünkü iki taraf arasında güven tamamen kaybolmuş, oturma eylemlerine yapılan müdahale, onu takip eden ve daha fazla devrimci gencin hayatını kaybetmesine yol açan baskı ve öldürme olaylarından bu yana sokaklar patlamaya hazır bir duruma gelmiştir. 

Bu nedenle ÖDBG dün yaptığı açıklamada, sokakların isyanı karşısında kararını gerekçelendirmek zorunda kaldı. Savaşı iki yönde hem devrim hem de diplomatik olarak yürütmeye çalıştığına işaret ederek doğrudan müzakarelere dönme kararını; devrimin sivil yönetime geçiş hedeflerini gerçekleştirmek ve bu süreci her iki yönden de tamamlamak, uluslararası alanda elde ettiği kazanımları kaybetmemek için aldığını ifade etti.

Top şu anda AGK’dedir. ÖDBG’yi kuşatmak ve ne olursa olsun yönetimi elinde tutmayı sürdürmek için manevralarda bulunduğuna yönelik suçlamaların gölgesinde AGK’nin yönetimi devretmek konusundaki ciddiyetini vurgulaması gerekir. Afrika Birliği toplantılarından önce bir anlaşmaya varılmaması halinde AGK, baskılara hatta muhtemelen Afrika Birliği ve Batının ek yaptırımları ile karşı karşıya kalabilir. İçeride ise 13 Temmuz’daki gösteri ile 14 Temmuz’daki geniş kapsamlı sivil itaasizlik ve grev ile yüzleşmek zorunda kalabilir.

AGK’nin şu anda dizginleri elinde tuttuğu, silah ve finansmana sahip olduğu, güvenlik güçleri ve gölge taburlarının, hızlı destek güçlerinin emri altında olduğu doğrudur. Ancak ÖDBG’nin de elinde kendi lehine olan güçlü kartlar vardır.

Bu kartlar arasında; yürüyüşleri ve gerilimi tırmandırmayı sürdürmek konusunda güçlü bir azim gösteren sokağın kararlılığı ve yönetimin sivil bir hükümete devredilmesini destekleyen uluslararası toplum vardır. Buna bir de ÖDBG’nin, bazen ortaya çıkan farklılıklara rağmen birliğini koruma başarısını da eklemeliyiz. Bu da içerisinde yer alan bazı tarafları kendine çekme, bazılarını dışlama ve tutuklamalar ile Meslek Grupları Birliği’ni zayıflatarak çözülmesini sağlama çabalarının başarısız olmasına yol açtı. Sivil bir yönetim talebi taktiksel bir talep değil ulusal çıkarların dayattığı zorunlu bir gerekliliktir.

Sudan’ın devrik devlet başkanı Ömer El-Beşir döneminde karşı karşıya kaldığı izolasyondan, kendisini uluslararası kredi ve yardımlardan, borç muafiyetlerinden mahrum bırakan, yıkıcı bir ekonomik kriz ve benzeri görülmemiş sıkıntılar yaşatan yaptırımlardan çıkmak için  uluslararası toplumun işbirliğine ve desteğine ihtiyacı vardır. Sivil bir hükümet olmadan da bunları elde etmeyecektir. Nitekim başta ABD ve AB olmak üzere küresel güçler, ilgili taraflara bunu açıkça ifade etmişlerdir.

Sudan’da durum şu anda gerçekten de bir yol ayrımındadır. Bu yol ayrımı ülkeyi; ya yönetimin sivil bir hükümete devredilmesi ile bir yumuşama ve çözüm yoluna ya da devrimin başlagıcından bu yana tanık olmadığı bir tırmandırma yoluna götürecektir . Peki terazinin hangi kefesi daha ağır basıyor?   

Baskıların AGK’yi bazı tavizler vermeye ittiğine yönelik göstergelerin varlığına rağmen bu konuda şu anda hiç kimse kesin bir şey söyleyemez. Çünkü ne kadar başarılı olacağı bu tavizlerin formalite yoksa temel mi olduğuna bağlıdır. 

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya