Osaka ve dünya yönetim kurulu

Osaka ve dünya yönetim kurulu

Pazartesi, 1 Temmuz, 2019 - 09:15
Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
ABD Başkanı Donald Trump, Osaka Zirvesi’nden istediğini aldı mı? Kendisini memnun edecek şeyi elde etti mi? Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ülkesine, ABD ile ticaret savaşını önlemiş olmanın rahatlığıyla mı döndü? Yoksa bu savaşı sadece erteleyebildi mi? Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Kremlin’e zirveye katılmaktan ve elde ettiği sonuçlardan memnun olarak mı döndü? Veliaht Prens Muhammed bin Selman ülkesine zirveye katılımının sonuçlarından hoşnut olarak mı ülkesine döndü?

Devler liginde ABD’nin hala ilk sırada olduğu açıktır. Trump’ın hem düşmanları hem de müttefiklerine yönelik süprizlerinin yarattığı gerginliğe rağmen ABD, yerini korumaktadır. Hala dünyanın birinci ekonomisi ve birinci askeri gücüdür. Trump’ın yönetim tarzı ülkesi ile dünya ülkeleri arasındaki ittifak ve düşmanlık hatlarını karıştırdı. Ama zaten geleneksel sözlüğün dışından gelen bu başkan, süprizleri başka süprizler ve şoklarla tedavi etmeyi çok iyi bilmektedir. Karşılıklı olarak gösterilen esneklik sayesinde açık bir ticaret savaşına doğru ilerleyen süreç durduruldu ve görüşmelerin sürdürülmesi konusunda uzlaşıldı.

Beyaz Saray’ın efendisi; daha birkaç hafta önce tehlikeli olduğunu söylediği ve boykot edilmesi çağrısında bulunduğu Çinli dev Huawei şirketine karşı hoşgörülü bir tavır takınarak Avrupalı müttefiklerini şaşırttı. Bu yüzden, Çin devlet başkanının da ülkesine memnun bir şekilde döndüğünü söyleyebiliriz. Trump da eline geçen fırsatı kaçırmadı. Kim İl-sung’un ülkesinin topraklarında birkaç adım da olsa yürüyen ilk ABD başkanı olarak Osaka semalarındaki gösterisini ses getiren bir süpriz ile taçlandırdı.

Rusya Devlet Başkanı Putin’in de evine hoşnut bir şekilde döndüğünü söylemek mümkündür. Kırım yarımadasını ilhak edip Ukrayna’nın istikrarını sarsmasına, NATO’nun ülkesinin sınırlarına yaklaşmasına aralarında Suriye’ye askeri müdahalenin de olduğu ihlaller ve acıtıcı mesajlarla karşılık vermesine rağmen zaman, kendisinin gerekli bir ortak olduğunu kanıtladı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi de ülkesine memnun bir şekilde döndü. Riyad gelecek yıl G20 zirvesine ev sahiliği yapacak. Bu olayın, Suudi Arabistan’ın uluslararası varlığı ve Körfez bölgesindeki koşullar açısından önemli bir anlamı var. Muhammed bin Selman’ın  gerçekleştirdiği görüşmeler zirveye damgasını vurdu. Suudi Arabistan’a yönelik ilgi ve memnuniyet Trump’ın kameralar önünde söylediği sıcak ve samimi kelimelerle sınırlı kalmadı. Ev sahibi ülke ve sonbaharda Suudi Arabistan’ı ziyaret edecek olan Putin’in de aralarında olduğu dünya liderlerinin Suudi Arabistan’ın katılımından duydukları memnuniyet açıktı. Muhammed bin Selman’ın yönettiği reform ve modernizasyon çalışmalarının uluslararası alanda geniş bir memnuniyetle karşılandığı belliydi.Şinzo Abe de bu çalışmalar ile ilgili övgülerini tekrar tekrar dile getirmeye önem verenler arasındaydı.

G20 zirvesine katılan bir gazeteci, diğer uluslararası toplantılara katıldığında duymadığı bir korku ve çekinme duyar. Bu zirve; birçok ülkenin politikalarının propagandasını yapmak, zayıf ülkelerin ise gözyaşı dökmek için katıldıkları BM Güvenlik Konseyi’nin olağan oturumlarındaki konuşmalar festivalinden çok daha önemli hale gelmiştir. Bunun yanında krizleri ve gerginlikleri gerçekten çözmek yerine çoğunlukla sonuç bildirgesini süsleyecek uygun sözcükler aramakla meşgul olan bölgesel ve yerel zirvelerden çok daha önemli olduğu da kesindir. Bu zirve ayrıca konuşma yeteneği ve söz savaşlarından çok rakamların büyüklüğünün ön plana çıktığı bir toplantıdır.

G20 zirvesinin; kalabalık başkentlerde ya da kalkınma ve gelişmeye susamış kırsal bölgelerde yaşasın dünyanın bütün sakinleri için önemli olduğunu söylersek aşırıya kaçmış olmayız. Bu zirve herkesi ilgilendiriyor çünkü ekonomik ve finansal istikrar, karşılıklı ticaret, sürdürülebilir kalkınma, gelişme ve yatırım ile ilgilidir. Kendisi ayrıca devrimlerin beklenen değil her gün laboratuvarların ürettiği günlük bir rutine dönüştüğü, ülke ve halkların tek yani değişim sürecinin hızlandığı bir dünyaya adapte olmak için çabalama seçeneğinden başka bir seçeneği olmadığı bir dünyada tüm hızıyla geleceğe yönelmiş bir ilerleme trenidir.

G20 zirvesi masasının etrafında toplananların görüntüsü, sanki katılımcılar dünya yönetim kurulu üyeleriymiş gib bir izlenim vermektedir. Aynı şekilde rekabet rüzgarı ne kadar sert eserse essin ve politik çatışmalar onu ne kadar zayıflatırsa zayıflatsın sonunda katılımcıların kararlarını etkileyen şey, ortak kader duygusudur. Bu dünyada, rakip büyük bir ekonominin batmasından sevinç duyamazsınız çünkü bu batışın faturasını siz de ödemek zorundasınızdır. Belki de bu duygu; rakip tarafların ifadelerini soğutmak ve yumuşatmak, orta yolda ya da yakın bir noktaya ulaştıklarında müzakare arayışına girmek zorunda bırakan duygudur. Meseleler tartışılırken siyasi anlaşmazlıklar ağır bassa da şiddetli mali krizlere ve ekonomik çöküşlere dönme korkusu çatışma diline ket vurarak anlaşma ve uzlaşı dilini ön plana çıkarmaktadır.

Toplantı salonunda toplanmış olanlara bakmak yeterlidir. Ülkeleri dünya nüfusunun üçte birini oluşturmaktadır. Nitekim aynı oran, dünya ticareti için de geçerlidir. Ülkelerinde; en güçlü ekonomiler, en büyük cephaneler, en gelişmiş laboratuvarlar, en iyi eğitim sistemleri vardır. Her şeyden önemlisi aralarında bu büyük teknolojik devrim ile muhteşem dijital dönüşüme öncülük eden ülkeler bulunmaktadır. Bu nedenle, aslında ekonomik büyümenin sürdürülmesini ve daha fazla ülkenin geleceğe doğru ilerleyen bu gelişim trenine binmesini sağlamayı amaçlayan bu periyodik zirvelere “Güçlüler Kulübü” adı verilmesi garip değildir.

Osaka’da iken Japonya’da düzenlenen zirvenin geçen yıl Arjantin’de düzenlenen zirveden çok daha önemli olduğu duygusuna kapıldım. Bunun birçok nedeni var. Bunlardan bir tanesi de zirvenin, yakında dünyanın kalbi ve ilermesinin motoru olacağına ve bunun ekonomik, siyasi, ve sosyal düzeydeki bütün anlamlarına yönelik konuşmaların çoğaldığı Asya’nın derinliğinde yapılıyor olmasıdır. Ekonomik ağırlığın dünyanın bu bölgesine kayması; İkinci Dünya Savaşı’ndan ve Sovyetler Birliği’nin kalıntılarından gelen dünyanın simasında büyük bir değişimi meydana getirmektedir. Buna ek olarak zirve, ufukta ABD ve Çin arasında ticaret savaşlarının işaretlerinin görüldüğü bir zamanda düzenlendi. Patlak verme tehlikesi taşıyan bu savaş, özellikle Vladimir Putin’in netleştirmeye önem verdiği, işaretlerinin bölgesel krizlerden Güvenlik Konseyi’ne görüldüğü Çin-Rusya ekseninin ortaya çıkmasının ardından dünya çapında yeni bir Soğuk Savaş başlatabilir. Uzmanlar, Çin’in ABD için yeni bir Sovyetler Birliği olacağı görüşünde. Ama ikisinin arasında büyük bir fark var o da Çin’in nüfus ve ekonomik olarak çok daha büyük bir lokomotif olduğudur.

Dünya yönetim kuruluna ev sahipliği yaparak Osaka, diğer şehirleri gölgede bırakıp bütün dünyanın ilgisini üzerinde topladı. Japonya Başbakanı Şinzo Abe de özellikle ABD-Çin diyaloğunun canlandırılmasına öncelik vererek toplantıyı büyük bir maharetle yönetti. Şimdi ise Riyad’ın o büyük tarihi ve randevusu için hazırlanma zamanı.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya