Etiyopya hangi eşikte?

Etiyopya hangi eşikte?

Cumartesi, 29 Haziran, 2019 - 09:45

Genç Abiy Ahmed Etiyopya'da iktidara gelip başbakanlık görevine başladığında Addis Ababa'dan inanılmaz bir umut yükseldi, vakit kaybetmeden kapsamlı ve cesur bir reform yoluna girdi. Siyasi mahkûmları serbest bıraktı ve genel bir af politikası uyguladı. Bölgesel hususları aşarak ülke genelinde kapsamlı bir kalkınma hamlesi başlattı. En başta Eritre olmak üzere Somali ve Sudan gibi uzun yıllara dayanan düşmanlık ve duyarlılığa sahip komşularıyla rekor bir sürede barışı sağlamayı başardı. Nil sularının Mısır topraklarına akışını tehdit eden Nahda barajı hakkındaki endişeleri gidermek için gerçekçi bir vizyon ortaya koyabildi.

Bununla da yetinmedi, Beşir rejiminin devrilmesinden hemen sonra Sudan krizinden bir çıkış yolu bulmaya çalıştı. Abiy Ahmed, Etiyopya mitolojisinin üçlüsüne yeni bir halka olmuştur, diktatör Mengistu Haile Mariam’ın yıkılmasından sonra Etiyopya'nın kurulmasına yardım eden Oromo kabilesinin bir üyesidir, devrimci bir lider ve Müslüman’dır. Ancak mitolojiler her zaman bagajında patlayıcılar taşır, vakti geldiğinde de patlar.

Genç başbakan birçok suikast girişimlerine maruz kaldıktan sonra, ülkeyi eski günlerine döndürme amacıyla yapılmış bir darbe girişimine de maruz kaldı. Önceki bir darbe girişimi nedeniyle tutuklandıktan sonra Abiy Ahmed tarafından serbest bırakılan bir subay, yeniden oyun sahasına iniyor, planlamalar yapıyor ve harekete geçiyor. İlk adım, genelkurmay başkanının ve onun yardımcılarının öldürülmesi. Deneme başarısız oldu, ancak geride birçok soru işareti bıraktı.

Etiyopya, tarihin, mitolojinin ve Nil'in rahminden doğan bir ülkedir. Dünya mozaiği, insanlar ve akıllar. 1980'lerin başında siyaset beni Doğu Afrika, Etiyopya, Somali ve Kenya'da Libya'nın kişisel temsilcisi olmaya taşıdı. Teğmen Mengistu Haile Mariam o dönem komünizmi ideolojik ve düşünce olarak benimsemiş, Sovyetler Birliği ve Küba ile ittifak yapmıştı. Kendisine Somali ile olan savaşında ve ülkenin mutlak kontrolünü sağlamada askeri ve maddi yardımda bulundular. Küba’nın devrimci lideri Fidel Castro onun idolüydü. Marx, Engels ve Lenin’in resimlerini başkent Addis Ababa’nın en büyük meydanına astırdı. Yüzleri soluk, karınlara aç Etiyopya halkına bu alanda saatlerce süren uzun konuşmalar yapardı. Bu sahneyi toplu işkence seansları olarak tanımlayanlar vardı.

Sokağa çıkma yasağı akşam 10’da başlar sabah 6’ya kadar devam ederdi, sağlıklı beslenme yasağının ise belli bir saati yoktu. Teğmen Mengistu, ütopik Komünist hayallerini yalancı medyası üzerinden pazarlayan bir şahsiyetten ibaretti. Doğu Afrika'daki Batı politikalarına karşı koymak için Libya, Güney (komünist) Yemen ve Etiyopya arasında bir ittifak kurmak için birkaç girişimde bulunuldu, ancak taraflar arasındaki ihtilaflar, ittifak ettikleri hususlardan çok daha fazlaydı. Somali muhalif kuvvetlerinin yanı sıra John Garang liderliğindeki Güney Sudan kuvvetlerinin desteği ve bir dizi Afrika rejiminin tutumu, bu devrimci üçlü ittifaktan yana bir ağırlık oluşturmuştu, ne var ki Mengistu'nun çocuksu solcu ideolojisi bu politik sürecin herhangi bir aktivitesini sulandırmak için yeterliydi.

Mengistu'nun Etiyopya, askeri ve Amhara kimliği birden fazla kişiliği yansıtıyordu, bilakis her şeyde yaygın etkileri olan Etiyopya mozaiğinin derin bir ifadesini taşıyordu; hayal, kuruntu, parçalanmışlık, ufku ve sınırı olmayan bir hırs olarak da nitelenebilir. Etiyopya milliyetçiliği noktasında ifrata varan tutumu sınır ötesi bir hal alarak fanatik bir komünizm savunuculuğuna dönüşmüştü. Onunla defalarca görüştüm ama siyasi ya da insani kimyamız bir türlü uyuşmadı, görüşlerinden taviz vermezdi, kendisine karşı çıkan muhaliflerin bastırılması gerektiği konusundaki ısrarını tekrarlamaktan çekinmezdi, halkın iradesini temsil ettiğini düşünürdü, sömürgeci kapitalistlerden onların haklarının bir şekilde alınması gerektiğini savunurdu.

Her ne kadar Etiyopya coğrafya, tarih ve dinlerin kendi rengini verdiği bir ülke olsa da, tüm bu bileşenlerden doğan mitolojinin insani çekirdekleridir; yüzyıllar boyunca yaşam yollarının çizgilerini çizmede nice şahsiyetlerin rolü vardır. Ülkenin hayatını hala etkileyen sıcak sahneler, ülkeyi kıtalararası ve uluslararası bir hareketlilikte yöneten İmparator Haile Selassie'nin saltanatından bu yana hiç eksik olmadı.

Haile Selassie, Saba Melikesi Belkıs ile Hz. Süleyman'ın kıssasını esas alarak tahtlarını inşa eden bir gelenekten geliyordu, dolayısıyla kendisini buradan yola çıkarak yüceltmiş bir imparatordu. 1930’larda Jamaika’da ortaya çıkan manevi Rastafari hareketi, İmparator Haile Selassie’yi siyahî Mesih olarak görüyordu, Afrika’yı değiştirme ve geliştirme konusunda mucizevî yeteneklere sahip olduğuna inanıyordu ve onun Saba Melikesi Belkıs ile Hz. Süleyman'ın soyundan geldiğine inanıyordu. Bazıları bu hareketi yeni bir din olarak görüyorlardı. İmparator Haile Selassie, mitolojideki ikinci halkayı ya da Etiyopya trajedisini oluşturuyor. Diğer halkayı Albay Mengistu Haile Mariam, sonuncu halkayı da Abiy Ahmed oluşturuyor. Selassie olağanüstü olaylar da yaşadı, İtalya 1935'te Etiyopya'yı işgal etti ve İmparator İngiltere'ye kaçtı. Faşist İtalyan sömürgeciliği, korkunç katliamlar yaptı.

Etiyopyalıların yarı ilkel silahlarıyla direnişi inatçıydı ve İtalyanlar, Kıpti Ortodoks Hıristiyanlarını zorla Katolik yapmaya çalıştılar. Ancak Etiyopyalıların büyük bir çoğunluğu bunu güçlü bir şekilde reddetti ve bu uğurda binlerce kurban verdi. İtalya'nın yenilgisinden sonra, imparator, tahtına oturmak için ülkeye geri döndü. İnsanları tüketen fakirlik, etnik, dini ve dilsel çeşitlilik ile karşı karşıya kaldı.

Amhara kabilesine mensup olan imparator, kendi kabilesinin dilini bütün ülkeye dayattı, devletin idari, askeri ve polis şubelerindeki adamlarını etkili bir şekilde kullandı ve Eritre topraklarını imparatorluğuna bağladı. Ancak kendisini sömürgeciliğe ve ırk ayrımcılığına direnmede önemli rol oynayan Afrika liderlerinden biri olarak sunmayı başardı. Addis Ababa, özellikle beyaz ırkçılık boyunduruğu altındaki ülkeleri destekleyen, çalışmalarını koordine eden, sömürgeden kurtulmuş Afrika'yı bir araya getiren ilk kıta organı olan Afrika Birliği Örgütü'nün (OAU) merkezi oldu.

İmparator yaşlandığı bir dönemde askeri bir darbeyle devrildi ve öldürüldü. Teğmen Mengistu, onun cesedini başkanlık sarayındaki tahtının altına koydurttu, zira cesedinin uzak ve yakın hayatları ateşleyebilecek kutsal bir totem haline dönüşmesinden korkuyordu. Ancak devrimler sadece cesetler tarafından ateşlenmez. Zulüm en tehlikeli kıvılcımdır, en büyük etnik ve dini cemaatlerden oluşan silahlı bir hareket komünist askeri diktatörlüğü devirmeyi başardı ve yeni bir devlet kurma yoluna girilmiş oldu.

Marksist İmparator Mengistu ve Merhum Başbakan Meles Zenawi’nin vefatından yıllar sonra, genç birinin (Abiy Ahmed) önderlik ettiği yeni bir dönem başladı. Tüm topluluklara kapıları açtı, tüm komşularla sınırları açtı ve bir arada yaşama ve kalkınma motoru olarak demokrasiyi temel aldı. Ancak topraklara, insanlara ve tarihe gömülü hale gelen mitolojik mayınlar, imparatorların ve askerlerin vefatıyla ortadan kalkmaz. Etiyopya, mitolojik mayınların yarattığı bir eşikte diken üstünde kalmaya devam ediyor.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya