23 Haziran seçimlerinde ne oldu?

23 Haziran seçimlerinde ne oldu?

Perşembe, 27 Haziran, 2019 - 06:45
Rahmetli dedem bir hikaye anlatırdı. Zamanın birinde biraz tedbirsiz bir adam kış ile ahbap olmuş. Oturup yarenlik etmişler. Derken Kışın gitme vakti gelmiş. Adam demiş ki, “Şimdi gidiyorsun, bir daha ki sefere gelmeden önce bana haber ver senin için hazırlık yapayım, daha iyi yarenlik ederiz.” Kış da “tamam” demiş ve gitmiş. Derken adam bir gün uyandığında penceresinin karla kaplı olduğunu görmüş. Yine hazırlıksız yakalanmasına canı sıkılmış ve açmış pencereyi kışa biraz da öfkeyle seslenmiş: Dostum demiş, hani gelmeden bana haber verecektin, ne bu şimdi? Kış adama şöyle bir bakmış. “Ben, gelmekte olduğumu anlayasın ve benim için hazırlık yapasın diye yemyeşil otları kurutup sararttım, ağaçların yapraklarını döktüm, rüzgarları gönderdim, toz duman kaldırdım, yetmedi dağların başlarına kar yağdırdım, havayı yavaş yavaş soğuttum, ama sen anlamadın, ben daha ne yapayım” demiş.

AK Parti açısından durumun böyle olacağı en az beş yıldır beliren alametlerden belliydi. Kendi açımdan bunu İstanbul yenilgisi üzerine söylüyor değilim. Bu yüzden “Şimdi bunları söylemek kolay, neden daha önce demedin” diyemezsiniz. 31 Mart seçimlerinden sonra yazdığım bir yazıda Küçük Asya’da mevcudu koruma çabası içine girenler kaybeder diye yazmıştım bu sitede. Daha önce de bu minvalde yazdığım yazılar var. Bana göre AK Parti heyecanını yitirdiği, değişim motivasyonunu kaybettiği ve mevcudu, yani iktidar kazanımlarını elde tutma düşüncesine sarıldığı için küçük düşünüyordu ve küçük düşünenler de mevcudu koruyamadıkları gibi saf dışı kalırlardı. Aslında hikayedeki süreci göz önünde bulundurursak henüz kış yolları bağlamış da sayılmaz. En çok dağların başına kar yağmış diyebiliriz. Bu yüzden 23 Haziran İstanbul seçimleri AK Parti açısından bir nimete de dönüşebilir. Tekerlek tümsekte; gerisin geri de gidebilir, daha ileriye de.

İbn Haldun yüzyıllar önce söylemiş: Devletler de insanlar gibi doğarlar, büyürler ve ölürler. Buna siyasal hareketleri ve partileri de katabiliriz. Üstelik İbn Haldun bunu masa başında oturup bir kurgu olarak da söylememiş. Tarihi incelemiş (7 ciltlik tarih kitabının mukaddimesinde bunları söylemiş), Sosyolojinin ilk örneği olarak kabul edilen Ümran teorisinin temellerini atmış. Yani tamamen insanın, tarihin, eşyanın hareketini baz alarak konuşmuş. Ve biz İbn Haldun gibi bir dehayı bünyesinden çıkarmış bir medeniyetin çocuklarıyız diye başka medeniyetlere karşı övünürken onun işaret ettiği bu kanunlar bizim için geçerli değilmiş gibi hareket ediyoruz. Öyle ya, biz Kur’an’da yazılanlara iman edip pratikte onları dikkate almadan yaşamakla meşhur olmuş bir ümmetiz neticede. İbn Haldun’un yazdıklarını dikkate almamamız da ne yazık ki bize özgü meşhur vurdumduymazlığın tipik bir örneğidir.

Demek istediğim, AK Partililer farkındalar mı bilmiyorum ama kuruluşu, yükselişi ve bugüne gelişi itibariyle İbn Haldun’un teorisine uygun bir seyir izlemektedir AK Parti.  

AK Parti kurulurken ülkede seksen yıllık bir Kemalist statüko vardı. Statükonun nefes aldırmaz baskısı nedeniyle sorunlar bir devletin bile gücünü aşacak şekilde birikmişti. Üst yapının çözüm üretemez duyarsızlığı (Hadarilerin yozlaşması) yüzünden sistemin mağduru olan kesimler (Bedeviler) hınçlarını birbirlerinden almaya başlamışlardı. Alevi sorunu, Kürt sorunu, dindarların sorunu… gibi. Sistemin uygulamaları yüzünden sorun yaşayan ve bunu dile getirirken birbirleriyle didişen sosyal kesimler asıl sorumlu olan sisteme yönelmişken AK Parti bütün bu sorunları çözmeye yönelik bir iradeyle devreye girdi. Buna ilişkin bir söylem geliştirdi: Değişim. Ve iktidara geldikten sonra da bu söylemi eyleme geçirmeye dair tarihsel adımlar attı.

Müthiş bir heyecan, müthiş bir motivasyon eşliğinde statükonun kalelerini bir bir fethediyordu. İbn Haldun’un bedeviler-Hadariler ikilemine uygun bir gelişim sergiliyordu. Bundan dolayı da değişime özlem duyan çeşitli düşünce akımlarının, etnik grupların, mezhebi yapıların, kısaca toplumun her kesiminin desteğini yanında bulmuştu. İbn Haldun’un “taassup” adını verdiği bu motivasyonun AK Parti’de tecessüm etmiş karşılığı “değişim”di.

En önemlisi söz konusu toplumsal mağduriyetlerin temsilcisi kimliğini üzerinde taşıyan bir çekirdek kadroyu ön planda tutarak ilerleyişini sürdürüyordu. Kemalist sistemin olağan mağdurları, dindarlardan, Kürtlerden, Alevilerden oluşan bu kadro çevreye güven veriyordu. Bedeviler merkezi ele geçirmelerine öncülük edecek kadroları bulduklarına inandılar. Ve AK Parti girdiği bütün seçimlerden zaferlerle çıkmaya başladı.

15 Temmuz darbe girişimi gibi ciddi tehditlerden sonra AK Parti ilerleyişini durdurdu, kabuğuna çekildi. Statükonun geri kalmış kalelerini zapt etmek yerine elde edilen kazanımları korumanın çabası içine girdi. Toplumsal kesimlere güven veren çekirdek kadronun da sistematik olarak sahneden çekildiği görüldü bu arada. Toplumsal kesimlere güven veren çekirdek kadro sahneden çekilince de toplumsal kesimler de birer birer dağılma sürecine girdiler.

Küçük Asya gibi mevcudu korumanın derdine düşenleri hiç barındırmadığı tarihsel olarak kanıtlanmış bir coğrafyada küçük düşünmeye başlayan AK Parti hem 31 Mart seçimlerinde hem de 23 Haziran seçimlerinde insanın, hayatın, eşyanın öz doğasına göre hareket eden bu yasaya muhatap olmaktan kurtulamadı. Henüz karın pencereyi tamamen kapatacak kadar bir kışa girdiğimizi söyleyemeyiz. Ama artık gelecek başka alamet kalmamış. Ya tedbir ya da taassubunu yitirmiş hadarilerin yeni bir motivasyon ve heyecanla harekete geçmiş mutaassıp bedevilere yenilmek kaçınılmaz olacak.

CHP açısından:

CHP halihazırda bu motivasyonu yakalamış görünüyor. Eski statükonun temsilcisi çekirdek kadrosunu ustaca gizliyor da bu yüzden. AK Parti’nin çekirdek kadrosu ona hız ve heyecan katıyorken CHP’nin çekirdek kadrosu onu durduran, her zaman küçük kalmasını sağlayan bir işlev görüyordu çünkü. Aslında CHP uzun bir zamandan beri böyle bir heyecanın peşindeydi. Ama mesela bu yeni anlayışa uygun olarak çarşaflı kadınlara parti rozetini taktıkları günün akşamında statükocu çekirdek kadro o kadınları parti otobüsünden yaka paça indiriyordu. Sonunda AK Parti’nin yavaşladığı, hatta durağanlaştığı bir süreçte çekirdek kadronun ön planda olmasının zarar verdiğini gördükleri için perde gerisine çektiler. AK Parti’nin Milli Görüş çizgisinden, İslamcılardan ve Kürtlerden oluşan çekirdek kadrosu kazandırırken CHP’nin statükocu, Kemalist çekirdek kadrosu kaybettiriyordu. AK Parti’nin çekirdek kadrosunu tasfiye etmesi ona kaybettirirken, CHP’nin çekirdek kadrosunu gizlemesi ona kazandırıyor.  

Nitekim bu gerçeği sonunda kavrayan CHP, AK Parti’nin daha fazla değişimi zorlayan çekirdek kadrosunu tasfiye ettiği bu süreçte büyük bir özlemle göz diktiği iktidara yürüyüşünü engelleyen çekirdek kadrosunu geri plana çekti. Bu geri plana çekilmeyi tasfiye, hatta radikal bir değişim sanan ve bu yüzden CHP’nin yükselişine bel bağlayan çevresel güçlerin umutları açısından kuşku uyandıran husus da budur. Çünkü statükocu Kemalist kadro tasfiye edilmiş değil, sadece kenarda bekliyorlar. İktidara giden yolun başında CHP otobüsüne binenlerin iktidara ulaşıldıktan sonra yaka paça otobüsten indirilmeleri riski devam ediyor. CHP’de değişim sahih değil bu yüzden. Konjonktüreldir ve iktidara ulaşmakla mukayyettir. Ben bu süreçte Kürtlerin artık gelenek haline gelmiş hayal kırıklıklarından birini yaşayacaklarını düşünüyorum, çünkü (Muhsin Kızılkaya’nın deyimiyle) “CHP’nin Kürt karşıtlığı ilkeseldir.” Özellikle Kemalist kadrolar tasfiye edilmeyip pusuda beklerken. Bu kadro ontolojik karşıtlığını gerçekleştirmek için fırsat kolluyor.

Kürtler açısından:

Kemalist sistemin Kürtler için belirlediği rol, iktidara gelmek için başlarını okşamak, iktidara geldikten sonra enselerine vurmak şeklinde özetlenebilir. Kuruluştan, günümüze kadar değişmeden devam eden bir roldür bu. İlk defa AK Parti iktidara gelmeden Kürtlere verdiği sözleri iktidara geldikten sonra yerine getirmeye çalıştı ki bunların bazıları psikolojik değeri açısından son derece önemlidir. Tabi şiddeti bir kenara bırakmaya yanaşmayan PKK’nin oluşturduğu tehdit bu adımların durdurulmasını isteyen AK Parti içindeki ve dışındaki statükocuların ekmeğine yağ sürdü ve genelde olduğu gibi Kürt sorunu özelinde de AK Parti dönüştürücü özelliğini buzdolabına kaldırdı.

HDP ve PKK’nın etkisindeki Kürtlerin dışında kalan Kürt kesimleri açısından “Başını okşa sonra ensesine vur” açmazını aşmak için sistemin bir partisinin çatısı altına girip hoşnut olunmayan iktidardan intikam almak bir çözüm olarak benimsendiği görülüyor. AK Parti’yi desteklemeleri durumunda egemen olmaya başlayan milliyetçi söylemi benimsemek, HDP’yi desteklemeleri durumunda da “bölücü”, “terörist” suçlamalarıyla kriminalize edilmekle karşı karşıya kalacakları için stratejik bir tavırla oylarını CHP’den yana kullandılar. Bu nedenledir ki PKK lideri Öcalan ve HDP’nin tutuklu eski genel başkanının etkisinden ziyade bu stratejik tavır belirleyici oldu diyebiliriz. Artık göz önünde bulundurulması gereken yeni bir Kürt sosyolojisi var.

Kürtlere söylemde değil eylemde de umut veren AK Parti’nin çekirdek kadrosu devre dışı kaldığı sürece kendiliğinden oluşan bu stratejik akıl, bu sosyoloji AK Parti’den yana tavır almayacaktır. Kemalist, statükocu kadrosu pusuda tasfiye edilmeyip pusuda beklediği sürece de CHP’nin muhtemel bir iktidarında Kürtlerin yeniden dayak yemeyeceklerinin de hiçbir garantisi yoktur.

Bu arada İslamcıları, Kürtleri, Alevileri, bütün toplumsal kesimleri, onların stratejik akıllarını aşan bir aklın devrede olması ihtimalini de akıldan çıkarmamak gerekir. Sistem karşıtı İslamcıların hangi dayak yeme süreçlerinden sonra Kemalist sisteme adapte olduklarını bilen biri olarak Kürtlerin de malum dayak yeme sürecinden sonra “stratejik akıl”ları gereği Kemalist sisteme adapte oluyorlar. Mustafa Kemal’in posterleri altında “Keça Kurdan” (Kürt kızı) şarkısını söyleyerek zaferlerini kutlamaya başladılar bile.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya