Sorun, Manama çalıştayı değildir

Sorun, Manama çalıştayı değildir

Çarşamba, 26 Haziran, 2019 - 12:45
İlk olarak; nesnel mantık, “Kalkınma İçin Barış Çalıştayı”nın düzenlenmesini reddedenlere itiraz hakkının tanınmasını gerektirir. İkinci olarak; muhalif olmak Filistinlilerin genelinin kalbinde devlet ve halk olarak özel bir yeri olan Bahreyn ile zıtlaşma isteği şeklinde yanlış anlaşılmamalıdır. Ancak burada 2 tane soru yöneltebiliriz. İlk sorumuz bizzat “çalıştay” düzenleme fikri sahiplerine yöneliktir ve şu şekildedir: Filistin trajedisinde, ilk önce kapsamlı barışın temel anahtarı olan adil bir siyasi çözüme ulaşmak gerekirken bunun yerine ekonomik çözümün ön plana çıkarılmasının anlamı nedir? İkinci soru ise her iki tarafa yani hem bu projenin destekçilerine hem de muhaliflerine yöneliktir: Sorun, ekonomik çalıştayın Manama ya da başka bir yerde olsun düzenlenmiş olması mı yoksa çok daha derin de midir?

Filistinlilerin sadece sözde değil pratikte de tanınmış gerçek bir bağımsız devlet içerisinde yaşama hakkını manipüle eden herhangi bir çözüme dayanan anlaşmanın başarısızlığa mahkûm olacağını bilmek için dahi olmaya gerek yoktur. Aynı şekilde Filistinlilerin bu hakkını; iradelerini kısıtlayan, hareket özgürlüğü ve onurlu bir yaşam hakkı ile ilgili bütün insan haklarını ihlal eden kabul edilemez şartlardan oluşan bir zincirlerle bağlayan ön koşullar ile bundan bahsetmenin hiçbir faydası olmayan boş bir uğraş olduğunu bilmek için çok da akıllı olmak gerekmemektedir.

Buna karşılık; hiç kimse “çalıştay”ın – böyle önemli bir siyasi ve ekonomik toplantıya bu adın verilmesinin anlamını anlamış değilim- bitmesinin, kapsamlı bir barışa ulaşma çabalarının sonu anlamına gelmediğini anlamalıdır. Filistinli liderlerin; Manama çalıştayı ya da birtakım umut verici gelişmelere yol açabileceğini düşündükleri çözüm vizyonlarının ele alındığı herhangi bir Arap ya da uluslararası toplantı ile ilgili tedavi etmekten çok yaralayan açıklamalarda bulunmakta acele etmeleri de anlaşılır değildir. Sorun, farklı bakış açıları değildir.

Dünyanın herhangi bir yerinde nedenleri ne olursa olsun herhangi bir çatışmanın tarafları; ortak noktalar üzerinde anlaşmak için ihtilaflarını kullanmayı, savaşı ve halkların kendisinden kaynaklanan sıkıntılarını uzatan nedenleri çözmeyi ertelemeyi başarabilse, dünyanın tamamında savaşların patlak vermesine yol açan nedenleri sona erdirmek mümkün olabilir. Hatta bu, birçoklarının beklediğinden çok daha hızlı bir şekilde gerçekleşebilir.

Ancak yukarıda yer verdiğimiz bu düşünce endişe verici şu soruyu da akla getirmektedir: Dünyadaki birçok krizde dizginleri elinde tutan politikacılar acaba bu krizleri gerçekten de çözmek istiyor mu? İsrail-Filistin çatışması ile ilgili meselede şüphe farklı düzeylerde olsa da her iki halkı da ele geçirmiştir. Elbette Filistinlilerin acıları ve 71 yıldır kanayan yaraları ile İsraillilerin endişeleri ve gelecekte güvenliklerini sağlama konusundaki korkuları arasındaki uçurum büyüktür. Diğer yandan Başkan Donald Trump yönetimi de ne kendisine ne de bölgedeki müttefiklerine; bölgede barışın temellerini atma girişiminin geçmiş ABD yönetimlerinin girişimlerinden gerçekten de daha güvenilir olduğunu göstermek ve tarafların güvenini arttırmak konusunda hiç yardımcı olmamıştır.

Örneğin; Filistinliler ve genel olarak Araplar, Washington’daki Filistin temsilciliğinin kapatılmasının Beyaz Saray ile Filistin halkının uluslararası alanda tanınmış liderliği ile ilişkileri kolaylaştıracağına nasıl ikna edilebilir? Bundan daha derin, önemli hatta tehlikeli olan; sadece Filistin, Arap ya da Müslümanlar açısından değil genel olarak ABD’nin Kudüs’ün aşırı sağcı İsrailli liderlerin sadece Yahudilere ait bir devlet olarak görmek istedikleri bir devletin “ebedi birleşik başkenti” olarak tanımakta acele etmesinin adil bir barışa ulaşmayı hızlandıracağı kime mantıklı gelebilir?

Yüzyılın Anlaşması adı verilen projenin hazırlayıcısı ve ardından da müdürü olan Jared Kushner, Filistinlilerin bağımsız bir devlete sahip olma haklarını kabul etti. Bunun için kendisine teşekkür ediyoruz. Ama hemen ardından Filistinlilerin kendi kendilerini yönetme yeteneklerini sorguladı. Buna ise hakkı yoktur. Çünkü aralarındaki bütün sorunlara rağmen Filistinliler kendi kendilerini nasıl yöneteceklerini belirleyebilirler.

Son olarak; Manama çalıştayının sonuçları bir yana kendisinin ne ilk ne de son olmadığını, asıl sorunun katılanlar ya da boykot edenler olsa da düzenlenmesi olmadığını belirtmeliyiz. Asıl sorun; temel olarak barışa ulaşılmasını engelleyen her şeyi bir kenara bırakıp koşulsuz ve adil bir barış yolunda hatırlamaya değer hiçbir ilerleme kaydetmeden harcanan zamandır. Pusula kayıp oldukça; temelde kendisini ortaya çıkaranların torunlarından hiç kimsenin gerçekten de kapsamlı ve adil bir barış temelinde çözülmesini istemiyormuş gibi göründüğü trajedinin taraflarının daha fazla kaybolmasına neden olacak yol haritalarından bir fayda ummak da beyhudedir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya