Rol ile itiraz arasında Ammar el-Hekim

Rol ile itiraz arasında Ammar el-Hekim

Çarşamba, 26 Haziran, 2019 - 09:30
Ulusal Hikmet Akımı Lideri Ammar el-Hekim bir kez daha Irak’taki egemen siyasi sınıfa sert bir darbe yöneltti. İktidardan elde ettikleri ganimet ve kazançlara sıkı sıkı tutunan siyasal Şii akımın genel bağlamından bir kez daha ayrılarak hikmetli bir şekilde “Hikmet Akımı”nın uzlaşmacı demokrasiden temsili demokrasiye esnek geçişi ve egemen çoğunluk ile muhalif azınlık denkleminin benimsenmesini kabul ettiğini deklare etti. El-Hekim’in bu adımı, rakiplerinden önce müttefiklerini zor durumda bıraktı. El-Hekim ayrıca özellikle anayasal siyasi muhalefetin saflarına geçme konusundaki son kararı doğrultusunda Islah ve İmar Koalisyonu’ndan ayrılma kararı da aldı. Bu da onları, yani “Islah Koalisyonu”ndaki –müttefiklerini- bir yandan öfkeli ve dargın sokak ile bağlantılarını koruyacak diğer yandan da hükümette elde ettikleri kazanımları muhafaza edecek yeni bir yaklaşım arayışına girmek zorunda bıraktı.

El-Hekim’in bu kararının arkasındaki neden ise kabinenin iki egemen gücü olan Sairun Bloğu ile Fetih Koalisyonu’nın şartları ile kuşatılması ve bunun “Islah” ile “Bina” koalisyonları gibi diğer oluşumların engellenmesine ve gerilemesine yol açmasının ardından hükümetin anayasal bağlamlar dışında yönetilmesinin artık mümkün olmamasıdır. Nitekim bu durum son olarak Fetih Koalisyonu (Haşdi Şabi) ve Sairun Bloğu’nun (Sadr Hareketi) “yerleştirme anlaşması” adıyla anılmaya başlanan yasa tasarısını geçirme çabaları ile daha belirgin bir hale gelmiştir. Bu anlaşma, aralarında güvenlik kurumları, bağımsız kuruluşlar ile bakan yardımcılığı ve üst düzey müdürlüklerin bulunduğu hassas mevkilere yapılacak 450 memur atamasını içermektedir.

Anlaşma ayrıca devlet idarelerindeki 4 binin üzerindeki önemli mevkiinin bu 2 güç arasında paylaştırılmasını da kapsamaktadır. Bu da dini otoriteyi kızdırarak14 Haziran’da uyarıcı bir açıklama yayınlamasına ve Adil Abdulmehdi hükümeti konusundaki sessizliğini bozmasına yol açmıştır. Dini otorite, hükümetteki siyasi oluşumları kamu hizmetlerinin iyileştirilememesi konusunda sürekli yaşanan başarısızlıklardan sorumlu tuttu. Ayrıca “Yetki sahibi taraflar arasında  –bazen gizli bazen de açıktan- yeniden gündeme gelen anlaşmazlıktan, eski mevkilerini korumak isteyen güçler ve DAEŞ ile savaş döneminde ortaya çıkan, varlığını güçlendirmek ve belirli kazanımlar elde etmek isteyen diğer güçler arasındaki çatışmanın büyümesine” dikkat çekti. “Makam ve mevki kavgalarının –bilhassa Savunma ve İçişleri bakanlıkları ile ilgili- ve iğrenç kota sisteminin halen hükümetin kurulmasını engellemesinden, devlet kurumlarında yayılmış olan yolsuzluğun azaltılması ve sorumlu kişilerden hesap sorulması için hala açık ve pratik adımlar atılmamış olmasından” duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.

El-Hekim hiç şüphesiz dini otoritenin bu açıklamasından gereken anlamı çıkarmış görünüyor. Bu nedenle Basra yazından bile daha sıcak ve Basra’dan önce hükümeti yıkacak fitili ateşleyecek olan yaz mevsiminde, ufukta görülmeye başlayan hükümet ile dini otorite ve hükümet ve sokak arasındaki krizden uzak durma kararı almış görünmektedir.

Rakiplerine ve sınırın ardındaki destekçilerine yönelik Ammar El-Hekim yeni siyasi hayatının başlangıcından bu yana üç affedilemez siyasi kabahat işlemiştir. Şok edici bir cesaretle “Yüksek Konsey” çatısı altından ayrılmış, başarısızlığın bütün yükünü değişmesi mümkün olmayan eski muhafızların omuzlarına yükleyerek siyasi ve sosyal bilinci ile modern Irak tarihindeki birçok temel aşamayı aşmayı başaran genç neslin yanında yer aldığını deklare etmiştir. Irak tarihinin en önemli sorunlarından olan “Baas” ve “dışlama”  sorunlarını aşan gençler aynı şekilde mezhep merkezli söylemlerden kurtulmayı ve çoğulcu ulusal ortama uyum sağlamayı başararak 2003 sonrası rejim sorununu da çözmeye yaklaşmışlardır.

İkinci kabahat; El-Hekim ile “Hikmet Akımı”nın hükümete isyan etmeyi seçmeleri ve bilerek ona katılmamalarıdır. Bu nedenle El-Hekim, hükümeti zayıflatmak istemekle suçlandı.

Üçüncü ve en tehlikeli kabahati ise rakiplerinin ya da “düşman kardeşlerin” kenetlenme ve “Şii uzlaşısı” adını verdikleri şeyin dışına çıkılmaması gerektiğini düşündükleri bir dönemde muhalif saflara katılma kararı almasıdır. Nitekim Irak İslam Yüksek Konseyi liderlerinden Seyyid Sadreddin Kabanci, cuma günkü hutbesinde konuya dair unları söyledi:

“Muhalefet etmek yasal bir haktır ama hükümeti düşüremez. Aynı şekilde muhalafetin vatanseverliğini kanıtlaması ve ABD-Suudi Arabistan projesi ile aynı safta yer almaktan kaçınması gerekir.”

Ammar El-Hekim’den daha önce hiç olmadığı kadar; düşünce, inanç ve politik olarak kendisinden farklı ama vatanseverlikte aynı olduğu akımlar ile ilişkilerinde ve iş birliğinde daha fazla kapsayıcı ve esnek olması beklenmektedir. Öfkeli ve düş kırıklığı yaşayan bu yeni kuşağın, taleplerini anlamasına yardımcı olacak ortak bir dil bulamadığı için politik ve dini sınıf ile siyasi partileri boykot kararını göz önüne alarak daha uyumlu olmalıdır. Meclisteki sandalye sayısının kendisine getirdiği sınırlamadan kurtulması ve Irak siyasi hayatındaki varlığının boyutu değil rolü ile bağlantılı hale gelmesinin ardından Ammar El-Hekim ve Hikmet Akımı’nın önünde otorite ve halk arasındaki engelleri kaldırması, uzun vadeli bir dikey değişim fırsatını temsil eden orta sınıfın meşru talepleri ile ilgilenmesi için bir fırsat bulunmaktadır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya