Kudüs Toplantısı!

Kudüs Toplantısı!

Çarşamba, 26 Haziran, 2019 - 09:00
Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü
Bu yazıyı yazarken, 24 Haziran'da yapılması planlanan Kudüs toplantısı henüz yapılmamıştı. Toplantıya dair herhangi bir bilgi de sızdırılmamıştı. Toplantının gerçekleştirilip –muhtemel olan budur- gerçekleştirilmediğine bakılmaksızın, ilan edilmiş yönleri, benzeri görülmemiş bir örnekliğe sahip. Zira toplantı başka bir yerde değil Kudüs’te gerçekleşiyor ve önceden hazırlığı yapılan üçlü güvenlik zirvesine ABD, Rusya Federasyonu ve İsrail devletinin ulusal güvenlik danışmanları katılıyor; John Bolton, Nikolay Patrushev ve Meir Ben Shabbat. Toplantının yapıldığı yer, Ortadoğu’yu ilgilendiren bir zirvenin yapıldığını gösteriyor.

İsrail’in başkenti olarak ilan edilmesinin meşruiyetinin tartışıldığı bir dönemde Kudüs’te yapılıyor. Katılımcıların buradan yola çıkarak vermek istediği mesaj ise, ‘Kudüs meselesi ve belki de Filistin davası artık ikincil bir mesele olmuştur’, aksi takdirde söz konusu zirve iki süper güçten birinde (ABD ve Rusya) ya da tarafsız bir Avrupa şehrinde (örneğin Cenevre) veya tarafsız olmayan bir şehirde (örneğin Roma) yapılırdı. Üçlü güvenlik toplantısında sadece Suriye'deki krizin çözümüne dair önerilerin masaya yatırılması bekleniyor.

Zira başka bir konu gündeme gelmedi. Toplantının, bir yandan İran ile ABD arasında, diğer yandan İran ile Arap Körfez Devletleri arasında şiddetli bir uluslararası ve bölgesel kriz varken yapılması dikkat çekicidir. Ayrıca Suriye iç savaşı halen İdlib’te tüm şiddetiyle devam ediyor. Aynı zamanda toplantı, ABD’nin, "Hilafet Devleti"nin yıkılmasından sonra terörle savaşı kazandığını ve ardından bölgeden çekilme kararlılığını ilan etmesinin ardından gerçekleşti.

Rusya, İran ve İsrail arasındaki askeri operasyonları iki tarafın birbirinden yaklaşık 100 kilometre uzakta olacak şekilde düzenlemeyi başardıysa, ABD ile arasındaki hava operasyonlarını, istenmeyen veya kasıtlı hatalar yapılmayacak şekilde koordine etmeyi başardıysa, bu toplantı neden yapıldı?

İlk bakışta akla gelen, toplantıda "güvenlik" meselesi temel nitelik olarak gündeme gelmiş ise de askeri operasyonlar arasındaki koordinasyonun konuşulmayacağı anlamına gelmiyor, ancak temel mesele güvenlik olacaktır, aksi takdirde ulusal güvenlik danışmanları değil orduların temsilcileri katılırdı.

Bölgede olup bitenler hakkındaki bilgiler de zirvenin temel meselesi olmayacaktır, aksi takdirde katılımcılar istihbarat servislerinin liderleri olurdu. Yorumlar genellikle bu zirvenin stratejik bir nitelikte olacağı yönündedir. Ünlü Sykes-Picot anlaşmasına yakın bir sonucun ortaya çıkması bekleniyor. Suriye'nin kaderi üzerinde bir uzlaşı olabilir. Bölünmesi şeklinde bir sonuç beklenmiyor, ancak etki alanlarının dağılımı yapılabilir.

Önceden İngiltere ve Fransa arasında paylaşılmıştı, bu sefer Moskova ve Washington arasında paylaşılacak. Bağdat’ta söz sahibi ABD idi, Şam’da ise onun yerini Rusya Federasyonu alacaktır. Elbette, Beşşar Esed’in Şam’da iktidarda kalması, üzerinde uzlaşma sağlanan konulardan biri olarak zikrediliyor, ancak soru şu: Beşşar ne derece bağımsız olabilir? Beşşar Esed, Tahran'daki mollalardan ve Beyrut'taki Hizbullah'tan bağımsız hareket edebilir mi?

Moskova daha önce İsrail ile İran arasındaki askeri ilişkileri ve askeri konuşlanmayı düzene koymuş ise, İran'ı vurmak istediği bilinen Bolton tarafından temsil edilen ABD’ye neden ihtiyaç duyuldu?

Donald Trump değil, Putin tarafından ortaya konulan düzenlemelere müdahale edecek midir?!

Gördüğümüz gibi, olanları anlamak mümkün değil, ancak olan da bu. Bazı analistler, zirvenin bu dönemde yapılmasının uluslararası ilişkiler açısından tuhaf olduğuna inanıyor.

Zira Pekin’in Moskova ile diplomatik ilişkileri zirveye çıkardığı bir dönemdeyiz, Xi Jinping Putin’e farklı özelliklere sahip erkek ve dişi iki nadir panda hediye etti. Pekin ve Moskova, ABD yaptırımlarına maruz kalmış başkentler… Rusya siyasi olarak Ukrayna ve Kırım'dan dolayı ABD tarafından suçlanan bir ülke… Her iki açıdan da ABD’nin karşıt duruşu söz konusu… Richard Nixon Pekin’e gittiğinde Moskova’daki Komünist yoldaşlarından uzak tutmak için Mao Zedong’la bir araya gelmişti. Şu anda iki başkenti birbirinden ayırmayı gerektiren bir durumdan bahsedemeyiz.

Bir zamanlar Henry Kissinger, Mao odaya girdiğinde, dünyanın merkezinin onun hareket ettiği yöne doğru hareket ettiğini hissettiğini söylemişti. Şimdi dünya artık o dünya değil, zaman da aynı zaman değil. Kudüs zirvesi mutlaka bir yerde bir bölünmeyi, diğer yerde bir koalisyonu zaruri kılmıyor. Ortadoğu’da olup bitenle Çin’in çok fazla ilgilendiği yok, ne bir ordu gönderdi, ne de bir mermi attı, sadece ticari ilişkileri var, İsrailliler, Araplar ve Perslerle iyi geçinmeye devam ediyor.

Kudüs toplantısı türünün ilk örneğidir, büyük anlaşmazlıklar ortaya çıkmadan önce ilişkileri düzenlemek için yapılmış bir toplantı olabilir, ya da sırf bir İsrail çabası olarak nitelenebilir, iletişim kanalları yaratmak istiyordur, sonradan bu kanalları bizzat kendisi zayıflatacaktır. İsrail’in, İran’ın nükleer kabiliyetlerini vurma tehditlerini yeniden savurmaya başlamasının bir sonucu olabilir bu toplantı.

İran ile Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri (5 + 1) arasındaki nükleer silahların geliştirilmesini sınırlayan nükleer anlaşma bir süredir gündemden düşmüştü. İran ile ABD arasında siyasi ve askeri araçlarla oluşan mevcut gerilim, İran'ın nükleer yeteneklerini bir kez daha gündeme taşımış oldu. Bir yandan Amerika diğer yandan Batı müttefikleri konuya yeniden işaret etmeye başladılar.

İran'ın bakış açısına göre, eğer ABD müzakerelerde en başa dönmek istiyorsa, İran'ın nükleer inşaatının durduğu ve yeniden yapılanmanın gündeme geldiği noktaya geri dönmesi gerekir. İsrail için ise, ulusal güvenlik formülasyonu, İran'ın nükleer programının yeniden başlatılmasını, görmezden gelinmesi mümkün olmayan kırmızı bir çizgi haline getiriyor. İsrail’in İran’a ekonomik yaptırımlar uygulama kabiliyeti pek fazla yok. Aslında, nükleer programın eklem halkalarını vurmak için eski bir planı var. Belki de bunun için bir fırsat kolluyordur.

Ancak tüm bunlar "Kudüs toplantısını" Suriye etrafında değil, İran etrafında dönmesini sağlar. Zirve gerçekten de siyasi, diplomatik ve askeri hamlelerin iç içe geçtiği Ortadoğu için mi yapıldı?

Her ne kadar Amerika bölgeden çekilmiş olsa da, bir şekilde geri dönmüş oldu. Rusya nükleer anlaşmanın bir üyesi olsa da, Suriye’de Beşşar Esed’i ayakta tutan askeri bir dayanak haline geldi.

ABD ile İran arasında durup, her iki tarafın çatışma çukuruna düşmesini engelleyebilecek tek ülke Almanya veya Japonya değil Rusya’dır.

Tüm bu parametreler anlaşılmaz ise, endişelenme, çünkü öncelikle Ortadoğu'dasın.

Gazeteyi değil bölgeyi kastediyorum.

Her halükarda, Kudüs toplantısının sırrı ortaya çıkacaktır.

Gerçek şu ki, artık “Sykes-Picot” çağında değiliz!

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya