İran’a karşı sabrın sınırı

İran’a karşı sabrın sınırı

Salı, 25 Haziran, 2019 - 08:00
İran’ın provokasyonlarına ve kışkırtmalarına verilecek en iyi tepkinin hala askeri bir saldırı değil de daha fazla ekonomik yaptırım olduğunu düşünüyorum.

Bu sığ bir düşünce değildir. Bilakis İran’ın bütün düşmanca eylemlerinin kendisine uygulanan ekonomik yaptırımların özellikle de ABD yönetiminin petrol gelirlerini sıfırlama kararının etkilerinden kaynaklandığı gerekçesine dayanan derin bir düşüncedir. Daha doğrusu eğer amaç İran rejimine zarar vermekse doğru yoldayız.

ABD ve büyük Körfez ülkeleri savunma teknolojilerini kullanarak konumlarını güvence altına alabilirler. İran ya da vekilleri, Suudi Arabistan ve şehirlerine özellikle de 2 gün önce hedef alınan Abha şehrine roket saldırıları düzenlemeyi, Umman Denizi ve Hürmüz Boğazı’nda seyrüseferi hedef almayı başarsalar da en büyük meydan okuma ve gerçek savaş, her bir tarafın diğerine karşı etkisine yönelik kendine hakim olma gücüdür. Şu ana kadar ABD, Suudi Arabistan ve BAE’nin bütün kayıpları, bazıları suçsuz sivillere zarar vermiş olsa da askeri bir operasyonu başlatacak kadar değildir.

Aynı şekilde iddia edildiği gibi Trump’ın geçtiğimiz hafta İran’a yönelik askeri saldırıdan sadece 10 dakika önce vazgeçtiğini de düşünmüyorum. Washington ne yaptığını iyi bilmekte ve beklenen askeri saldırı ile arasındaki mesafeyi çok iyi hesaplamaktadır.

Başkan Trump korkuya kapılmamıştır. Tahran’ın insansız hava aracını düşürmesinin ardından Trump yönetiminin olumsuz tutumu karşısında şok olanlar sınırlı da olsa askeri bir saldırı ile İran’ı cezalandırma hevesine kapıldılar. Fakat İran’daki faşist teokratik rejim aslında 40 yıl önce kuruluşundan bu yana hiçbir zaman bugün olduğu kadar zarar görmemiş, içeride yıpranmamış ve silahlı kolları zayıflayıp gerilememiştir. Trump’ın yaptığı da bir savaş başlatıp kayıplar vermek yerine kendisine var gücüyle baskı uygulamaktır.

Bu noktada sorulması gereken soru ise şudur:

Durmamız ve askeri saldırının artık kaçınılmaz bir öncelik olduğunu söylememiz gereken sınır neresidir?

Halihazırda bu sınırın uzak olduğunu düşünüyorum. Sadece güçlü görünmek için İran’ın yakalamış olduğumuz zayıf noktasına baskı yapmaktan neden vazgeçelim? Nitekim tarihsel açıdan birçok önemli devlet, Kartaca ve Bağdat’ın başına gelenler gibi büyük şehirlerinin kuşatılması ile düşmüştür. Kuşatmaların biçimsel askeri operasyonlar olduğu doğrudur, ama gücünün özünü kuşatma altındaki güçlü ve sağlam kalelere gıda ve ilaç girişini engellemek oluşturmaktadır.

Diğer yandan, neden her gün İran’ın bize yönelik kışkırtma ve provokasyonlarını bekleyelim? Humeyni rejiminin bölgeye yönelik karmaşık hesaplarının tamamında nispeten kolay, kırılgan ve çözüme erdirilebilecek bir bölge vardır, o da Yemen’dir. Yemen’deki denklem kolay: Meşru hükümet ile darbeciler. Yemen’de kendisine bir sığınak bulan El Kaide örgütü bile Yemen'de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun kendisine yönelttiği askeri darbeler ile güç denkleminden çıkmıştır.

Yemen’de durum karmaşık ve Irak ile Suriye’de olduğu gibi çok taraflı değildir. Bunun yanında meşruiyet, 2216 sayılı BM kararı ile Stockholm Anlaşması ile desteklenmektedir. Suudi Arabistan’ın güneyinin güvence altına alınması, kötülüklerin kapısını kapatacaktır.

Yemen, bugün, her zamankinden daha fazla sadece Körfez değil Arap bölgesinde bir istikrar faktörünü temsil etmektedir. Yemen, İran’ın deniz trafiğini etkileme gücü ile bağlantılı olduğu ve İran’ın Yemen’deki vekili Husi milisler, yüzlerce füze ve İHA ile Suudi Arabistan’a baskı yaptığı için çok önemlidir. Ayrıca İran’ın Yemen’de balistik füze programını geliştirerek uluslararası hukuku ihlal ettiği kanıtlanmıştır.

BM’nin Husilere yönelik gevşek tutumu, artık tahammül sınırını aşmıştır. Düşünebiliyor musunuz BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Yemen Cumhurbaşkanı’nın kendisine gönderdiği mektuba yanıt olarak gönderdiği mesajında, BM’nin meşruiyetin temsilcisi olarak onu gördüğü konusunda Yemen Devlet Başkanı’nı temin etmektedir. Acaba BM, bunca yıldır kendisini ne olarak görüyordu?

BM Yemen’deki siyasi rolünde başarısız olduğunu tekrar tekrar kanıtlamıştır. Bu durum, yalnızca İran’ın Yemen’deki nüfuzunu sona erdirmek ve önemli bir cepheyi kurtarmak için başta ABD olmak üzere büyük güçlerin ciddi bir şekilde harekete geçmesi ile değişecektir. Nitekim Başkan Trump, dün, İran’a daha fazla yaptırım uygulama kararı aldı. Bu yaptırımların yol açacağı acının karşılığını ise dozajı artacak olan düşmanca eylemlerde göreceğiz.

İran bir yandan acıdan feryat ederken, diğer yandan da etrafındaki her şeyi yıkmaktadır. Daha fazla yaptırım ile kendisini zayıflatmak ve Yemen’i intihar bombacısı (kamikaze) rolünü oynayan vekilinden temizlemek, Körfez bölgesinde yeni bir durumun dayatılmasını sağlayacaktır. Bu, Tahran’ın bütün Arap bölgesindeki nüfuz bölgelerine kadar uzanacaktır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya