Ekonomik yaptırımlar generali: Trump

Ekonomik yaptırımlar generali: Trump

Pazartesi, 24 Haziran, 2019 - 08:15
Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
ABD Başkanı Donald Trump; İran’ın ABD’ye ait insansız hava aracını vurmasına nasıl bir karşılık verileceğini görüşmek için kurmaylarıyla bir araya geldiğinde dünya nefesini tuttu. Dünya endişelenmekte haklıydı çünkü bu hadiseden önce de petrol tankerlerini ve sivil noktaları hedef alan doğrudan ya da dolaylı girişimler ve provokasyonlar yaşanmıştı. İran’ın “stratejik sabır” politikasından uzaklaşıp krizi uçurumun eşiğine getirmeyi seçtiği açıktı.

Bunun yanında karar, nasıl bir tepki göstereceklerinin önceden tahmin edilmesi zor olan adamın elinde olduğunda gözlemciler endişelenmekte haklıdır. Bunlardan birincisi Trump ki kendisi fırtınalar ile nasıl başa çıkacağı önceden tahmin edilmesi zor bir kaptandır. Danışmanlarını ve onlarla birlikte bütün dünyayı şaşırtma konusunda eşsiz bir yeteneğe sahiptir. İkincisi ise özellikle bu dönemde kendisi ve ülkesinin imajını korumak konusunda toleranslı olması zor olan İran Dini Lideri Ali Hamaney’dir.

Bu ilginç toplantıda neler yaşandığına dair ayrıntılar artık belirsiz değil. Dışişleri Bakanı, Ulusal Güvenlik Danışmanı ve CIA Müdürü’nün; ABD’ye karşı meydan okumasında aşmaması gereken kırmızı çizgiyi İran’a yeniden hatırlatacak bir askeri mesaj gönderilmesini destekledikleri açıktı. Buna karşılık üst düzey generallerden biri de, İran’ın bu mesaja bölgedeki provokasyon ve taciz saldırılarının kapsamını genişleterek karşılık vermesi halinde ABD’nin ne yapacağı yönünde bir soru sordu. Tarafların karşılıklı olarak birbirlerine yönelttikleri suçlamalarda dozu kaçırmaları, daha geniş bir savaşı başlatma olasılığını taşıdığı için de Başkan Trump, Tahran’a “son bir fırsat” vermek için sabır silahına başvurmayı seçti.

Bunda şaşılacak bir şey yok. Trump ne savaşta zaferler kazanma hayali kuran bir general ne de giysileri altında bir general saklayan sivildir. Beyaz Saray’ın efendisi başka bir sözlük kullanmaktadır: Anlaşma ve uzlaşma sözlüğü. Yine Trump her zaman ABD askerlerini çatışma bölgelerinden yani Suriye, Afganistan ve Irak’tan çekmeye büyük önem vermiştir.

DEAŞ’ın yenilmesinin ardından Suriye’nin doğusundan çekilme kararı, danışmanları ve Avrupalı müttefiklerini endişelendirmişti. Uygulama tarihini ertelemesi için kendisine ciddi baskılar yapmaları üzerine kendisi de sonunda bunu onaylamak zorunda kalmıştı. Trump ülkesinin bombardıman uçakları ve uçak gemilerinden başka bir silaha yani ekonomik yaptırımlar silahına sahip olduğunu düşünüyor ve bu silaha başvurmakta da tereddüt etmiyor.

Trump’ın kararı, tutumları bağlamında anlaşılabilir. Kendisi daha erken bir dönemde Tahran ile savaş istemediğini deklare etmiş ve kendisine bu yönde mesajlar göndermişti. Aynı şekilde ABD’nin uyguladığı baskıların İran rejimini düşürmek amacını taşımadığını, bunun İran’ın nükleer silah, balistik füze ve bölgesel müdahaleler meselelerindeki davranışlarını düzeltmek ile ilgili olduğu mesajını vermişti.

Trump; İran’ın tarafları savaşın eşiğine getiren uygulamalara başvurmasının, kendisine uygulanan petrol ablukasının gerçekten de canını acıttığının kesin kanıtı olarak görmektedir. Buna karşılık İran; kendisi ya da vekillerinin gerçekleştirdiği saldırılarla, kendisine karşı bir savaşta bölgedeki ABD ve müttefiklerinin çıkarlarının birden fazla cephede hedef alınacağı anlamına gelecek bir mesaj yollamıştır. Aynı şekilde petrol ihraç etmesinin engellenmesi durumunda Avrupa ve Asya’daki diğer ülkelerin Hürmüz Boğazı çıkışlı petrolden mahrum kalacakları mesajını da vermiştir. İran ayrıca nükleer anlaşmanın kendisine getirdiği yükümlülükleri askıya alacağı mesajını da gönderdi ki bu da endişe verici düzeylerde uranyum zenginleştirme çalışmalarına geri döneceği anlamına gelmektedir.

Savaşa yol açabilecek bir adım atmadan önce Trump’ın; ülkesinin Rusya ve Çin ile ilişkilerinin durumunu ve dünya ekonomisine etkileri olacak bir savaşa girişmekten kaçınan Avrupa’nın tutumunu göz önünde bulundurması gerekiyor. Trump; Avrupalılara gerilimi azaltma olasılığını araştırma, özellikle İran’ın Japonya Başbakanı Şinzo Abe’nin ziyaretini gerilimi yükselten uygulamalar ile başarısızlığa uğratmasının ardından müzakerelere dönme ihtimalini inceleme fırsatı verdi.

Belki de Trump bu şekilde; Avrupalıların İran’ı sert ve can yakıcı yaptırımlardan kurtulması için artık nükleer programını, balistik füzelerini ve vekilleri aracılığıyla istikrarı sarsma politikalarını aşan sorunlarında esneklik göstermesi gerektiğine ikna etme güçlerini sınamak istedi. Bu yüzden bir yandan İran ile çatışmayı Güvenlik Konseyi’ne taşırken diğer yandan eş zamanlı olarak yeni yaptırım paketini deklare etti.

Geçmiş yıllarda Ortadoğu bölgesinin, süper güçlerin hesaplarındaki öneminin gerilediğine yönelik çok şey yazıldı ve çizildi. Birçok yetkili ve analist; yer altı kaynakları ve çatışmalar yönünden zengin olan bu bölgenin, büyük ülkelerin stratejilerinde artık birinci sırada yer almadığını vurguladı. ABD’nin yükselen Asya kükremesinin gücünü hissettiği ve hızlı bir şekilde yükselen Çin devini çevrelemek için gücünü bu bölgeye odaklayacağı söylendi. Hatta bazıları; petrol akışı tehdit altında olmadığı ve İsrail’in askeri üstünlüğü güvence altında olduğu için ABD’nin Ortadoğu’nun polisi olma görevinden istifa edeceğinden bahsetti.

Barack Obama’nın takip ettiği politika da bunu ve ABD’nin Ortadoğu denilen kor parçasını artık daha fazla elinde tutmak istemediğini açıkça ortaya çıkarmıştı. Bu ruhsal durum ile ABD güçleri Irak’tan çekildi ve İran ile nükleer anlaşma imzalandı. ABD’nin Rusya’nın başka denizlerdeki hareketlenmelerine ve Mao’nun ülkesi Çin’in güç gösterileri ile meşgul olmak zorunda kalmasının ardından bölgeye filolar gönderme zamanının sona erdiği sonucuna ulaşanlar oldu.

Ama birdenbire, Ortadoğu’nun hala çok yüksek bir cazibesinin olduğu, büyük güçleri tekrar sularına ve topraklarına çekmeye yetecek tehlikeler ve bölünmelere sahip olduğu anlaşıldı. Hikâye; DEAŞ’ın ses getiren çıkışı ile başladı ve bölgede İran gerilim santralinin yeniden aktif olması ile tamamlandı. İşte bir kez daha Körfez topraklarında ve sularında konuşlanmış ABD güçlerini ve kendisine uzun bir müddet kalma izni veren anlaşmalara dayanarak Suriye’de konuşlanmış Rus ordusunu görüyoruz.

Bütün yazılanlara rağmen Trump yönetimi kendisini korkunç Ortadoğu’da büyük bir sınav ile karşı karşıya bulmuştur. İran petrol fiyatlarını yükselterek dünya ekonomisini tehdit etme ve Trump’ın ikinci başkanlık şansını geriletmeye çalışırken Trump ise İran’ı Barack Obama’ya vermeyi reddettiği tavizleri kendisine vermeye zorlamak için ekonomik yaptırımların etkilerine güvenmektedir. Bu hafta Osaka’da düzenlenecek olan G20 Zirvesi kapsamında İran ile ilgili gerçekleştirilecek görüşmeler ise çok önemlidir. Çünkü bir krizin ortasındayız ve kendisi ile ilgili tahminlerde bulunmak çok zor. Ama Devrim Muhafızları generalleri, ekonomik yaptırımlar generali Donald Trump’a karşı gerilimi tırmandırmayı sürdürmenin zor olacağı sonucuna ulaşabilir. İran ekonomisinin temellerini sarsmak Dini Lider’in ülkesi için füze platformlarını ve radarları bombalamak, köprüleri yıkmaktan daha tehlikelidir. Nitekim Sovyetler Birliği de baştan aşağı silahlıydı ama ABD’ye tek bir kurşun bile atamadan tarih sahnesinden çekildi.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya