İran’ın savaş meydanı Irak!

İran’ın savaş meydanı Irak!

Cumartesi, 22 Haziran, 2019 - 14:30
AFP
Londra/Şarku’l Avsat
İran rejimi bütün ihtimalleri değerlendiriyor, yada kendileri böyle düşünüyor. Hatta onlar, bu fikrin masum devrim Rehberi’nin asla hata yapmayacağını düşünen destekçileri arasında da yayılması için çalışıyor. Bölgemizde tırmanan gerginliğin ve çatışmaların birinci dereceden sebebi İran’ın Arap ülkelerinin içişlerine müdahale etmesidir. İranlılar ABD ile askeri çarpışmayı ve karşılaşabilecekleri en kötü senaryoları hesap ediyorlar. Doğrudur, gözlemciler ufukta bir ABD-İran savaşı beklemiyor olabilirler. Fakat daha da doğru olan bir şey varsa o da gerginliğin had safhada olduğu gerçeği.

Yapılan provokasyonlar, sabır testleri, tüm hızıyla süren psikolojik savaş… Daha da doğru olan bir şey varsa o da gözlemcilerin Ortadoğu’daki beklentilerinin her zaman beklenmedik bir şekilde sonuçlandığı gerçeğidir. Eski Arapların bir söz vardır; “Savaşın başı söz iledir.”

İranlılar, ABD ile çarpışmanın artısını eksisini hesap ediyor ve en kötü senaryo olarak nükleer silahların bulunduğu bölgelerin hedef alınabileceğini değerlendiriyorlar. Hesapları arasında ülkelerinin doğrudan hedef alınması bulunmuyor. En azından yakın gelecekte. Bu sebeple İranlılar, ABD ile çıkacak olası bir çarpışma için zemin etüdü yapıyorlar.

İran’ın herhangi bir Körfez ülkesine saldıracağını zannetmiyorum. Özellikle de çatışmaların ilk safhasında. Çünkü bu İran’ın batı sahilindeki ve Körfez’deki komşularına topyekûn savaş açması demek olur. Bu da İran’ın uluslararası arenada daha da yalnızlaşması ve hatta belki de daha çok ülkenin karşısında toplanmasıyla sonuçlanabilir. Dahası Körfez ülkelerindeki en önemli detay, buralarda açık bir şekilde İran’la bağlantısı olan ve ona vekâleten savaşacak Şii milislerin olmayışıdır.

İran, Suudi Arabistan’a saldırmayacaktır. Suudi Arabistan’ı hedef almak pikniğe gitmek gibi kolay değil. Kendisine karşı düşmanlıklarla sonuçlanabilir. Eğer İran’ın uzun menzilli füzeleri varsa Suudi Arabistan’ın elinde ondan da uzun menzilli ‘Riyah Şark’ füzeleri, gökyüzünde tam hâkimiyet sağlayabilecek savaş uçakları var. Ayrıca Suudi Arabistan'da ABD'ye ait askeri üs bulunmuyor. Suudi Arabistan’ı vurmak demek, geriye kalan Körfez ülkelerini karşısına almak demektir. Muhtemelen bu savaşta Mısır, Arap ve İslam ülkeleri Suudi Arabistan’ın yanında savaşa girecektir.

ABD’nin saldırması halinde İran, Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) de hedef alamaz. BAE’nin gelişmiş hava gücünün yanı sıra son 7 yıldır sıkı bir savaş eğitiminden geçen ordusu bulunuyor. BAE’yi vurmasının Suudi Arabistan’ı, Bahreyn’i, Kuveyt’i vurması demek olduğunu söylememe bile gerek yok. Aynı durum Bahreyn için de geçerli. Bahreyn’i vurmak hem kalan Körfez ülkelerini hem de ABD’nin Bahreyn’de konuşlu 5. Filosunu karşısına almak demek olacaktır.

İran’ın Kuveyt’i hedef almasını da uzak bir ihtimal olarak değerlendiriyorum. Geçtiğimiz yıllarda Kuveyt’in ülkedeki İranlı casusları tespit etmesi ve Tahran’daki büyükelçisini geri çekmesinin ardından iki ülke arasında yaşanan gerilime rağmen İran, Kuveyt’in orta yolu bulan rolünden istifade etmek için onu çatışmadan uzak tutmak isteyecektir. Herhangi bir çatışmanın patlak vermesi halinde, Allah korusun, çatışmaların sona ermesi için arabuluculuk rolü için Kuveyt’e başvurabilir. Bu değerlendirmemi destekleyecek olan gelişme olarak, Kuveyt Emiri Sabah el-Ahmed el-Cabir el-Sabah’ın bölgede tırmanan gerginliğin yatıştırılması hedefiyle Bağdat’a yaptığı ziyareti gösterebilirim.

Aynı şekilde İran’ın, Katar’ı da hedef alacağını sanmıyorum. ABD’nin, Katar’daki üsleri ve özellikle ambargo dönemi sonrası iki ülke arasındaki iyi ilişkileri dikkate alırsak böyle bir ihtimali de uzak buluyorum. Hem İran, Katar’ı Batı Körfez sahillerindeki ayağı olarak görüyor. Ayrıca iki ülkenin de bölgedeki doğalgaz yataklarını paylaştığı gerçeği var. Aynı zamanda Umman’ın da hedef alınacağını zannetmem. Zira herkesin de bildiği üzere Umman, Ortadoğu’daki çatışmalarda tamamen bağımsız bir siyaset güdüyor.

O halde İran’ın ABD ile çarpışmak için seçtiği meydan Irak olacaktır. Irak’ta bulunan Haşdi Şabi örgütü genel itibarıyla silahlandırılan, eğitilen ve siyasi olarak Velayet-i Fakih üzere hizipleştirilen gruplara sahip. Tahran’a olan sadakatini gizleme gereksinimi duymaksızın utanmadan açık açık bu siyasetini gösteriyor örgüt. Haşdi Şabi vekâlet güçleri aracılığıyla saldırganlık politikası yürütüyor. Savaşın bu meydanda gerçekleşeceğine dair şimdiye kadar birçok işaret verildi. Son olarak geçtiğimiz Çarşamba Irak’ın Basra kentinde Batı’ya ait petrol şirketlerinin bulunduğu bölgeye ve Musul’daki ABD Askeri Üssü’ne yönelik saldırılar bu yönde verilmiş birer mesajdı.

Irak’ı, Mekke bildirgesine karşı çıkması sonrasında attığım tweette ‘tek taraflı’ olmakla suçlamıştım. Hata yapmışım. Zira bunun İran’ın baskısı sonucu olduğunu düşünmüştüm. Ancak şu an bunun, İran ve ABD arasında çıkacak muhtemel çatışmada tarafsız kalmak için atılmış umutsuz bir adım olduğunu görüyorum. Ancak iş işten geçti. Bağdat’ın kararı Tahran’da verildi.

*Kuveyt eski Enformasyon Bakanı Dr. Saad Bin Tefla’nın Independent Arabia’da yayınlanan analizi

Editörün Seçimi

Multimedya