Savaşsız Zafer

Savaşsız Zafer

Cumartesi, 22 Haziran, 2019 - 12:00

Her ABD başkanı, içeride ve dışarıda kendi yöntem ve metoduna sahip politik bir ekolü temsil ediyor. ABD’nin siyasi rejimi, tamamen ataerkil bir karaktere sahiptir. Fakat bu, başkanın değil partinin ataerkilliğidir. Karşılıklı olarak iktidara geçen iki parti, ülkenin birlik ve bütünlüğünün sağlanmasından bu yana üçüncü bir siyasi oluşumun çekişmeye girmediği, iki kadim partidir. Her iki parti de kendine özgü genel bir eğilime sahiptir. Fakat aralarında ortak payda mevcuttur. Ortak paydanın temelinde ise ABD’nin dünya liderliğini sürdürmek ve içeride Amerikan vatandaşlarının refahını muhafaza etmek vardır. Yüzölçümünden, ekonomik büyüklüğünden, dünyanın birçok bölgesinde askeri üslerinin varlığından ve NATO’ya öncülük etmesinden dolayı bu durum, ABD’ye karmaşık stratejik hesaplar yürütmesini dikte ediyor. Bu da ABD’nin uluslararası güçlerle temas halinde olmasına, siyasi, askeri ve ticari bir çatışmaya girmesine yol açıyor.

ABD'ye, modern tarihin belirli dönemlerinde şiddetli zorluklarla karşı karşıya kalan şahsiyetler başkanlık etti. Cumhuriyetçi Başkan Dwight D. Eisenhower, İkinci Dünya Savaşı’nda kritik süreci yöneten komutandı. Müttefik kuvvetleri Normandiya’dan Berlin’e sevk etti. Eisenhower, başkanlık koltuğuna geçtiğinden ve İngiltere’nin Bağdat Paktı ile CENTO’yu desteklediğinden beri komünist blokla Soğuk Savaş'a girdi.

Yaşam ve barış yanlısı sakin genç Demokratik Başkan John F. Kennedy, “Küba Füze Krizi” olarak bilinen siyasi ve askeri çatışmada Sovyetler Birliği’yle karşı karşıya geldi. Dünya, insanlık tarihinde iki nükleer dev arasında en tehlikeli çatışmanın geri sayımını takip ederken nefesini tuttu. Kennedy, Sovyet lider Nikita Kruşçev’le çatışma konusunda kararlıydı. Fakat Kruşçev geri adım attı ve ABD’nin arka bahçesi Küba'dan füzelerini çekti. Böylece Kennedy, askeri çatışmaya girmeden zafer kazandı.

Cumhuriyetçi Başkan Richard Nixon, uzun yıllar ABD’nin politik yaşamında yer alan en deneyimli liderlerden birisidir. Soğuk Savaş ve Sovyetler Birliği’nin öncülüğünde Doğu Bloğu’yla yarı çatışma sürecinde Nixon’un iktidarda olduğu dönem ateş çemberiydi. Vietnam Savaşı bir bataklıktı. Fakat Nixon, savaşların pek çok araç-gerece sahip olduğunu fark etti. Bu nedenle Çinli lider Mao Zedong’la el sıkışmak için Pekin’e gitti. Nixon, basit ve yanlış hesap çukuruna düştü. Bu, her zaman politikacılara eşlik eden bir lanettir. Demokratik Parti’ye yönelik casusluk skandalı, “Watergate Skandalı olarak biliniyor. Nixon, siyaset laneti ve kanun gücüyle kovularak, üzgün bir şekilde gülümseyerek Beyaz Saray’dan ayrıldı. Yerel ve uluslararası siyasi çatışmaların ardından Başkan Richard Nixon, uzun yılların tecrübesini “Savaşsız Zafer” olarak kitaplaştırdı. Kısacası Nixon, bu kitapta ABD’nin vatan toprağından uzakta askeri çatışmalara girmek için yurt dışına tek bir asker göndermeden stratejik siyasi zaferler gerçekleştirebileceğini söylüyor. Peki savaşsız zafer nasıl gerçekleştirilebilir? İki şekilde:

İlki, hedef ülkenin adını karalamak, hedef ülkeye karşı ABD ve uluslararası kamuoyunu dolduruşa getirmek, içeride ve dışarıda idari ve siyasi gücünü sarsacak şekilde hedef ülkenin halkını galeyana getirmek suretiyle.

İkincisi ise hedef ülkeye savaşın kaçınılmaz olduğunu ve tüm askeri, iktisadi ve teknik imkânlarla ABD’ye karşı zaferin imkânsız olduğunu gösterecek şekilde çok sayıda ABD ordusunu ve filosunu toplayarak savaşa hazırlanmaarak gerçekleştirilir. Bu durumda hedef ülke teslim olacak ve savaş yapılmadan zafer kazanılacaktır. Nixon, Napolyon Bonapart’ın da dediği Çin’in uyandırılmaması gereken uyuyan bir dev olduğunu dile getirdi.

ABD Başkanı Richard Nixon’ın vizyonu, ABD’nin stratejik düşüncesinde etkisini göstermeye devam eden siyasi yöntemin temelini oluşturdu. Cumhuriyetçi Başkan Ronald Reagan, uzun silahlanma yarışında Sovyetler Birliği’ni sarstı. Genç lider Gorbaçov, özgürlük ve şeffaflık çemberini genişletmenin ve açılımın komünist imparatorluğu yeniden canlandıracak iki güç olduğunu düşünüyordu. Ancak komünist devlet parçalanmaya ve yıkılmaya yüz tuttu. Böylece ABD, Richard Nixon’ın vizyonuna göre en büyük düşmanına karşı savaşmadan zafer elde etti.

Peki bugün Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump ne yapıyor? Trump, dünyanın farklı bölgelerinde geniş çaplı çatışmalara katılıyor. Trump, Venezuela’dan İrana, Çin, Hindistan, Avrupa, Meksika, Kanada, Türkiye ve Rusya’ya kadar medyanın yanı sıra askeri, ticari ve psikolojik mobil güç kullanıyor. Trump, Nixon döneminde mevcut olmayan yeni silahların ortaya çıkmasından dolayı Nixon’ın teorisine yeni taktikler eklese de bu teori varlığını korumaya devam ediyor. Bugün medya organlarının gücü arttı ve ülkeleri yöneten siyasi oluşumlar ve şahsiyetler değişti. Birçok ülkede ideolojilerin gücü azaldı ve Trump’ın küresel bir ivme kazandırdığı popülizm dalgası ortaya çıktı.

Çin’in uyanmasıyla birlikte Trump, ticari savaş cephesi açtı. Çünkü ekonomi, nükleer devin dünyada geniş alanlara saldırdığı bir silahtır. ABD, Çin mallarına gümrük tarifesini artırdı. Aynı zamanda Çin’le müzakere kapısını da araladı. Çin, dev Amerikan piyasasını korumak için pazarlık yapmak ve taviz vermek zorunda kaldı. Böylece Trump, savaşa girmeden ticari bir zafer kazandı.

ABD’ye yakın ve Tanrı’ya uzak olduğu söylenilen komşu ülke Meksika, ABD’yle birçok çatışma yaşıyor. En önemlisi de illegal göçmenler ve uyuşturucu ticaretinde yaşanıyor. Trump, iki ülke arasına yüksek bir duvar inşa etmek için Demokrat Parti’yle sürekli çatıştı. Trump, karşılıklı ticaret konusunda ABD’nin Meksika’ya verdiği imtiyazları iptal ederek komşu ülkeyle ticaret savaşına girdi. Meksika, uyuşturucu ticaretini ve göçü engellemek için askeri gücünü seferber etti.

Trump, Venezuela’ya karşı ise gözdağı derecesini yükselterek, askeri müdahalede bulunmakla tehdit etti. Çin, Rusya ve İran’ın müttefiki Nicolas Maduro’ya karşı içeride ve dışarıda kamuoyu oluşturmak için medyayı, yerel muhalefeti ve milyonların yaşadığı sıkıntıyı kullandı. Trump, Hindistan’a karşı da savaşa girdi. Zira Trump, ABD’nin yardım ve ithalat alanında Hindistan’a sunduğu ayrıcalıkları gözden geçirdi.

NATO’da ABD’nin müttefiki Türkiye’yle ilişkiler, nitelikli ve karmaşık bir savaştır. Bugün Türkiye, ABD ve Rusya arasında gidip geliyor. Fakat Trump politikasında manevralara yer yok. Türkiye, Rusya’dan S-400 füzesi satın aldığı zaman ABD, Türkiye’ye F-35 uçaklarının satışını durdurdu. ABD, Türk güçleriyle savaşan Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) desteklemekten vazgeçmedi.

ABD-İran ilişkisinde karmaşıklıkları ve illetleri teşhis etme noktasında Tahran’ın durumu özel bir yere sahip. İran devriminden bu yana iki ülke arasındaki çatışmanın arkası kesilmedi. Fakat Trump, Beyaz Saray’a geldiğinde durumlar daha da şiddetlenmeye başladı. Trump, 5+1 ve İran arasında imzalanan nükleer anlaşmadan çekildi. İran’a karşı kapsamlı yaptırım çemberi büyüdü. Öyle ki mollalar ülkesinde hayat, her yönüyle felce uğradı. İran’ın Basra Körfezi’ndeki askeri hareketliliği ve deniz trafiğini tehdit etmesi nedeniyle ABD, bölgeye hava ve deniz gücü sevk etti. İran’ın tepkisi, mafyanın prangaya vurulmasına yol açtı. Şöyle ki İtalyan mafyası, kurbanlarını iple boynundan bağlayıp bacaklarına kadar ipi uzatıyor ve ellerini gerdirip sıkıca bağlıyordu. Issız bir yere bırakılan kurban, hareket ettikçe ip, kurbanın boğazını sıkıyor ve kurban ölüyordu.

İşte bu şekilde Trump, Cumhuriyetçi Başkan Richard Nixon’ın teorisine göre savaşsız zaferler gerçekleştiriyor.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya