Suriye’de savaşın tarihi

Suriye’de savaşın tarihi

Çarşamba, 19 Haziran, 2019 - 09:45
Her birimizin Suriye devrimi ile ilgili her şeyi tartışması gerekiyor: Ne zaman bir devrim olmaktan çıkıp iç savaş tarafından yutuldu? Tekfirci terör ne zaman onun ya da onu ezmek isteyenlerin rahminden doğdu? Askeri bir boyut kazanması kendisine ne gibi zararlar verdi? Şehirler neden bu devrimde yer almadı? Dış güçlerin rolü neydi? Nasıl bir bilinç ile yönetildi? Hangi uygulama kendisine baskındı?

Bunların dışında ise tartışılması imkansız olan tek bir şey vardır; o da tarihtir.

Tarih doğası gereği, bilhassa uzlaşı ve görüş birliğinin az olduğu, içinde taşıdığı toplulukların bazen kendisini taşıyan bireylerin sayısı kadar çeşitli olan toplumlarda ortak bir “hafıza” oluşturamaz. Bu gibi toplumlarda herkesin uymak zorunda olduğu tek bir hafızadan bahsetmek, baskıcı ve örtük bir milliyetçi varsayımdır. Buna ek olarak hafıza tanım olarak seçicidir. Bu seçiciliği, kendisinin manipülasyona maruz kalmasına yol açarken zamanın geçmesi ise kendisini zayıflatarak unutulmaya maruz bırakır. Diğer yandan zamanın geçmesi daha fazla bilgi ve daha çok keşif içerdiği için tarihi zayıflatmaz, bilakis onu daha da güçlendirerek zenginleştirir.

Genel olarak hafıza tarihe göre daha bireyseldir. Tarih ise hafızadan daha nesneldir. Bu yüzden hafızalar savaşı kızıştığında arşivlerin kısmen yansıttığı katı tarihin hakemliğine başvurulur. Doğrusu Suriye devrimi ilk yılında -ne yazık ki bu aynı zamanda son yılıdır da- bir anlamda tarihe geri dönmüştür. Bu yılda devrim, tarihi yeniden keşfedip kendisine sahip olmaya çalışmıştı. Bayrağı olarak kabul ettiği ulusal bayrağı, askeri ve milliyetçi tabakaların enkazının altında arayarak ortaya çıkarmıştır. Tarih kurtarıcının gelmesini bekleyen bir ölüden ibaret bir şeye dönüşüp küçülmeden önce Suriye’de bir zamanlar partiler ve çok partili bir hayat, basın, meclis ve politikacılar olduğunu kendisine ve bütün dünyaya hatırlatmıştır. Her şey gibi tarihi de hedef alan darbelerin etkilerine karşı koymuştur.

Ama üstlendiği bu canladırıcı görev  de devrimin kendisi gibi bombardımana tutuldu.

Bugün Suriye rejimi askeri zaferine paralel olarak tarihte de bir zafere ulaşmaya çalışmaktadır. Sahte bir tarihe sahte bir sayfa daha eklemeye çabalamaktadır. Başlangıçlar büyük ölçüde sonları belirlediği için de bu tarihe başlangıç noktası olarak “komploları” seçmiştir. Bu komplo teorisine göre Suriye sağlıklı ve sağlam bir ülkeydi, halk liderine şükredip onu övüyordu ama dış güçler tarafından desteklenen tekfirci komplo bir gece ansızın kendisine saldırdı. Bu saldırıya maruz kalmadan önce ülke bir cennetti. Ama bununla birlikte bir cehenneme dönüştü. Bu ikisi arasında ise Başkan Beşşar Esed, 2011 öncesinde var olan o kayıp cenneti ger almak için mücadele etmektedir. Yaşananlar bir devrim değil, komplodur. Bunun için Suriyelilerin ve onların iyiliğini isteyen, egemenliklerini savunan herkesin en büyük arzusu bu eski cennet gibi ülkeyi geri kazanmaktır.

Dolayısıyla yakın bir zamanda ortaya çıkan bu “komplo” nedensiz ve temelsiz değildir. Komplo dışında hangi neden insanların cennette yaşamayı reddetmesini sağlayabilir?

Esed rejiminin tarihine ve tarihi kayıtlarına göre Suriye daha önce hiç baskıcı bir rejime ve zindanlarına, medyanın sesinin kesilmesine, partili muhalefetin ve sendikal bağımsızlığın engellenmesine tanık olmamıştır. Azınlık yönetimine dayalı yapıya, yoksulluğun artmasına, gecekondularda ve dışarıda iş fırsatlarının aranmasına, komşu Filistinlilerin ve Lübnanlıların bağımsız karar alma haklarına el konulmasına, Ürdünlülerin tehdit edilmesine, yenilgilerle dolu savaşlara girişilmesine şahit olmamıştır. 1982’deki Hama Katliamı ise kasıtlı bir söylentiden başka bir şey değildir.

Bu tarihi ve tarihi kayıtları tanımlayabilecek en hafif  kelime 'sahtekarlık'tır.

Suriyeli ya da Suriye’yi araştıran biri, mevcut trajedinini kökenlerini çeşitli kurucu aşamalara kadar izleyebilir. Örneğin Beşşar Esed’in 2000 yılında babasının yerine geçmesi bazılarına göre bir başlangıç noktasıdır. Çünkü bu adım ülkeyi bir nevi aile mülküne dönüştürmüştür. Yine 1970 darbesinin politikanın kamulaştırılmasının tamamlayıcısı olduğunu ve baba Esed’in teşvik ettiği ilahlaştırma eğilimini güçlendirdiği düşünülmektedir. 1973 savaşının güvenliğe dayalı rejimin tacını süsleyen bir inci olduğu, kendisine ulusal meşruiyet ve mali destek sağladığı söylenmektedir. Buna karşılık 1966 darbesinin ise aşırıcılık ve ideolojik arttırmalar ile sorundan sıyrılmayı sağladığına inanılmaktadır. Baas Partisi’ni iktidara taşıyan 1963 darbesinin  siyasi çoğulculuğu sona erdirdiği düşünülmektedir. Bunun yanında mevcut trajedinin “tarih öncesinde” bugünkü güvenlik ve askeri temelli Esed rejmi ile bir şekilde bağlantılı bir şey bulunabileceğine inanılmaktadır.

Bütün bunlar gerçekleşmesi mümkün olan ve bir dereceye kadar gerçeğe yakın olasılıklardır. Asıl gerçek ise Esed rejimini son kaynağı olarak gören bu olasılıkların bir araya getirilmesinden doğan öz varlık olabilir.

Bütün bunlar tek bir şey dışında tartşılmaya ve konuşulmaya açıktır; o da dış müttefiklerinin kendisini zafere taşıdığı bir kazananın yazdığı resmi Suriye tarihinin üzerine inşa edildiği yanıltıcı varsayımlardır. Bu kazananın yazdığı önsöz, Suriyelilerin kendisinden önce var olan sahte versiyonuna karşı direndikleri gibi kendisine de direnecekleri ve bir başka vahim sonuca götürecek başlangıçtan başka bir şey değildir. Çünkü bu başlangıçta da tarihlerinin kanları ile örtülen bir efsane ile değiştirildiğini göreceklerdir. Bu değişimden yükselen ses onlara 'verdiğiniz kurbanlar için yas tutamazsınız çünkü onlar tarihin değil komplonun çocuklarıdır' diyecektir. Ama unutulmamalıdır ki yas ile mühürlenmeyen üzüntü ve kederlerden korkulmalıdır.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya