İran bile savaş istemiyor

İran bile savaş istemiyor

Salı, 18 Haziran, 2019 - 09:45
Hiç kimse savaş istemiyor. Bu, askeri operasyon hazırlığı için Körfez’e ve İran’ın bölgesel sularına yakın yerlere çok sayıda askeri birlik toplayan ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin yanı sıra tüm Körfez ülkelerinin tutumudur. Aslında İran bile savaş istemiyor. Tahran hükümeti, ekonomik kriz nedeniyle içeride büyük bir baskıyla karşı karşıya. Lübnan ve Suriye’de vekâlet savaşlarına girmek için harcama yaptığı milisler, insanlardan sadaka istemeye başladı. İran, savaş istemiyorsa neden bölgenin ve uluslararası deniz trafiğinin güvenliğini tehdit eden provokatif eylemlerde bulunuyor?

İran, tarihte Arap bölgesinde uzun soluklu müzakere sürecinde kararlı stratejisini muhafaza etti. Örneğin; Tahran rejimi, Lübnan’da Mayıs 2008’de Hizbullah’a Beyrut’u işgal etmesi için talimat verdi. Güvenlik ya da tehlike kararının Tahran’dan geldiğini hisseden Lübnanlılar, acı bir kriz yaşadı. Askeri belirtilerin yok olmasına rağmen İran, politik bir güç ve birinci derecede karar yapıcı olarak Hizbullah’ın Lübnan’daki konumunu güçlendirdi.

İran, Filistinliler arasında da aynı rolü oynadı. Hamas ve İslami Cihat Hareketleri, İran’ın Gazze’deki vekilleriydi. İran’ın söz konusu iki hareketi desteklemesi sonucu 2007’den günümüze kadar Filistin safı ikiye bölündü. Tahran, Filistin konusunda kendisinin karar sahibi olduğunu düşünüyor. İran’ın Filistin üzerindeki emelleri sonlandırılmadığı sürece Filistinlilerin yeniden birleşmesi mümkün değildir. Suriye ve Yemen’de bu sahne tekrar etti. İran, Yemen’de askeri bir güç olarak mücadele etmeseydi; Yemen, Husilerin yıkım ve kaos alanı haline gelmezdi.

İranlı yetkililerin açıklamalarında Tahran’ın tutumu açık ve nettir: “İran, barış ve istikrara kavuşmadıkça bölge de barış ve istikrara kavuşmayacak.” İran rejimine yönelik gerçek savaş, ekonomik savaştır. Askeri saldırılar öncelik arz etmiyor. Bu, İran gerçeğini yansıtmakta olup İran’ın neden teyakkuz durumunda olduğunu açıklamaktadır. İran, ABD’yi savaşa teşvik etmiyor. Aksine Tahran, herkesin sıkıntı çekmesi için bölgenin ekonomik güvenliğini sabote etmeyi hedefliyor. Böylece Tahran, yaptırımlar konusunda müzakere tutumunu iyileştirecek.

İran petrol ihracatını sıfırlama kararından kısa bir süre sonra Washington, yaptırım çemberini genişleterek, petrokimya şirketleri ile Asya ve Avrupa’daki satış noktalarını yaptırım çemberine dâhil etti. 2016 yılında İran’ın petrol ihracatı, günlük yaklaşık 3 milyon varildi. Bugün ise bu sayı, 500 bin varile geriledi. Washington, yaptırımlar üzerinden Tahran rejimini kıskaca alıyor. En acı verici hareket, yaptırımları uygulamaya devam etmektir.

İran, tehdit ettiği şekilde Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğini engellemeye karar verdi. Açıkçası yıllardan beri Hürmüz Boğazı, Tahran rejimi için şah damarı konumundadır. Bugün Tahran, Hürmüz Boğazı’nı kullanan ülkelere zarar verme kaygısı güdüyor. İran, petrol taşıyan tankerlere saldırarak birtakım sonuçlara ulaşmaya çalıştı. Gemileri sigortalama oranı, yüzde 5’den yüzde 15’e yükseldi. Petrol fiyatları, yüzde 2’nin üzerine çıktı. Büyük nakliye şirketlerinin sahipleri, gemilerinin Körfez sularında hareket etmesinden endişelenmeye başladı.

İran; Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) birçok kez hedef alan Yemen’deki vekilleri aracılığıyla Washington ve müttefiklerini kışkırtarak kendini yeniden dikte ediyor. İran, istediği ve planladığı her şeyi elde etti. Fakat gerçek sorun şudur: İran, ABD seçim hesaplarının kendi çıkarına olduğunu görmesi için Körfez’deki deniz trafiğinin güvenliğini sarsmanın ne zamana kadar kendisine vakit kazandıracağını düşünüyor?

ABD’nin çekilmesine rağmen nükleer anlaşmaya bağlı kalacakları konusunda teminat veren Avrupalı dostları bile İran’dan vazgeçti. Ortamı sakinleştirmek için birkaç gün önce Tahran’ı ziyaret eden Almanya Dışişleri Bakanı, yaptığı açıklamada “Avrupalılar, İran’ın ekonomik gelir elde etmesini garantilemek için elinden gelen çabayı gösterecek. Fakat aynı zamanda onlar, mucize gerçekleştirecek güce de sahip değildir” ifadelerini kullandı.

İran’ın Suudi Arabistan’daki şehirleri hedef almaya devam etmesinin yanı sıra Körfez sularında uluslararası ticareti daha fazla germesi, bölgenin karşı karşıya kaldığı tehlikelerdir. Fakat zamana oynamak, kazanma ve kaybetme hesaplarında önemli bir durumdur. Washington’un Devrim Muhafızları’yla ilişkisi olan kişilere ve şirketlere yaptırım uyguladığı bir zamanda tankerlerin deniz rotalarını birleştirmek, tehlike oranını azaltmak için tankerlere daha fazla koruma sağlamak ve piyasaya yeniden güven vermek önem arz etmektedir. Bu dengeyi korumak suretiyle Velayet-i Fakih rejimi, içeride daha fazla baskıya maruz kalacak ve bölgedeki milisleri zayıflayacaktır. Meydana gelmesi halinde askeri operasyonların İran ve milisler için acı verici olacağı doğrudur. Ancak askeri operasyonlar, şu an bölgenin ihtiyaç duymadığı sonuçlara yol açacaktır.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya