Sudan: Sakıncalı olanı engellemek için hesaplı tavizler vermek

Sudan: Sakıncalı olanı engellemek için hesaplı tavizler vermek

Salı, 18 Haziran, 2019 - 09:15
Sudan şu anda hiç de iç acı olmayan olasılıklar ve uyarılarla dolu bir yol ayrımındadır. Vatandaşlar ile silahlı kuvvetler arasında çatışmalar yaşanabileceğine yönelik uyarılar, hem bu ülkeden hem de dünyadan birçok yetkili tarafından dile getirilmeye başlandı. Son uyarı da ABD'nin Afrika İşleri Müsteşarı Tibor Nagy tarafından yapıldı.

Nagy, Sudan’da yaşanabilecek muhtemel 4 senaryo olduğuna işaret etti. Bunlar, Devrik lider Ömer El-Beşir rejiminin geri dönmesi, Askeri Geçiş Konseyi yönetiminin devam etmesi, kontrolsüz kaos, Askeri Geçiş Konseyi (AGK)  ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin (ÖDBG) Afrika Birliği’nin yol haritası ve Etiyopya’nın arabuluculuk girişimine uygun bir geçiş süreci anlaşmasına ulaşması. ABD’li yetkiliye göre son senaryo çok daha kötü olan diğer 3 senaryo ile karşılaştırıldığında gelecekteki en iyi senaryo.

Birçok Afrika ve Arap ülkesi ile uluslararası güçler için Sudan’da yaşananlar ve şu anda içinde bulunduğu darboğazdan çıkması ile ilgilenmenin haklı gerekçeleri bulunmaktadır. Afrika’nın doğusunun şu anda yeni bir istikrarsızlık ya da kaos veya iç savaş durumuna hiç ihtiyacı yoktur. Çünkü bunlardan bir tanesinin bile yaşanması halinde ardından gelecek kanlı gidişatın ne kadar süreceğini, geniş bölgesel çevreye olan etkilerini hiç kimse kontrol ve tahmin edemez. Buna bir de her birinin Sudanlılardan önce kendi özel çıkarını ön plana çıkaran dış müdahaleler için oluşturacağı cazip ortamı eklemeliyiz.

Dolayısıyla memnuniyet verecek tek şey, güvenilir, bölgesel ve küresel destekli bir arabuluculuktur. Bu arabuluculuğun görevi, ilgili Sudanlı taraflar yani AGK ve ÖDBG arasındaki zorlu düğümü çözmek, halkın beklentilerini karşılayan ve herkes tarafından kabul edilen çoğulcu demokratik bir rejim kurmakla sona erecek bir geçiş sürecinde uyacakları rotası ve görevleri belirlenmiş bir yol haritası belirlemekte yardımcı olmaktır. Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile gerçekleştirilen görüşmelerin ardından ÖDBG’nin başlattığı sivil itaatsizlik kararını askıya alma adımı, bazılarına göre Etiyopya’nın oynadığı arabuluculuk görevinin sonuç vermeye başladığının bir göstergesidir. Bu adım Etiyopya arabuluculuğu için büyük bir önem ve sembole sahip olmasına rağmen durum bunun ötesine gidememiştir.

Sudan’a hala siyasi kutuplaşma ve ayrılık hâkimdir. Sivil itaatsizlik kararının arkasındaki güçler, büyük olasılıkla bu kararın iki ucu keskin bir bıçak gibi olduğunun farkındadır. Bu protesto biçiminin; bütün Sudanlıların günlük hayatları için taşıdığı büyük zorluklar, pazarlardaki olağan ticari hareket ile geçimlerini sağlayan basit insanların – ki sayıları çoktur-  geçim yollarını engellediği göz önüne alındığında uzun süre devam etmesinin vatandaşların eğilimlerinde keskin bir değişime yol açabileceğinin farkındadır. Nitekim birçok siyasi şahsiyet de sivil itaatsizlik eylemlerinin yarardan çok zarar verdiği gerekçesi ile sürdürülmesine itiraz etmektedir.

Bu tür kabul edilebilir uluslararası arabuluculuklar; aşırı siyasi kutuplaşma ve ilgili taraflar arasındaki güvensizlik durumlarında yaygındır. Nitekim 3 Haziran’da ordu karargahı önünde haftalardır süren protestoları bastırmak için düzenlenen ve bir dönüm noktası oluşturan operasyonun kanlı sonuçlarının ışığında bu 2 durumun yani siyasi kutuplaşma ve güvensizliğin, Sudan’daki güvenlik ve politik duruma hakim olduğu görülmektedir. Bu kanlı operasyon ÖDBG’nin AGK ile ilişkilerinde ek koşullar belirlemesi için bir takım nedenler oluşturmuştur. Bu koşulların en önemlileri ise doğrudan müzakareler yürütülmemesi, 3 Haziran olayları ile ilgili bağımsız bir uluslararası soruşturma yapılması çağrısı, yetkilerin sivil bir hükümete devredilmesi talebine bağlı kalınması, göstericilere yönelik bu kanlı operasyona karışanlardan hesap sorulması ve hâlihazırda durmuş olan internet hizmetlerinin geri dönmesidir.

Buna karşılık AGK; Etiyopya temsilcisi aracılığıyla açıkça doğrudan müzakarelere dönülmesi, iktidarın sivillere devredilmesi anlaşmasının tamamlanması, çeşitli noktalarda temel olarak üzerinde uzlaşılan konulardan yararlanılması, askeri bir komutanın başkanlığında egemenlik konseyi kurulması çağrısında bulundu. AGK ayrıca herhangi bir uluslararası soruşturma açılmasını reddederek bağımsız bir ulusal soruşturma ile yetinilmesi, ÖDBG ile müzakerelerin Sudan dışına ve özellikle de Addis Ababa’ya taşınmaması ve ülke içinde kalması konusunda diretti. Özellikle bu son noktalar göreceli olarak müphem görünmektedir. AGK kaynakları bu önerinin Etiyopya temsilcisi tarafından yapıldığını ve ÖDBG’nin bunu kabul ettiğine işaret etse de ÖDBG bunu yalanladı.

Aynı bağlamda AGK; ÖDBG ile müzakarelerin tıkanması halinde sivil bir geçici hükümet kurmak, meclis ve başkanlık seçimleri düzenlenmesi çağrısında bulunmak gibi elinde başka seçenekler olduğunu da düşünmektedir. Ama bütün bunların siyasi uzlaşı ile gerçekleşmesini tercih etmektedir. Bu tür adımların; birbirlerini ortadan kaldıramayacaklarını ve saf dışı bırakamayacaklarını, tek taraflı çözümlerin başarısızlığa mahkûm olduğunu iyi bilen taraflar arasında müzakerelerin tıkandığı anlarda başvurulan olağan bir siyasi baskı şekli olduğuna inanılmaktadır.

Mevcut hali ile durum tam bir siyasi durgunluğu yansıtmaktadır. Arabuluculuk girişimleri        – özellikle de Sudan’ın her ikisinin etkin bir üyesi olduğu Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi IGAD  ya da Afrika Birliği gibi büyük bölgesel kuruluşlar tarafından desteklenen-  bu durgunluğa tarafları ikna edici adımlarla son vermelidir. Muhtemel kaos senaryolarını engellemek için her 2 tarafı da esneklik göstermeye, hesaplı tavizler vermeyi kabul etmeye, geleceği inşa edecek noktalara ulaşmaya ikna etmelidir.

Oturma eylemlerinin sona erdirilmesi için düzenlenen operasyon ve büyük olasılıkla bu emri yerine getirenlerin uygulamadaki ciddi hataları nedeniyle akan masum kanların yol açtığı kolektif psikolojik etkiler göz önüne alındığında ÖDBG’nin doğrudan müzakereler konusundaki ısrarı bir süreliğine kabul edilebilir. Ama bunun yanında; hata yapanlardan hesap sorulması, adaletli geçiş ilkelerinin uygulanması, hayatlarını kaybedenler için uygun bir maddi ve manevi tazminat ödenmesinin kabul edilmesi, gelecekte benzer olayların tekrarlanmayacağının garanti edilmesi gibi şartları içeren kapsamlı bir uzlaşı planına ulaşana kadar Etiyopya-Afrika arabuluculuğu aracılığıyla iletişim süreci de güçlendirilmelidir.

Kısa vadede bu tür bir kapsamlı plana ulaşılması halinde AGK ile ÖDBG arasındaki doğrudan iletişim, doğal bir hale gelerek bütün temelleri ve ilkeleri üzerinde uzlaşıya varılmasının ardından iktidarın devredilmesini düzenleyebilir.

Bu tür çözüm formülleri dolaylı ve dolaysız bir şekilde 2 tamamlayıcı durumun varlığını gerektirir: Birincisi; toplum ya da devlet içerisindeki temel bir gücü ya da ulusal bir kuruluşu geçiş sürecinden dışlamamak ve yeni bir rejim kurmaya çalışmamaktır. Çünkü bu, ülkeyi bir iç savaşa sürüklemek anlamına geldiği için başarısızlığa mahkum bir formüldür. Doğru olan herkesin birbirini karşılıklı olarak tanıması ve kabul etmesidir. İkincisi; birinci ilkenin bir uzantısıdır ve bazılarının diğer taraflara karşı uyguladığı karalama eylemleri ve kışkırtmaların durdurulması ile bağlantılıdır. Bu ikisi taraflar arasında tesis edilecek güvenin temellerini oluşturmaktadır.

Siyasi durgunluğun mevcut haliyle devam etmesi durumunda herkesin aleyhine olacak zaman faktörü de göz önüne alındığında her 2 tarafın şartlarını hafifletmesi, sorun ve anlaşmazlık yerine ortak nokta ve uzlaşı arayışında olması herkes için iyi olacaktır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya