Şarku’l Avsat’a konuşan Avrupalı kaynaklar: “ABD ve İran arasında askeri bir çatışma yaşanmasını istemiyoruz”

Şarku’l Avsat’a konuşan Avrupalı kaynaklar: “ABD ve İran arasında askeri bir çatışma yaşanmasını istemiyoruz”

Pazar, 16 Haziran, 2019 - 14:15
​Paris / Mişel Ebu Necm
Avrupa ülkeleri, Körfez'de yaşanan son gelişmelere endişeyle bakıyor ve bölgenin güvenliği ve Avrupa çıkarları konusunda duydukları korkuları dile getiriyorlar.

Şarku’l Avsat’a konuşan Paris’teki Avrupalı diplomatik kaynaklar, Avrupa ülkelerinin ABD ile İran arasında askeri bir çatışmanın patlak vermesini istemediklerini dile getirdiler. Bu durum, ABD Savunma Bakanlığı tarafından ortaya konan ve İran'ın perşembe sabahı Umman Körfezi sularındaki Norveç ve Japon gemilerinin hedef alınmasından sorumlu olduğunun en temel kanıtı olduğu belirtilen video kesiti üzerine Avrupa başkentlerinin soğuk tepkisini açıklıyor.

Kaynaklar, İngiltere’nin bile meydana gelen olaylar hakkındaki Amerikan yorumunu onayladığını, ancak Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt’ın ‘hükümetinin olan bitene dair müstakil bir araştırma yapmak istediğini’ söylemekte tereddüt etmediğini dile getirdiler.

En olumsuz tepki, geçen hafta Körfez'deki gerginliği azaltmak amacıyla Tahran'ı ziyaret eden Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’tan geldi. Maas, yaptığı açıklamada, ABD tarafından yayınlanan videonun İran’ı suçlamak için yeterli olmadığını söyledi.

Avrupa ülkeleri, Amerikan tarafının İran dosyasına yaklaşmasında kararsız bir pozisyonda bulunduğunu ve bunun delilinin Başkan Trump'ın geçen baharda nükleer anlaşmadan çekildiği sırada hiç kimseyle istişarede bulunmaması olduğunu ifade ediyorlar. Ancak ABD Savunma Bakanı Vekili Patrick Shanahan, Amerikan’ın iki gemiye yönelik gerçekleştirilen saldırıların sorumluluğu konusunda kararlı olmasına rağmen, saldırgan tarafa karşı bir cevap verilmeden önce uluslararası bir uzlaşı tesis edilmesini istiyor. Nitekim Shanahan önceki gün yaptığı açıklamada, “Ortadoğu'da uluslararası bir sorunumuz var. Bu sadece bir Amerikan sorunu değil. John Bolton ve Mike Pompeo ile birlikte önceliğimiz, bu sorunla başa çıkmak için uluslararası bir fikir birliğinin tesis edilmesidir” ifadelerini kullanmıştı.

Sözü edilen diplomatik kaynakların ulaştığı sonuç, Washington’un deniz seyrüseferlerini korumak adına söz konusu saldırılara askeri bir operasyonla karşılık verme kararı alması durumunda,  -yaşananlardan İran’ın sorumlu olduğunu düşünseler bile- yanında kimseyi bulamayacağı yönünde. Kaynaklara göre böyle bir okuma, bir sonraki İran provokasyonlarına cevaben askeri bir operasyonla karşılık vermesi halinde Amerika’nın geniş bir cephe inşa etme için istişarelerde bulunmaya istekli olduğunu gösteriyor.

Kaynaklar, ilgi tarafların bugüne kadar savaş istemediklerini iddia etmeye devam ettiklerine dikkat çekiyorlar. Ancak Avrupalıları ve diğerlerini endişelendiren durum, tekrarlanan deniz saldırılarının ve Suudi Arabistan'daki sivil tesisleri hedef alan Husiler tarafından tırmandırılan askeri gerilimin, “hesaplardaki herhangi bir hatayı” açık bir çatışmaya dönüştürebilmesidir. Bu endişeyi arttıran bir diğer durum, Suriye’de Rusya ile ABD arasında veya Rusya ile İsrail arasında olduğu gibi ABD ile İran tarafları arasında doğrudan bir iletişim kanalının olmamasıdır.

Avrupalı kaynaklar tarafından ifade edilen bir başka endişe ise Körfez'deki durumun kötüleşmesi ve kontrolün dışına çıkması durumunda İran'ın nükleer anlaşmadan çekilmesi ihtimalidir. Bu Avrupa bakış açısına göre Tahran şu ana kadar Washington’un süre gelen aşırı baskılarına karşı stratejik sabırla cevap verdi ve Avrupa’nın nükleer anlaşmadan yararlanmaya devam etmesini kurulacak finansal mekanizma ile ilişkilendirdi.

Ancak kaynaklar iki sebepten ötürü son haftalarda İran yaklaşımında bazı değişimler olduğunu dile getiriyorlar. Bu sebeplerden ilki, tartışılmaya başlandığından bu yana 9 ay geçmesine rağmen Avrupa mekanizmasının henüz yürürlüğe girmemesidir. Bundan dolayı ABD yaptırımları, İran ekonomisi ve toplumu üzerindeki etkinliğini sürdürüyor. Bir diğer sebep ise İran’da, Başkan Trump'ın ikinci dönem başkanlık seçimlerini kazanmasının yüksek olduğuna dair bir kanaatin oluşmasıdır. Böylece doğrudan veya dolayı gerçekleşecek herhangi bir askeri çatışma Tahran'ın nükleer anlaşmadan çekilmesine ve tüm maddi ve teknik yetenekleriyle nükleer programını yeniden başlatmasına sebep olabilir. Avrupalı kaynakları, böyle bir durumun ‘bilinmeyene kapı açmak’ anlamına geleceğini düşünüyor ve bölgede bir nükleer silahlanma yarışışının başlamasına yol açabileceğini dile getiriyor.

Bu tür bir okuma, Şarku’l Avsat’a konuşan Avrupalı kaynakların bölgedeki tansiyonun yükselmesinden İran’ı sorumlu tutmadıkları anlamına gelmiyor. Nitekim kaynaklar İran’a karşı olan sert tutumlarını sürdürüyor ve balistik füze programları ve bölgesel politikaları nedeniyle İran’ı eleştiriyorlar.

Bütün bu konularda, Avrupa’nın tutumu ile Amerikan idaresinin yaklaşımı çoğunlukla birbirine paralel olarak gidiyor. Bu ise hedefler üzerinde bir fikir birliği olduğu, hedefe ulaştıracak araçlarda ise farklılık olduğu anlamına geliyor. Mesela bu farklılıklardan biri, halihazırdaki askeri baskıların açık bir savaşa dönüşmesi hususuna Avrupa’nın sıcak bakmamasıdır. Ancak yaşanan son gelişmeler, Avrupalıların özellikle korktuğu daha büyük savaşlara yol açabilir.

Editörün Seçimi

Multimedya