​İran ve çatışmayı tırmandırma

​İran ve çatışmayı tırmandırma

Pazar, 16 Haziran, 2019 - 09:00
Abdullah Utaybi
Suudi Arabistanlı yazar. İslami akımlar araştırmacısı
Tecrübe deneyim ile sabittir. İran’ın da Körfez bölgesinde güvenliği sarsmak konusunda büyük bir tecrübesi vardır. Seksenli yıllardan bu yana petrol ihracatını ve dünya enerji arzını engellemek ya da etkilemek için deniz mayınlarını kullanmaktadır. Bölgede ve dünyada bu konuda İran’dan daha deneyimli bir ülke yoktur. İran’ın takipçileri ve milis güçleri bile bu deneyime, yeteneğe ve güce sahip değildir.

İran rejimi; kendisine uygulanan boğucu uluslararası yaptırımların sonuç vermesini ve eski ve yıpranmış bir kart gibi düşmesini beklememeyi bilakis en başından beri gücünü kullanmayı seçtiğini gösterdi. Bu nedenle; Körfez ülkelerini ve petrol tankerlerini hedef alarak daha önce yetkililerinin açıklamalarında yer verdikleri tehdidi vurguladı. İran rejimi bu şekilde, tam anlamıyla zayıflama aşmasına gelmeden önce zamandan faydalanmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla bu saldırıları birbirine bağlamak ve işin içinde İran’ın parmağı olduğunu anlamak için son saldırının ardından ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun yaptığı açıklamalar gözden geçirilebilir.

İran rejimi doğrudan savaş çağrısı yapacak kadar aptal değil. Ama şu anda ikisi de birbirinden zor iki seçenek karşısında: Karşı çıkmak ya da boyun eğip teslim olmak. Görünüşe bakılırsa da müzakere şartlarını iyileştirmek için karşı çıkıp dayanmayı seçmiştir. Bu yüzden Japon arabuluculuğunu reddetti, Umman Körfezi’nde bir gemiye saldırdı ve Abha Uluslararası Havaalanı’nı hedef aldı. Daha önce de doğudan batıya uzanan Suudi Arabistan petrol hattını ve Fuceyra limanındaki gemileri hedef almıştı. Dolayısıyla İran rejimi terör yolunda ilerlemekte ısrarlı gibi görünüyor.

ABD yönetimi de ekonomik yaptırımlar ve siyasi boykot yanında İran’ın terörü desteklediğine, milis güçlerini kullandığına, yıkıma neden olduğuna ve başka ülkelerin içişlerine karıştığına  yönelik bütün gerçekleri ifşa ederek İran ile yüzleşme konusunda ciddi olduğunu gösterdi. Ama bugün sorulması gereken büyük soru şudur: İran’ın bu meydan okumasının ardından ABD askeri olarak karşılık vermeye mi seçecek yoksa İran rejimi ile doğrudan bir savaşa girmemeyi mi tercih edecek?

Kesin olmasa da muhtemelen ne bölge ülkeleri ne de ABD ve dünyanın pek çok ülkesi, hiç kimse doğrudan bir savaşı istememektedir. Dolayısıyla İran rejimi ateşle oynuyor diyebiliriz. Bu nedenle Trump yönetimi, İran’ın geçen hafta Umman Körfezi’ndeki terörist saldırılarını ifşa etmek konusunda kesin davrandı. ABD ordusu; Devrim Muhafızlarına ait bir botun, Umman Körfezi’ndeki bir dizi terörist saldırıları kapsamında bir gemiye düzenlenen saldırıda patlamayan mayını söktüğü anı açıkça gösteren fotoğrafları kamuoyu ile paylaştı.

İran rejimi; bu beyhude çabadan, terörü yayma ısrarından, enerji ihracatı yollarını tehdit etmekten ve uluslararası ticaret hatlarını olumsuz bir şekilde etkilemekten caydırılmalıdır. Bu, her tepkinin bir karşı tepki doğuracağını kanıtlayan sınırlı bir askeri operasyon ile gerçekleştirilebilir. Bunun yanında yaptırımlar maksimum etkiye ulaşana ve İran rejimi zayıflayıp kolay bir lokma haline gelene, hasta ve boğulmak üzere olana kadar bir süre tahammül edip sabretmek de akıllıca bir yöntemdir. Böylece kendisine boyun eğdirmek daha az maliyetli  olacak ve kendisine karşı herhangi bir savaşın sonucu garantili olacaktır. Bilhassa başta Körfez ülkeleri olmak üzere bölge ülkelerinin ekonomik olarak yükselmesi, dünya ülkeleri ile genişlettikleri uluslararası ortaklıklar da İran halkının kendi durumunu, yoksulluğunu ve maruz kaldığı baskı ile gelişen, kalkınan ve geleceğe yönelik şaşırtıcı rakamlar kaydeden bölge halklarını karşılaştırmasına yol açacaktır.

İran’ın tırmandırma politikası kapsamında Yemen, Suudi Arabistan, Afganistan, Irak ve diğer bölgelerde açıkça terörü tırmandırmıştır. İran bu kriz döneminde de en iyi bildiği şeye başvurmaktadır. O da terördür. Her ne kadar Obama yönetiminin tutumu, deklare ettiği İran ile yüzleşme stratejesine tamamen uygun olsa da İngiltere de İran’ın petrol tankerlerine saldırmasını ve uluslararası ticaret yollarını hedef almasını kınadı.

Arabuluculuk çabaları çerçevesinde Japonya Başbakanı ile görüşmesi sırasında Dini Lideri’nin aynı zamanda Umman Körfezi’nde bir Japon petrol tankerine saldırı düzenlenmesi emrini vermesi İran rejiminin ne kadar kibirli olduğunun bir kanıtıdır. Bu aynı zamanda; İran rejiminin diyaloğu, müzakareleri, terörden vazgeçmeyi reddettiği, terör saldırılarını sürdürmekte ve daha da tırmandımakta ısrar ettiğine yönelik bir mesajdır. Nitekim Başkan Trump da bu mesajı almış ve müzakere konusunda acelesi olmadığı karşılığını vermiştir.

Başkan Trump’ın birkaç ay içerisinde başkanlık seçimleri çalışmalarını başlatacağı göz önüne alan İran rejiminin, ABD’nin askeri müdahalesinin tamamen uzak bir ihtimal olduğunu düşünmesi büyük bir hatadır. Çünkü ABD, büyük bir çıkar söz konusu olduğunda ve ABD’nin, müttefiklerinin ve bütün dünyanın çıkarları tehdit edildiğinde savaş kararı almakta tereddüt etmeyecektir. Bu kararlar televizyon ekranlarında değil kapalı kapıların ardından alınacaktır. İran deniz güçlerini sınırlamak ve dünyanın çıkarlarını tehdit etmesinin önüne geçmek insanlık tarihinda görülen en güçlü ordu olan ABD ordusu için çok da zor bir görev değildir. Dolayısıyla yersiz güven ve rahatlık hem ülkeler hem de karar alıcılar için en büyük tehlikeleriden biridir.

Uzun savaşlar hızlı savaşların dili ile yürütülmez. Yine stratejik yüzleşmeler de kısa vadeli taktikler ile yürütülmez. Bu, tarihin mantığı, ülkelerin doğası ve liderler ile karar alıcıların nitelikleridir. Askeri güçten önce politik güce ulaşmanın önemi de buradan kaynaklanmaktadır. Bugün tüm veriler; uluslararası ticareti ve enerji arzı yollarını tehdit etme kararı almadan öncekine göre İran’a karşı bir uluslararası koalisyon kurma düşüncesine uluslararası düzeyde verilen desteğin artmakta olduğuna işaret etmektedir.

İran rejimi neredeyse boğulmak üzere olmasına rağmen kendisini kurtarmaya çalışmak yerine kıyıda kendisini kurtarmak için el uzatan herkese zarar vermeye çalışmaktadır. Nitekim politika ideoloji tarafından esir alınıp geçip gitmiş bir imparatorluğu yeniden canlandırma hayalleri kendisine hakim olduğu zaman ülkeler bu tür hatalara düşerler. Bütün bunlar karar alıcıları politik gerçeklikten ve mevcut verileri rasyonel bir şekilde değerlendirmekten alıkoyar. Petrol ihracatı hatlarını tehdit etmenin petrol fiyatlarını yükselteceği ve düşmanlara zarar vereceğine güvenmek inattan başka bir şey değildir. Çünkü bu, İran rejimine büyük politik kayıplara malolurken düşmanlarına olan etkisi sınırlı kalacaktır.   

Petrol istisnasız bütün dünya ülkeleri için önemli bir emtiadır. Onu manipüle etmeye, hassas dengelerini bozmaya çalışmak ve bu alanda huzursuzluk yaratma çabalarının sonucunu görememek İran’ın gerçekten de ateşle oynama eğiliminde olduğunu kanıtlamaktadır. Yine bu, kesintisiz 40 yıldır aynı yaklaşımı sürdüren İran rejiminden başka bu dünyada hiçbir ülkenin tehdit etmediği uluslararası barış ve güvenliğini hedef alan daimi riski tek bir seferde ortadan kaldıracak, dünyayı bu kötülüklerden kurtaracak bir kurtarıcı aramak için ülkelerden önce kişiler için büyük bir motivasyon oluşturmaktadır.

Son olarak; başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri, İran rejimini deşifre etme, politika ve ekonomide yaptığı aptallıklar nedeniyle dünyayı ona karşı harekete geçirmekte başarılı olmuştur.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya