İsveç Anlaşması’nın yeniden canlandırılması

İsveç Anlaşması’nın yeniden canlandırılması

Salı, 11 Haziran, 2019 - 09:15

Yemen’e dair imzalanan İsveç Anlaşması’nın üzerinden 6 ay geçti. Anlaşma yasal üslubu ile basit, imzalayan taraflara, yani meşru hükümet ile Husilere yükümlülüklerin dağıtılması açısından açık ve netti.

Anlaşmanın ilk ve en önemli maddesi 3 liman; Hudeyde,  El-Salif ve Ras-İsa limanlarında acil ateşkesi ile ilgiliydi. Bu, BM’nin öncelikli gündem maddesi olmasına rağmen BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths ne yazık ki gerçekleşmesini garanti edemedi. Husiler, Stockholm’de anlaşmayı imzalamalarından birkaç saat sonra yükümlülüklerini hiçe sayarak ateşkesi ihlal etmeye başladıklarında Griffiths hiçbir itirazda bulunmadı. Bu ihlaller aylarca devam etti ve İsveç Anlaşması’nın hiçbir anlamı kalmadı.

Çalışma koşulları zamansal ve dönemsel olarak değişmesine rağmen Yemen özel temsilcileri arasındaki ortak nokta, müzakere kapısını kapatması için Husi tarafını memnun etme çabalarıdır. BM, meşru hükümet ve askeri koalisyonun rasyonelliğine güveniyor ve bu nedenle onları kaybetmekten korkmuyor. Anlaşmayı yeniden aktifleştirmek ve Özel Temsilci’nin görevini başarı ile tamamlaması konusunda onlara güveniyor.

Yemen meşru hükümeti gerçekten de rasyonel. BM’nin 2 yıl önce Hudeyde’de hükümetin limanlarını denetleme talebini reddetmesi ama sonunda bu kararından geri dönmesi başta olmak üzere BM’nin tutumlarındaki birçok kusur ve hatayı aşabildi. Ama meşru hükümetin gösterdiği son öfkeli tepki, sabrının sona erdiğinin ve ihlallere karşı daha fazla sessiz kalmayacağının en iyi kanıtıdır.

BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths kendisini Cenevre’de hayal kırıklığına uğratmalarına rağmen Husileri harekete geçirmek ve Stockholm’deki müzakerelere katılmalarını sağlamak için büyük bir sabır gösterdi. Ardından Stockholm Anlaşması’nın uluslararası yasal değerini dikkate almayarak sürekli ihlal etmelerine katlandı.

İhlal ettikleri bütün taahhütlere ve Hudeyde’de güvenlik ve insani duruma karşı kayıtsızlıklarına rağmen Husilerden ümidini kesmedi. Martin Griffiths, Husilerin kendisine limanlardan çekildiklerini bildirmelerinin ardından yeniden yayılma planının başarılı olduğunu açıklamasından ve gösterdikleri iş birliği için bütün taraflara teşekkür etmesinden sonra çok geçmeden, dünyanın bunun bir yanıltmadan ibaret olduğunu keşfetmesi ile uluslararası toplum karşısında zor durumda kalmasına rağmen bundan vazgeçmedi.

Husiler limanlardan çekildiklerini iddia ederek kendi adamlarına güvenlik güçlerinin ortak üniformasını giydirdi. Unsurlarını sahil güvenlik adı altında limanlara yerleştirdi.

Doğrusunu isterseniz bizler BM Özel Temsilcisi’ne acıyoruz. Çünkü Yemen’den arzu ettiği başarıyı gerçekleştirmiş olarak ayrılmak için Husilerin taahhütlerine saygı duymalarını umarak yaklaşık 6 aydır boş bir dairenin içinde dönüp duruyor. BM Özel Temsilcisi her ne kadar İngiltere’nin BM Daimi Temsilcisi ve İngiltere Dışişleri Bakanlığı tarafından desteklense de Husilerin Stockholm Anlaşması’ndan çekildiklerini deklare etmek konusundaki isteksizliğinin gölgesinde başarılı olma ihtimali pek mümkün görünmüyor

Hudeyde ve limanları insani yardım açısından büyük bir öneme sahip. Zira insani yardımlar ancak bu limanlar aracılığıyla yapılabiliyor. Ama yardımlar silahlı Husi milisler tarafından çalınarak satıldığı için ihtiyaç sahiplerine ulaşamıyor. Bunun yanında Hudeyde; silah kaçakçılığı ve Husilere finans ve yakıt yardımlarının ulaştırılmasının tek yoludur. İsveç Anlaşması ise Husilerin limanlar üzerindeki kontrolünü sona erdirmekte ve limanlardan elde edilen gelirleri Merkez Bankası’na yönlendirmektedir. Bu da Husilerin önemli bir gelir kaynağını kaybedecekleri anlamına geliyor.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in gelecek günlerde Yemen hükümeti üyeleri ile görüşmek ve Griffiths hakkındaki şikâyetlerini dinlemek için BM Genel Sekreteri Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Rosemary DiCarlo’yu Riyad’a göndermesi bekleniyor. Bana göre kendisi, Riyad’a sadece şikâyetleri dinlemek için gelmeyecek. Çünkü Yemen Cumhurbaşkanı birkaç hafta önce Genel Sekreter’e BM Özel Temsilcisi’ne yönelik eleştirilerini aktarmış ve Husi milislerin ihlallerine karşı sessiz kalarak tarafsızlığını kaybettiğini iletmişti.

BM, yaptığı bir dizi hatanın ardından Yemen hükümetinin güvenini yeniden kazanmaya çalışıyor ki bu da bölgede barışın ve güvenliğin geleceği için çok önemlidir. BM’nin günümüzde Libya, Suriye ve diğer bölgelerde görüldüğü gibi uzlaşı ve sorunları çözme çabasıyla görevlilerini çatışma bölgelerine gönderdiği doğrudur.

Ama bana göre BM’nin en önemli rolü, uluslararası toplumu sahadaki gerçek durum ile ilgili bilgilendirmesidir. Çünkü gerçeklerin süslenmeden ve birilerini memnun etmeye çalışmadan sunulması çatışan taraflara yükümlülüklerini hatırlatacak ve dünyanın gerçeklere ve gelişmelere göre adaletli bir şekilde hüküm vermesini sağlayacaktır. BM Yemen Özel Temsilcisi ne yazık ki Husilerin tekrarlanan hatalarını görmezden gelerek ve siyasi ergenliklerine, ahlaki ve insani sorumluluklarından kaçmalarına sabrederek sanki BM temsilcisi değil de ülkesinin elçisi gibi davranmıştır.

Bu diplomasi, Husilerin davranışlarını etkileyen en önemli faktörün kendisini fiili olarak kontrol eden ve onun emirleri doğrultusuna hareket ettiği ülke olan İran’a yönelik uluslararası tutum olduğunu görememesine neden olmuştur. Lübnan ve Suriye’de Hizbullah ve Irak’ta Haşdi Şabi gibi silahlı uzantılarından güç alan da Husilere silah ve finans yardımı yapan da İran’dır. Griffiths’in müzakere yeteneği ne kadar iyi olursa olsun İran’ı Yemen’deki olayların bağlamından ayırması mümkün değildir.

Şimdi ise BM’nin ateşkesin denetlenmesi ve yeniden yayılma için silahlı uluslararası gözlemciler göndermek niyetinde olduğundan söz ediliyor. Yani Yemen’e İsveç Anlaşması’nın maddelerinin uygulanmasını sağlayacak bir BM silahlı gözlem gücü gönderilecek. Eğer bu doğru çıkarsa ve uygulanırsa bu, BM’nin Yemen’de attığı ilk kesin adım olacak. Elbette Husilerin bu adımı kabul edecekleri şüphelidir. Çünkü daha önce de BM ekibinin limana giriş talebini görmezden gelmişlerdi.

Husiler kaçmayı ve yükümlülüklerini yerine getirmemeyi sürdüreceklerdir. Çünkü bu, İran’a bağlı silahlı grupların bilindik politikasıdır. BM eğer İran’ı dikkate alarak hesaba katmazsa Husilerin yükümlülüklerini yerine getirmelerini büyük beklentilerle beklemeyi sürdürecektir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya