Arreeh Sokağı dizisi ve tarihin kapıları

Arreeh Sokağı dizisi ve tarihin kapıları

Cumartesi, 8 Haziran, 2019 - 09:45

Ramazan ayında yayınlanan bir Libya yapımı televizyon dizisi, Libya tarihinin bir bölümüne ışık tuttu.

Adı “Zenget Arreeh” (Arreeh Sokağı) olan dizinin sahneleri başkent Trablus’un eski tarihi şehir mahallesinde çekildi.

Trablus şehrinin kadim dar sokaklarından biri olan bu sokakta çekilen dizide, İkinci Dünya Savaşı sonrası İngilizlerin Libya’da bulundukları dönem anlatıldı. Bu dizi; Libya’nın modern tarihininin dönümlerinden birini dizi formunda ele alan bir yapım ortaya çıkarmaya yönelik Libyalıların giriştiği ilk denemedir.

Şüphesiz, teknik olarak dizide birçok hata vardı. Ama olumlu yönü; kendinden önceki dönemi hatırlatan ve kendinden sonra gelen döneme ışık tutan önemli bir döneme bir bakış atıyor olmasıydı. Günümüzde eski ya da ve modern olsun tarih okumaları kısıtlı bir hale geldi. Farklı yaş gruplarından takipçileri bulunan televizyon dizilerinin ise yeni nesli geçmişte hayatın nasıl olduğunu araştırmaya teşvik ettiği kesindir. İçerik ve biçim açısından dizinin içeriği konusunda izleyiciler farklı görüşlere sahipti. Bizatihi bunun olumlu olduğunu düşünüyorum çünkü izleme zevki ile değerlendirmeyi bir araya getiren izleme kapasitesi ve ayrıntılara dikkatin  bir kanıtıdır. Dizinin olayları, Türk döneminde ve modern Trablus’un kuruluşunun başlangıcında hayatın merkezinde yer alan eski Trablus şehrinin küçük bir alanında geçmektedir. Bu mekanın özelliği uzun yıllar içerisinde Türk, İtalyan, Maltalı, Yahudi, Müslüman olsun birçok farklı etnik ve dini grupları bir araya getirmiş olmasıdır. Dünyanın çoğu ülkesinde liman kentleri kozmopolit, çeşitlilik ve bir arada yaşama özelliklerine sahiptir. Trablus da 19. yüzyılın ortalarından itibaren genelde Karamanlı Hanedanı özelde şiddetli ve maceracı genç Karamanlı Yusuf Paşa yönetimi altında macera, şiddet ve endişe dolu bir dönem geçirmiştir.

Şehir o dönemde Akdeniz ve Afrika ülkelerinin buluşma noktasıydı. Dolayısıyla bütün bunlar şehrin toplumsal dokusunda uzun ve geniş bir etki bırakmıştır. Başkent Trablus’un diğer Libya bölgeleri üzerindeki kontrolü ve aynı şekilde merkeze yani Osmanlı Devleti’ne bağlılığı dönem dönem dalgalanmalar yaşasa da dış bilhassa Avrupa kaynaklı müdahaleler çoğu zaman kesilmemiştir.

Arreeh Sokağı dizisinin konusu; geçen yüzyılın ellili yıllarında İtalya’nın yenilgiye uğrayıp Libya’dan çekilmesinin ardından İngiltere’nin Barka ve Trablus’un Fransa’nın ise Fizan bölgesinin yönetimini üstlendiği bir dönemde geçmektedir. Dizinin olaylarının geçtiği mekan sınırlı olmasına rağmen içeriği; aynı zamanda hem tarihi kapsayan hem de renkli ve aktif sosyal, kültürel oluşumun derinliklerine dalan bir “kodlama” olarak okunabilir. Çünkü kendisi bir belgesel çalışması değil kapsamlı ve yaratıcı bir sanat çalışmasıdır. Şüphesiz bu çalışma; genişliği, çeşitliliği ve hareketliliği ve yoğunluğu ile olaylar yönünden zengin ve büyük bir rezerve sahip Libya’nın tarihini ele alacak diğer televizyon dizilerinin de önünü açacaktır. Arreeh Sokağı dizisinde Yahudi varlığına; siyasi, ekonomik ve sosyal hayatta zaman veya eylem açısından olsun azımsanmayacak kadar yer verildi. Bu da beni “Kuzey Afrika’da Seyahat” adlı kitabı bir kez daha okumaya itti. Kitabın yazarı olan Dr. Nahum Slouschz; Yahudi asıllı bir Fransız ve Sorbonne Üniversitesi’nde Yahudi Araştırmaları profesörü ve Fransız Edebiyat ve Belge Akademisi üyesidir. 380 sayfalık Arapça çevirisinin çeviren ise El-Tayyib El-Zübeyr’dir.

Libya’yı 1909 yılında Vali Pecep Paşa zamanında ziyaret eden yazar; Dünya Yahudi Kongresi’nin Yahudilerin ulusal vatanı olmaya uygun olup olmadığını araştırması içn Libya’nın Cebel-i Ahdar bölgesine gönderdiği heyetin bir üyesiydi. Dr. Nahum Slouschz, içindeki insanlar, tarihi ve mimari eserler ile Mağrip ülkelerinin Yahudi medeniyetinin bir ürünü olduğuna inanmaktadır.Ona göre bu ülkelerde yaşayan kabilelerin büyük bir çoğunluğu köken olarak Yahudiydi. Nahum kitabının birinci bölümü 15. sayfasında şöyle der:” “Şehirde kaldığım süre içerisinde şehrin nüfusunun 40 ila 50 bine ulaştığını gördüm. Yerli nüfusa ek olarak şehir halkı; Berberi, Yahudi, Arapça konuşan bir grup Hıristiyan Maltalı, ülkenin İtalya tarafından işgal edileceğini tahmin eden İtalyanlardan oluşuyordu. Adına “El-Hara” denilen kendilerine özel bir mahallede yaşayan Trablus Yahudilerinin sayısı ise 14 binden fazlaydı”. Nahum’a göre Yahudiler, nüfusun çeyreğini oluşturmaktadır. Hattaşehrin toplam nüfusundan Arap olmayanlar çıkarıldığında bu oran çok daha fazladır. Yahudi heyetin bir üyesi olan Nahum’un kitabını anmışken, Dünya Yahudi Kongresi’nin Libya’ya gönderdiği ve Nahum’un da içinde bulunduğu heyetinyerine getirmekten sorumlu olduğu temel misyonun doğasını yani Barka’daki Cebel-i Ahdar bölgesinde bir Yahudi ulus vatanı kurulması projesine de değinmeliyiz. Siyonist hareketi seyri boyunca temel olarak, belirli bir toprak parçasındaki tarih, din ve insani varlığı gibi değişmezlere dayanmıştır. Hatta Nahum kitabında buna bir şey daha eklemiştir o da Trablus’un Yahudi dininin kuruluşundaki katkısıdır. Bu nedenle Nahum, Yahudi vatanının Libya’da bir kurulmasını destekleyen grup arasındaydı.

Kurulacak Yahudi devletinin Filistin’de olmasında ısrar eden sesler ise projelerini, efsane ve Tevrat’tan metinlerden bir araya getirilmiş tarihi ve dini temellere dayandırıyorlardı.

Libya’da ve çoğunlukla Trablus’ta yaşayan sivil İtalyanlar, yenilginin ardından Libya’dan çekilen İtalya ordusu ile birlikte ülkeyi terk etmemiş ve ülkede kalarak ticaret, tarım ve sanayi alanlarında faaliyet göstererek Libyalılar ve diğer etnik gruplar ile birarada yaşamışlardı. İtalyanlardan sonra şehrin yönetimini ve güvenliğini üstlenen İngilizler, bazı toplumsal gruplar ve özellikle de bazı seçkin unsurlar ile ilişkiler kurdular. Bu dönemde; Türklerin hakimiyeti altında geçen yüzyıllar ve İtalyan sömürgesi altında çekilen acıların ardından Libyalılar arasında bağımsızlık ateşi yandı ve bağımsızlığı savunan siyasi partiler kuruldu. Ülkedeki İngiliz siyasi ve güvenlik unsurları arasında da Arapçayı bilen ve Arapların psikolojik ve kültürel yapısını bilen kişiler vardı. Trablus’taki eski şehir; renkli geçmişin pekiştirdiği farklılıkların baki kaldığı bir yapıda, yılların birikimi ile etkileşimde olan bir dönemde eşsiz bir insani oluşumu temsil ediyordu. Yeni İngiliz yönetiminin getirdiği dini inanç ve etnik kimliğin farklılığına rağmen mahalle halkı arasındaki karşılıklı bağlar, miras alınmış yaşam tarzı zevkle sürdürülmesinde etkin olmayı sürdürmüştür. O dönemde ticaret, ekonomik bir faaliyetti ve kendine has sosyal ritüellere sahipti. Keza dini bayramlar ve kutlamalar da özel ritüellere sahipti. Sosyal oluşumlar arasındaki iletişim sisteminin de kendisini sarsan bütün gerilimlere rağmen süslü renklerini kaybetmeyen bir haritası vardı. Dizide de görüldüğü gibi dertleri ve tasası ile hayat; farklı seslerden oluşan bir grupun çaldığı, sıkıntı ve acılar sahnesinde bir yükselen bir alçalan çeşitli ritim ve fonların yükseldiği bir operet müziği gibidir. Yani ne olursa olsun ortak yaşam kalıcılığını korumuştur.

Arreeh Sokağı dizisi; yakın bir tarihi görüntü olarak yeniden canlandıran tarihi bir dizidir. İç ve dış güçlerin harekete geçirdiği siyasi ve sosyal yeniliklerin gizli başlıkları yanında insanların günlük yaşamlarındaki eylemlerinin neden olduğu etkileşimlerin serpiştirildiği hayatın sıradan ayrıntılarına yoğun bir şekilde yer veren bir dizidir.

Yerli ve sınırlı bölge adlarını taşıyan dizi ve filmler aracılığıyla tarihi hatırlamak, Libya’dan önce Mısır’da “Layaly El Helmeya” ve “Bevabatul El-Mutvelli” gibi dev yapımlarla, Suriye’de ise “Babul Hara” dizisi ile başlamıştır. Bu yapımlardan her birinin, sosyal, kültürel ve siyasi miras ve olayların çeşitliliği ile kendine özel bir tadı vardır. Sokakları, fırtınaları, şehirleri, vahaları, dağları ve çölleri ile dönemlerin birbirine karıştığı, zaman ve ve mekan boyunca çeşitlendiği Libya’nın eski ve modern tarihi; olayları ve özellikleri açısından yoğun ve zengin olsa da kendisini ele alan yapımlar hala sınırlıdır.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya